![]() |
|
||||||
| Yabancı Dil Yabancı dil aslen başka bir ülkeden gelen bir dildir. |
| ||
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
|
|
#1 |
|
Çevrimdışı
|
300 Words
300 Words 1. **Ebullient**: Her ebullient personality illuminated the room, **imbuing** it with warmth and excitement. *(Neşeli kişiliği odayı aydınlattı, sıcaklık ve heyecan kattı.)* 2. **Serendipity**: The serendipity of finding an old friend in an unfamiliar city was an unexpected joy. *(Beklenmedik bir şehirde eski bir arkadaşı bulmanın şans eseri olması beklenmedik bir mutluluktu.)* 3. **Pernicious**: The pernicious influence of the unchecked rumor began to erode trust within the community. *(Kontrolsüz söylentinin zararlı etkisi, topluluk içinde güveni aşındırmaya başladı.)* 4. **Lugubrious**: His lugubrious demeanor after the loss was a testament to his deep sorrow. *(Kaybın ardından kederli hali, derin üzüntüsünün bir kanıtıydı.)* 5. **Ephemeral**: The ephemeral beauty of the sunrise was a reminder of the transient nature of life. *(Güneş doğumunun kısa ömürlü güzelliği, hayatın geçici doğasını hatırlattı.)* 6. **Sycophant**: The sycophant’s constant flattery was tiresome and disingenuous. *(Yalakanın sürekli pohpohlaması yorucuydu ve samimiyetsizdi.)* 7. **Obfuscate**: He tended to obfuscate the truth with complex jargon, confusing his audience. *(Gerçeği karmaşık jargonla karıştırarak dinleyicisini şaşırtma eğilimindeydi.)* 8. **Quixotic**: His quixotic quest to find the mythical city was both admirable and foolish. *(Efsanevi şehri bulma arayışı hem hayranlık uyandırıcı hem de aptalcaydı.)* 9. **Pulchritudinous**: Her pulchritudinous appearance left everyone in awe. *(Güzelliği herkesi hayran bıraktı.)* 10. **Ebullition**: The ebullition of the crowd was palpable as they cheered for their team. *(Kalabalığın heyecanı takımını alkışlarken elle tutulur gibiydi.)* 11. **Munificent**: His munificent donation greatly benefited the charity. *(Onun cömert bağışı hayır kurumuna büyük fayda sağladı.)* 12. **Obdurate**: Despite the pleas, he remained obdurate in his decision. *(Yalvarışlara rağmen kararında inatçı kaldı.)* 13. **Recalcitrant**: The recalcitrant student refused to follow the rules. *(İnatçı öğrenci kurallara uymayı reddetti.)* 14. **Acerbic**: Her acerbic wit often left others speechless. *(Onun keskin zekası çoğu zaman diğerlerini nutkusuz bırakırdı.)* 15. **Nepotism**: Accusations of nepotism tarnished his reputation. *(Kayırmacılık suçlamaları onun itibarını lekeledi.)* 16. **Reticent**: He was reticent about sharing his personal life. *(Kişisel hayatını paylaşma konusunda ketumdu.)* 17. **Zephyr**: The gentle zephyr brought a much-needed respite from the heat. *(Hafif meltem sıcaktan çok gerekli bir rahatlama getirdi.)* 18. **Chimerical**: His chimerical ideas were intriguing yet impractical. *(Hayalperest fikirleri ilginç ama uygulanamazdı.)* 19. **Effulgent**: Her effulgent smile brightened everyone's day. *(Parlayan gülümsemesi herkesin gününü aydınlattı.)* 20. **Disingenuous**: His disingenuous apology did little to mend the rift. *(Samimiyetsiz özrü, arayı düzeltmek için pek işe yaramadı.)* Benzer Konular:
![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#2 |
|
Çevrimdışı
|
21. **Susurrus**: The susurrus of the leaves in the wind was a soothing backdrop to our walk. *(Rüzgarda yaprakların fısıltısı, yürüyüşümüze huzur verici bir fon oldu.)*
22. **Halcyon**: The halcyon days of summer were filled with laughter and leisure. *(Yazın sakin günleri, kahkaha ve dinlenmeyle doluydu.)* 23. **Peregrinate**: He decided to peregrinate through the countryside, seeking inspiration for his novel. *(Romanı için ilham arayarak kırsal bölgede dolaşmaya karar verdi.)* 24. **Garrulous**: The garrulous neighbor could talk for hours without taking a breath. *(Çenebaz komşu, saatlerce nefes almadan konuşabilirdi.)* 25. **Recondite**: The professor's lecture on quantum mechanics was filled with recondite details. *(Profesörün kuantum mekaniği dersi, anlaşılması zor detaylarla doluydu.)