08 Kasım 2024, 02:01
|
#1
|
|
Çevrimdışı
R5
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
300 Words
300 Words
300 Words
1. **Ebullient**: Her ebullient personality illuminated the room, **imbuing** it with warmth and excitement. *(Neşeli kişiliği odayı aydınlattı, sıcaklık ve heyecan kattı.)*
2. **Serendipity**: The serendipity of finding an old friend in an unfamiliar city was an unexpected joy. *(Beklenmedik bir şehirde eski bir arkadaşı bulmanın şans eseri olması beklenmedik bir mutluluktu.)*
3. **Pernicious**: The pernicious influence of the unchecked rumor began to erode trust within the community. *(Kontrolsüz söylentinin zararlı etkisi, topluluk içinde güveni aşındırmaya başladı.)*
4. **Lugubrious**: His lugubrious demeanor after the loss was a testament to his deep sorrow. *(Kaybın ardından kederli hali, derin üzüntüsünün bir kanıtıydı.)*
5. **Ephemeral**: The ephemeral beauty of the sunrise was a reminder of the transient nature of life. *(Güneş doğumunun kısa ömürlü güzelliği, hayatın geçici doğasını hatırlattı.)*
6. **Sycophant**: The sycophant’s constant flattery was tiresome and disingenuous. *(Yalakanın sürekli pohpohlaması yorucuydu ve samimiyetsizdi.)*
7. **Obfuscate**: He tended to obfuscate the truth with complex jargon, confusing his audience. *(Gerçeği karmaşık jargonla karıştırarak dinleyicisini şaşırtma eğilimindeydi.)*
8. **Quixotic**: His quixotic quest to find the mythical city was both admirable and foolish. *(Efsanevi şehri bulma arayışı hem hayranlık uyandırıcı hem de aptalcaydı.)*
9. **Pulchritudinous**: Her pulchritudinous appearance left everyone in awe. *(Güzelliği herkesi hayran bıraktı.)*
10. **Ebullition**: The ebullition of the crowd was palpable as they cheered for their team. *(Kalabalığın heyecanı takımını alkışlarken elle tutulur gibiydi.)*
11. **Munificent**: His munificent donation greatly benefited the charity. *(Onun cömert bağışı hayır kurumuna büyük fayda sağladı.)*
12. **Obdurate**: Despite the pleas, he remained obdurate in his decision. *(Yalvarışlara rağmen kararında inatçı kaldı.)*
13. **Recalcitrant**: The recalcitrant student refused to follow the rules. *(İnatçı öğrenci kurallara uymayı reddetti.)*
14. **Acerbic**: Her acerbic wit often left others speechless. *(Onun keskin zekası çoğu zaman diğerlerini nutkusuz bırakırdı.)*
15. **Nepotism**: Accusations of nepotism tarnished his reputation. *(Kayırmacılık suçlamaları onun itibarını lekeledi.)*
16. **Reticent**: He was reticent about sharing his personal life. *(Kişisel hayatını paylaşma konusunda ketumdu.)*
17. **Zephyr**: The gentle zephyr brought a much-needed respite from the heat. *(Hafif meltem sıcaktan çok gerekli bir rahatlama getirdi.)*
18. **Chimerical**: His chimerical ideas were intriguing yet impractical. *(Hayalperest fikirleri ilginç ama uygulanamazdı.)*
19. **Effulgent**: Her effulgent smile brightened everyone's day. *(Parlayan gülümsemesi herkesin gününü aydınlattı.)*
20. **Disingenuous**: His disingenuous apology did little to mend the rift. *(Samimiyetsiz özrü, arayı düzeltmek için pek işe yaramadı.)*

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
#SOMA
|
|
|
|