* 26. **Lissome**: The lissome dancer moved with an effortless grace that captivated the audience. *(Zarif dansçı, seyirciyi büyüleyen zahmetsiz bir zarafetle hareket etti.)* 27. **Eschew**: He chose to eschew social media to focus on his studies. *(Sosyal medyadan uzak durmayı, derslerine odaklanmak için seçti.)* 28. **Flummox**: The complex puzzle flummoxed even the brightest minds in the group. *(Karmaşık bulmaca, gruptaki en parlak zihinleri bile şaşırttı.)* 29. **Ebullient**: Her ebullient personality was contagious, lifting everyone's spirits. *(Neşeli kişiliği bulaşıcıydı, herkesin moralini yükseltti.)* 30. **Sagacious**: The sagacious elder offered wisdom that guided the community through difficult times. *(Bilge yaşlı adam, topluluğu zor zamanlarda yönlendiren bilgelik sundu.)* 31. **Propinquity**: The propinquity of their homes fostered a close-knit friendship. *(Evlerinin yakınlığı, sıkı bir dostluk geliştirdi.)* 32. **Perfidious**: His perfidious actions revealed a character devoid of loyalty. *(Onun hain eylemleri, sadakatten yoksun bir karakteri ortaya çıkardı.)* 33. **Effulgence**: The effulgence of the setting sun painted the sky in vibrant hues. *(Batan güneşin parlaklığı, gökyüzünü canlı renklerle boyadı.)* 34. **Caliginous**: The caliginous atmosphere of the old mansion was both eerie and intriguing. *(Eski malikanenin karanlık atmosferi hem ürkütücü hem de ilgi çekiciydi.)* 35. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the cherry blossoms made their beauty even more precious. *(Kiraz çiçeklerinin kısa ömürlü doğası, güzelliklerini daha da değerli kıldı.)* 36. **Circumlocution**: His circumlocution made the simple explanation unnecessarily complex. *(Onun dolambaçlı konuşması, basit açıklamayı gereksiz yere karmaşık hale getirdi.)* 37. **Susceptible**: Young children are more susceptible to the flu. *(Küçük çocuklar gribe daha yatkındır.)* 38. **Voracious**: Her voracious reading habits led her to devour countless books. *(Doymak bilmez okuma alışkanlıkları onu sayısız kitap yutmaya götürdü.)* 39. **Ebullience**: The team's ebullience was evident as they celebrated their victory. *(Takımın coşkusu, zaferlerini kutlarken belirgindi.)* 40. **Tenebrous**: The tenebrous cave was filled with secrets waiting to be discovered. *(Karanlık mağara, keşfedilmeyi bekleyen sırlarla doluydu.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#3 |
|
Çevrimdışı
|
41. **Pulchritude**: The pulchritude of the ancient architecture, replete with elaborate carvings and exquisite details, was awe-inspiring. *(Eski mimarinin, ayrıntılı oymalar ve muhteşem detaylarla dolu güzelliği, hayranlık uyandırıcıydı.)*
42. **Obfuscation**: His deliberate obfuscation of the facts led to a labyrinthine narrative that few could follow. *(Gerçekleri kasten örtbas etmesi, az kişinin takip edebildiği dolambaçlı bir anlatıma yol açtı.)* 43. **Indubitable**: The evidence presented was so compelling and indubitable that it left no room for doubt. *(Sunulan kanıtlar o kadar ikna edici ve tartışmasızdı ki, şüpheye yer bırakmadı.)* 44. **Magnanimous**: In a magnanimous gesture, she forgave her adversary, showcasing unparalleled grace and maturity. *(Büyük bir jestle, düşmanını affederek, benzersiz bir zarafet ve olgunluk sergiledi.)* 45. **Epistolary**: The novel’s epistolary format, consisting of a series of letters, provided a unique narrative perspective. *(Romanın, bir dizi mektuptan oluşan mektup tarzı formatı, benzersiz bir anlatım perspektifi sağladı.)* 46. **Quiescent**: The volcano had been quiescent for centuries, its dormant state deceiving those who underestimated its latent power. *(Yanardağ yüzyıllardır hareketsizdi, uyku halinde olan durumu, gizli gücünü hafife alanları kandırdı.)* 47. **Ignominious**: His ignominious defeat in the debate was a stark contrast to his previous victories. *(Tartışmada aldığı utanç verici yenilgi, önceki zaferleriyle keskin bir tezat oluşturdu.)* 48. **Sagacity**: Her sagacity in financial matters ensured the prosperity of her business through turbulent times. *(Finansal konulardaki bilgeliği, işinin zorlu zamanlarda da refahını sağladı.)* 49. **Expostulate**: Despite his friends' efforts to expostulate, he remained obdurate in his unwise decision. *(Arkadaşlarının itiraz çabalarına rağmen, akılsız kararında inatçı kaldı.)* 50. **Lachrymose**: The lachrymose scene in the movie moved the audience to tears, evoking deep emotions. *(Filmin göz yaşartıcı sahnesi, izleyicileri derinden etkileyerek gözyaşlarına boğdu.)* 51. **Nebulous**: The details of the plan were so nebulous that it was challenging to discern its true objectives. *(Planın detayları o kadar belirsizdi ki, gerçek hedeflerini anlamak zordu.)* 52. **Propitiate**: He attempted to propitiate the angry crowd with promises of reform and reparations. *(Kızgın kalabalığı reform ve tazminat vaatleriyle yatıştırmaya çalıştı.)* 53. **Refulgent**: The refulgent light of the sunrise bathed the landscape in a golden hue. *(Gün doğumunun parlak ışığı, manzarayı altın bir tonla yıkadı.)* 54. **Spurious**: The spurious claims made against her were quickly debunked by solid evidence. *(Ona karşı yapılan sahte iddialar, sağlam kanıtlarla hızla çürütüldü.)* 55. **Temerity**: His temerity in speaking out against the corrupt officials earned him both respect and enmity. *(Yolsuz yetkililere karşı konuşma cesareti ona hem saygı hem de düşmanlık kazandırdı.)* 56. **Ubiquitous**: The ubiquitous presence of smartphones has revolutionized how we communicate and access information. *(Akıllı telefonların her yerde bulunan varlığı, iletişim kurma ve bilgiye erişme şeklimizi devrim niteliğinde değiştirdi.)* 57. **Vitriolic**: His vitriolic remarks were intended to provoke and cause distress among his opponents. *(Onun zehir zemberek sözleri, rakipleri arasında kışkırtma ve rahatsızlık yaratma amacı taşıyordu.)* 58. **Wistful**: She cast a wistful glance at the old photograph, reminiscing about the bygone days. *(Eski fotoğrafa hüzünlü bir bakış attı, geçmiş günleri anımsayarak.)* 59. **Xenial**: The host's xenial hospitality made every guest feel exceptionally welcomed. *(Ev sahibinin konuksever misafirperverliği, her misafiri olağanüstü karşıladı.)* 60. **Yen**: He had a profound yen for adventure, which often led him to far-flung destinations. *(Maceraya derin bir özlem duyuyordu, bu da onu sık sık uzak yerlere götürüyordu.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#4 |
|
Çevrimdışı
|
61. **Sagacious**: His sagacious advice, though initially misunderstood, ultimately proved to be invaluable. *(Onun bilgece öğütleri, başta yanlış anlaşılsa da, sonunda paha biçilmez olduğunu kanıtladı.)*
62. **Cacophony**: The cacophony of the city, with its blaring horns and shouting vendors, created an overwhelming sensory experience. *(Şehrin kakofonisi, kornaların çalması ve bağıran satıcılarla, bunaltıcı bir duyusal deneyim yarattı.)* 63. **Munificent**: Her munificent donation to the orphanage, surpassing all expectations, significantly improved the children's living conditions. *(Yetimhaneye yaptığı cömert bağış, tüm beklentileri aşarak, çocukların yaşam koşullarını önemli ölçüde iyileştirdi.)* 64. **Recalcitrant**: Despite numerous attempts to persuade him, his recalcitrant stance on the issue remained unwavering. *(Onu ikna etmek için sayısız girişime rağmen, konudaki inatçı duruşu değişmeden kaldı.)* 65. **Pernicious**: The pernicious effects of prolonged stress, manifesting in both physical and mental health issues, cannot be overstated. *(Uzun süreli stresin hem fiziksel hem de zihinsel sağlık sorunlarında ortaya çıkan zararlı etkileri hafife alınamaz.)* 66. **Garrulous**: The garrulous old man, whose stories spanned decades of adventure, entertained the children for hours. *(Çenebaz yaşlı adam, macera dolu onlarca yılı kapsayan hikayeleriyle çocukları saatlerce eğlendirdi.)* 67. **Lugubrious**: The lugubrious atmosphere of the funeral, with its mournful music and somber faces, was deeply affecting. *(Cenazenin kederli atmosferi, hüzünlü müzik ve kasvetli yüzlerle, derinden etkileyiciydi.)* 68. **Refulgence**: The refulgence of the morning sun, casting a golden glow across the landscape, was a sight to behold. *(Sabah güneşinin parlaklığı, manzaraya altın bir parıltı yayarak, görülmeye değerdi.)* 69. **Quixotic**: His quixotic endeavor to build a self-sustaining utopia, although noble, faced insurmountable challenges. *(Kendi kendine yeten bir ütopya inşa etme hayalperest girişimi, asil olmasına rağmen, aşılmaz zorluklarla karşılaştı.)* 70. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the butterfly's life, which lasts just a few weeks, makes its beauty all the more poignant. *(Kelebeğin yalnızca birkaç hafta süren kısa ömürlü doğası, güzelliğini daha da dokunaklı kılıyor.)* 71. **Indubitable**: The indubitable talent of the young pianist, evidenced by her flawless performance, left the audience in awe. *(Genç piyanistin tartışmasız yeteneği, kusursuz performansıyla kanıtlandı ve izleyicileri hayran bıraktı.)* 72. **Recondite**: The scientist’s recondite explanation of quantum theory was bewildering to most of the attendees. *(Bilim insanının kuantum teorisi hakkındaki anlaşılması zor açıklaması, katılımcıların çoğunu şaşkına çevirdi.)* 73. **Susurrus**: The gentle susurrus of the stream provided a calming backdrop to their picnic in the forest. *(Deredeki hafif fısıltı, ormandaki pikniklerine huzur verici bir fon sağladı.)* 74. **Tenebrous**: The tenebrous alleyways of the old city, shrouded in mystery and darkness, were both frightening and intriguing. *(Eski şehrin karanlık sokakları, gizem ve karanlıkla örtülü, hem korkutucu hem de ilgi çekiciydi.)* 75. **Vitriolic**: Her vitriolic criticism of the new policy sparked a heated debate among the council members. *(Yeni politika hakkındaki zehir zemberek eleştirisi, meclis üyeleri arasında hararetli bir tartışma başlattı.)* 76. **Obfuscate**: The politician's attempt to obfuscate the details of the scandal only led to further suspicion. *(Politikacının skandalın ayrıntılarını karartma girişimi, sadece daha fazla şüpheye yol açtı.)* 77. **Wistful**: The wistful melody of the old song evoked memories of a time long past. *(Eski şarkının hüzünlü melodisi, çoktan geçmiş bir zamanın anılarını uyandırdı.)* 78. **Nepotism**: Accusations of nepotism within the organization damaged its reputation and led to internal strife. *(Kuruluş içindeki kayırmacılık suçlamaları, itibarını zedeledi ve iç karışıklığa neden oldu.)* 79. **Halcyon**: The halcyon days of their youth, filled with carefree adventures and endless possibilities, were fondly remembered. *(Gençliklerinin mutlu günleri, kaygısız maceralar ve sonsuz olasılıklarla dolu, sevgiyle hatırlanıyordu.)* 80. **Circumlocution**: His penchant for circumlocution made his speeches unnecessarily long and convoluted. *(Dolambaçlı konuşma eğilimi, konuşmalarını gereksiz yere uzun ve karmaşık hale getirdi.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#5 |
|
Çevrimdışı
|
81. **Exculpate**: Despite the damning evidence, the lawyer managed to exculpate her client, showcasing her formidable legal acumen. *(Suçlayıcı delillere rağmen, avukat, müşterisini aklamayı başardı ve olağanüstü hukuki yeteneğini gösterdi.)*
82. **Inimical**: The inimical environment in the company, filled with distrust and competition, hindered collaboration and innovation. *(Şirket içindeki düşmanca ortam, güvensizlik ve rekabetle dolu, işbirliği ve yeniliği engelledi.)* 83. **Prolix**: His prolix discourse, although rich in content, often exhausted his listeners' patience. *(Onun uzun ve ayrıntılı konuşması, içerik açısından zengin olsa da, dinleyicilerinin sabrını çoğu zaman tüketirdi.)* 84. **Fractious**: The fractious debate among the board members reflected deeper organizational divisions. *(Yönetim kurulu üyeleri arasındaki huzursuz tartışma, daha derin örgütsel bölünmeleri yansıtıyordu.)* 85. **Bucolic**: The bucolic scenery of the countryside, with its rolling hills and tranquil lakes, was a welcome escape from city life. *(Kırsalın pastoral manzarası, dalgalı tepeleri ve sakin gölleriyle, şehir hayatından hoş bir kaçıştı.)* 86. **Inveterate**: His inveterate habits, deeply entrenched over the years, were difficult to change despite numerous efforts. *(Yıllar içinde kökleşmiş alışkanlıkları, sayısız çabaya rağmen değiştirilmesi zor olan alışkanlıklardı.)* 87. **Pusillanimous**: His pusillanimous response to the crisis, characterized by indecision and fear, undermined his authority. *(Kararsızlık ve korku ile karakterize edilen ödlek tepkisi, otoritesini zayıflattı.)* 88. **Refulgent**: The refulgent moonlight bathed the entire valley in a mystical silver glow. *(Parlak ay ışığı, tüm vadiyi mistik bir gümüş parıltı ile yıkadı.)* 89. **Obstreperous**: The obstreperous behavior of the students during the assembly disrupted the proceedings. *(Öğrencilerin gürültülü davranışları, toplantı sırasında süreci aksattı.)* 90. **Perfunctory**: His perfunctory nod during the meeting indicated his lack of genuine interest in the discussion. *(Toplantı sırasında yaptığı formalite icabı baş hareketi, tartışmaya gerçek ilgisizliğini gösteriyordu.)* 91. **Turgid**: The author's turgid prose, filled with bombastic language, made the novel a challenging read. *(Yazarın gösterişli dil ile dolu şişirilmiş düzyazısı, romanı zor bir okuma haline getirdi.)* 92. **Enervate**: The oppressive heat enervated the marathon runners, leading many to drop out before the finish line. *(Bunaltıcı sıcak, maraton koşucularını güçten düşürdü ve çoğunun bitiş çizgisinden önce yarışı terk etmesine neden oldu.)* 93. **Lachrymose**: The lachrymose nature of the farewell speech left many attendees wiping away tears. *(Veda konuşmasının gözyaşı dökücü niteliği, birçok katılımcının gözyaşlarını silmesine neden oldu.)* 94. **Sanguine**: Despite the setbacks, she remained sanguine about the project's ultimate success, maintaining a positive outlook. *(Geriye düşüşlere rağmen, projenin nihai başarısı konusunda iyimser kaldı ve olumlu bir bakış açısı korudu.)* 95. **Nadir**: The discovery of the nadir in his career marked a turning point, spurring him to rebuild his reputation. *(Kariyerindeki en düşük noktanın keşfi, onun itibarını yeniden inşa etmeye teşvik eden bir dönüm noktası oldu.)* 96. **Munificent**: The munificent grant awarded to the researchers enabled groundbreaking advancements in their field. *(Araştırmacılara verilen cömert hibe, alanlarında çığır açan ilerlemeler sağlamalarını mümkün kıldı.)* 97. **Obviate**: The new security measures obviated the need for additional personnel, streamlining the operation. *(Yeni güvenlik önlemleri, ek personele olan ihtiyacı ortadan kaldırarak operasyonu daha verimli hale getirdi.)* 98. **Soporific**: The soporific lecture, delivered in a monotone, caused several students to nod off. *(Tekdüze bir şekilde verilen uykulu ders, birkaç öğrencinin uyuklamasına neden oldu.)* 99. **Conflagration**: The conflagration that swept through the forest caused extensive damage and displaced numerous wildlife. *(Ormanda yayılan büyük yangın, geniş çaplı zarara ve birçok yaban hayatının yer değiştirmesine neden oldu.)* 100. **Truculent**: His truculent attitude during negotiations alienated potential partners and hindered progress. *(Müzakereler sırasında sergilediği kavgacı tutum, potansiyel ortakları uzaklaştırdı ve ilerlemeyi engelledi.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#6 |
|
Çevrimdışı
|
101. **Discombobulate**: The unexpected announcement discombobulated everyone at the meeting, leaving them perplexed. *(Beklenmedik duyuru, toplantıdaki herkesi şaşkına çevirdi ve kafalarını karıştırdı.)*
102. **Effulgent**: Her effulgent personality was like a beacon of light in the often dreary office environment. *(Parlak kişiliği, sık sık kasvetli olan ofis ortamında bir ışık kaynağı gibiydi.)* 103. **Ubiquitous**: The ubiquitous influence of social media has permeated nearly every aspect of modern life. *(Sosyal medyanın her yerde bulunan etkisi, modern yaşamın neredeyse her yönüne nüfuz etti.)* 104. **Pulchritudinous**: The pulchritudinous landscape, with its rolling hills and vibrant wildflowers, was a feast for the eyes. *(Dalgalı tepeleri ve canlı yabani çiçekleriyle muhteşem manzara, gözler için bir ziyafetti.)* 105. **Intransigent**: His intransigent stance on the issue made it difficult to reach a consensus. *(Konuya yönelik tavizsiz duruşu, bir uzlaşmaya varılmasını zorlaştırdı.)* 106. **Auspicious**: The auspicious start to the project, marked by early successes, boded well for its future. *(Projenin erken başarılarla işaretlenen uğurlu başlangıcı, geleceği için iyiye işaret etti.)* 107. **Contumacious**: The contumacious teenager consistently defied his parents' authority, leading to numerous conflicts. *(İsyankar genç, sürekli olarak ebeveynlerinin otoritesine karşı çıkarak birçok çatışmaya neden oldu.)* 108. **Splenetic**: His splenetic comments during the meeting revealed his underlying frustrations. *(Toplantı sırasındaki kin dolu yorumları, altında yatan hayal kırıklıklarını ortaya çıkardı.)* 109. **Peripatetic**: His peripatetic lifestyle, moving from city to city, reflected his restless nature. *(Şehirden şehre hareket eden gezgin yaşam tarzı, huzursuz doğasını yansıtıyordu.)* 110. **Soporific**: The soporific effect of the monotonous lecture caused several attendees to nod off. *(Tekdüze dersin uyutucu etkisi, birkaç katılımcının uyuklamasına neden oldu.)* 111. **Insouciant**: Her insouciant attitude towards deadlines often led to last-minute scrambles. *(Son teslim tarihleriyle ilgili kayıtsız tutumu, genellikle son dakika telaşlarına yol açtı.)* 112. **Nefarious**: The nefarious plot, aimed at undermining the government, was foiled by vigilant authorities. *(Hükümeti zayıflatmayı amaçlayan hain plan, dikkatli yetkililer tarafından bozuldu.)* 113. **Lugubrious**: The lugubrious tone of the poem evoked a deep sense of melancholy. *(Şiirin hüzünlü tonu, derin bir melankoli duygusu uyandırdı.)* 114. **Quintessential**: Her dedication to her craft was the quintessential example of professionalism. *(Mesleğine olan bağlılığı, profesyonelliğin tipik bir örneğiydi.)* 115. **Lissome**: The lissome gymnast moved with a grace and agility that left the audience mesmerized. *(Esnek jimnastikçi, seyircileri büyüleyen bir zarafet ve çeviklikle hareket etti.)* 116. **Incorrigible**: His incorrigible behavior continued despite numerous warnings and attempts at correction. *(Birçok uyarı ve düzeltme çabasına rağmen onun düzelmez davranışları devam etti.)* 117. **Grandiloquent**: His grandiloquent speech, filled with pompous language, failed to impress the audience. *(Görgüsüz dil ile dolu gösterişli konuşması, izleyicileri etkilemeyi başaramadı.)* 118. **Ephemeral**: The ephemeral beauty of the morning dew, glistening in the sunlight, was a fleeting marvel. *(Sabah çiğinin güneş ışığında parlayan kısa ömürlü güzelliği, kısa süreli bir mucizeydi.)* 119. **Obdurate**: Despite the overwhelming evidence, he remained obdurate in his denial of the allegations. *(Ezici kanıtlara rağmen, iddiaları inkarında inatçı kaldı.)* 120. **Propitious**: The propitious weather conditions provided the perfect setting for the outdoor event. *(Elverişli hava koşulları, açık hava etkinliği için mükemmel ortamı sağladı.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#7 |
|
Çevrimdışı
|
121. **Benevolent**: Her benevolent nature endeared her to everyone, as she was always willing to lend a helping hand. *(Onun iyiliksever doğası, her zaman yardım etmeye hazır olduğu için, herkes tarafından sevildi.)*
122. **Mellifluous**: The singer's mellifluous voice, flowing like honey, captivated the audience with its soothing tones. *(Şarkıcının bal gibi akan tatlı sesi, izleyicileri yatıştırıcı tonlarıyla büyüledi.)* 123. **Penurious**: Despite his penurious circumstances, he remained generous in spirit and deed. *(Fakir olmasına rağmen, ruhen ve fiilen cömertliğini korudu.)* 124. **Recalcitrant**: The recalcitrant employee, who persistently ignored company policies, was finally disciplined. *(Sürekli olarak şirket politikalarını görmezden gelen inatçı çalışan sonunda cezalandırıldı.)* 125. **Sesquipedalian**: His sesquipedalian speech, filled with lengthy words, often left his audience bewildered. *(Uzun kelimelerle dolu olan uzun konuşması, çoğu zaman dinleyicilerini şaşkına çevirirdi.)* 126. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the spring flowers, which bloomed briefly, made them all the more precious. *(Kısa süreliğine açan bahar çiçeklerinin kısa ömürlü doğası, onları daha da değerli kılıyordu.)* 127. **Obfuscate**: He attempted to obfuscate the details of the contract to confuse the other party. *(Karşı tarafı şaşırtmak için sözleşmenin detaylarını karıştırmaya çalıştı.)* 128. **Venerate**: They venerated the elder for his wisdom and guidance, holding him in high regard. *(Onu bilgeliği ve rehberliği için saygı göstererek, yüksek bir takdirle karşılıyorlardı.)* 129. **Munificent**: The munificent patron's contributions significantly advanced the museum's collection. *(Cömert hayırseverin katkıları, müzenin koleksiyonunu önemli ölçüde ilerletti.)* 130. **Tenebrous**: The tenebrous corridor, shrouded in darkness, filled her with an uneasy sense of foreboding. *(Karanlıkla örtülü karanlık koridor, onu huzursuz bir önseziyle doldurdu.)* 131. **Vociferous**: His vociferous protests against the new policy attracted a large crowd of supporters. *(Yeni politikaya karşı yüksek sesle protestoları, büyük bir destekçi kitlesi topladı.)* 132. **Sycophant**: The sycophant's constant flattery was both transparent and tiresome. *(Yalakanın sürekli yağcılığı hem şeffaf hem de yorucuydu.)* 133. **Ebullient**: Her ebullient spirit, bursting with enthusiasm, was infectious to those around her. *(Coşkuyla dolu olan neşeli ruhu, etrafındakilere bulaşıcıydı.)* 134. **Pulchritude**: The pulchritude of the ancient cathedral, with its intricate carvings, left the visitors in awe. *(Eski katedralin muhteşem güzelliği, ziyaretçileri hayran bıraktı.)* 135. **Obdurate**: His obdurate refusal to admit his mistake only exacerbated the situation. *(Hatasını kabul etmeyi inatla reddetmesi, durumu daha da kötüleştirdi.)* 136. **Ebullition**: The ebullition of emotions at the reunion was both overwhelming and heartwarming. *(Buluşmadaki duyguların kabarışı, hem ezici hem de iç ısıtıcıydı.)* 137. **Ineffable**: The ineffable beauty of the sunset, with its myriad colors, left them speechless. *(Gün batımının tarif edilemez güzelliği, çeşitli renklerle onları nutku tutulmuş bıraktı.)* 138. **Lachrymose**: The lachrymose farewell, filled with tears and heartfelt goodbyes, lingered in their memories. *(Gözyaşları ve içten vedalarla dolu olan göz yaşartıcı veda, hafızalarında kaldı.)* 139. **Propinquity**: Their propinquity to the theater allowed them to attend numerous performances with ease. *(Tiyatroya yakın olmaları, birçok performansa kolayca katılmalarını sağladı.)* 140. **Sagacity**: His sagacity in financial matters guided them through the economic downturn unscathed. *(Finansal konulardaki bilgeliği, onları ekonomik durgunluktan zarar görmeden yönlendirdi.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
|
|
#8 |
|
Çevrimdışı
|
141. **Perspicacious**: Her perspicacious insights into human nature were astonishing, revealing a deep understanding of people’s motivations. *(İnsan doğasına dair derin anlayışı, insanların motivasyonlarına dair şaşırtıcı içgörüler sundu.)*
142. **Antediluvian**: The antediluvian artifacts discovered during the excavation provided invaluable insights into prehistoric civilizations. *(Kazı sırasında keşfedilen tufan öncesi eserler, tarih öncesi uygarlıklara dair paha biçilmez bilgiler sundu.)* 143. **Pernicious**: The pernicious effects of pollution, which slowly degrade the environment, are a growing concern worldwide. *(Çevreyi yavaş yavaş bozan kirliliğin zararlı etkileri, dünya çapında artan bir endişe kaynağıdır.)* 144. **Refulgent**: The refulgent brilliance of the diamond, sparkling under the light, captivated everyone's gaze. *(Işık altında parlayan elmasın parlak ışıltısı, herkesin bakışlarını büyüledi.)* 145. **Obstreperous**: The obstreperous crowd at the concert made it difficult for the performers to be heard. *(Konserdeki gürültücü kalabalık, sanatçıların duyulmasını zorlaştırdı.)* 146. **Incandescent**: Her incandescent anger, visible in her fiery eyes, was a rare and formidable sight. *(Onun ateşli gözlerinde görülen parlak öfkesi, nadir ve heybetli bir görüntüydü.)* 147. **Sycophantic**: The sycophantic behavior of some employees, who constantly flattered their boss, created a toxic work environment. *(Sürekli patronlarını pohpohlayan bazı çalışanların yalaka davranışları, zehirli bir çalışma ortamı yarattı.)* 148. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the rainbow, which appeared for only a few minutes, made it a fleeting marvel. *(Yalnızca birkaç dakika görünen gökkuşağının kısa ömürlü doğası, onu kısa süreli bir mucize haline getirdi.)* 149. **Exacerbate**: His refusal to cooperate exacerbated the already tense situation, leading to further complications. *(İş birliği yapmayı reddetmesi, zaten gergin olan durumu daha da kötüleştirerek daha fazla komplikasyona yol açtı.)* 150. **Quixotic**: His quixotic quest to find the fabled city, driven by ancient legends, led him on a perilous journey. *(Efsanelerle dolu şehir arayışı, onu tehlikeli bir yolculuğa sürükleyen hayalperest arayışıydı.)* 151. **Lugubrious**: The lugubrious tone of the requiem evoked a profound sense of sorrow among the attendees. *(Ağıtın kederli tonu, katılımcılar arasında derin bir üzüntü uyandırdı.)* 152. **Antiquated**: The antiquated machinery in the factory, although still functional, required frequent maintenance. *(Fabrikadaki eski makineler, hala çalışıyor olmasına rağmen, sık sık bakım gerektiriyordu.)* 153. **Sesquipedalian**: His sesquipedalian style of writing, filled with long and complex words, made his articles difficult to read. *(Uzun ve karmaşık kelimelerle dolu olan uzun yazma tarzı, makalelerini okumayı zorlaştırıyordu.)* 154. **Propinquity**: The propinquity of their offices facilitated frequent and productive meetings. *(Ofislerinin yakınlığı, sık ve verimli toplantıları kolaylaştırdı.)* 155. **Bucolic**: The bucolic charm of the countryside, with its pastoral landscapes and tranquil ambiance, offered a perfect retreat. *(Kırsalın pastoral cazibesi, pastoral manzaraları ve huzurlu atmosferiyle mükemmel bir kaçış sundu.)* 156. **Obfuscate**: The technical jargon used in the report served to obfuscate rather than clarify the key points. *(Raporda kullanılan teknik jargon, ana noktaları açıklamak yerine karışıklık yaratmaya hizmet etti.)* 157. **Nefarious**: The nefarious plot to sabotage the mission was uncovered just in time to prevent disaster. *(Görevi sabote etmek için yapılan hain plan, felaketi önlemek için tam zamanında ortaya çıkarıldı.)* 158. **Mellifluous**: The mellifluous melody of the flute, gently flowing through the air, created a soothing atmosphere. *(Havada nazikçe akan tatlı flüt melodisi, yatıştırıcı bir atmosfer yarattı.)* 159. **Indefatigable**: Her indefatigable efforts to improve the community, working tirelessly day and night, earned her widespread admiration. *(Gece gündüz yorulmadan çalışarak topluluğu iyileştirme çabaları, ona geniş çapta hayranlık kazandırdı.)* 160. **Grandiloquent**: His grandiloquent speech, though eloquent, seemed disconnected from the practical issues at hand. *(Etkileyici olmasına rağmen, gösterişli konuşması pratik meselelerden kopuk görünüyordu.)* ![]() Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, #SOMA |
| Yer İmleri |
| Konuyu 1 kişi okuyor: (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|
| Forum | Bilgilendirme | Künye |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc. Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece |
Sitemiz; yer sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un ilgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacak, gerekli işlemler tesis edilecektir. |
|