|
Çevrimdışı
R5
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: 300 Words
121. **Benevolent**: Her benevolent nature endeared her to everyone, as she was always willing to lend a helping hand. *(Onun iyiliksever doğası, her zaman yardım etmeye hazır olduğu için, herkes tarafından sevildi.)*
122. **Mellifluous**: The singer's mellifluous voice, flowing like honey, captivated the audience with its soothing tones. *(Şarkıcının bal gibi akan tatlı sesi, izleyicileri yatıştırıcı tonlarıyla büyüledi.)*
123. **Penurious**: Despite his penurious circumstances, he remained generous in spirit and deed. *(Fakir olmasına rağmen, ruhen ve fiilen cömertliğini korudu.)*
124. **Recalcitrant**: The recalcitrant employee, who persistently ignored company policies, was finally disciplined. *(Sürekli olarak şirket politikalarını görmezden gelen inatçı çalışan sonunda cezalandırıldı.)*
125. **Sesquipedalian**: His sesquipedalian speech, filled with lengthy words, often left his audience bewildered. *(Uzun kelimelerle dolu olan uzun konuşması, çoğu zaman dinleyicilerini şaşkına çevirirdi.)*
126. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the spring flowers, which bloomed briefly, made them all the more precious. *(Kısa süreliğine açan bahar çiçeklerinin kısa ömürlü doğası, onları daha da değerli kılıyordu.)*
127. **Obfuscate**: He attempted to obfuscate the details of the contract to confuse the other party. *(Karşı tarafı şaşırtmak için sözleşmenin detaylarını karıştırmaya çalıştı.)*
128. **Venerate**: They venerated the elder for his wisdom and guidance, holding him in high regard. *(Onu bilgeliği ve rehberliği için saygı göstererek, yüksek bir takdirle karşılıyorlardı.)*
129. **Munificent**: The munificent patron's contributions significantly advanced the museum's collection. *(Cömert hayırseverin katkıları, müzenin koleksiyonunu önemli ölçüde ilerletti.)*
130. **Tenebrous**: The tenebrous corridor, shrouded in darkness, filled her with an uneasy sense of foreboding. *(Karanlıkla örtülü karanlık koridor, onu huzursuz bir önseziyle doldurdu.)*
131. **Vociferous**: His vociferous protests against the new policy attracted a large crowd of supporters. *(Yeni politikaya karşı yüksek sesle protestoları, büyük bir destekçi kitlesi topladı.)*
132. **Sycophant**: The sycophant's constant flattery was both transparent and tiresome. *(Yalakanın sürekli yağcılığı hem şeffaf hem de yorucuydu.)*
133. **Ebullient**: Her ebullient spirit, bursting with enthusiasm, was infectious to those around her. *(Coşkuyla dolu olan neşeli ruhu, etrafındakilere bulaşıcıydı.)*
134. **Pulchritude**: The pulchritude of the ancient cathedral, with its intricate carvings, left the visitors in awe. *(Eski katedralin muhteşem güzelliği, ziyaretçileri hayran bıraktı.)*
135. **Obdurate**: His obdurate refusal to admit his mistake only exacerbated the situation. *(Hatasını kabul etmeyi inatla reddetmesi, durumu daha da kötüleştirdi.)*
136. **Ebullition**: The ebullition of emotions at the reunion was both overwhelming and heartwarming. *(Buluşmadaki duyguların kabarışı, hem ezici hem de iç ısıtıcıydı.)*
137. **Ineffable**: The ineffable beauty of the sunset, with its myriad colors, left them speechless. *(Gün batımının tarif edilemez güzelliği, çeşitli renklerle onları nutku tutulmuş bıraktı.)*
138. **Lachrymose**: The lachrymose farewell, filled with tears and heartfelt goodbyes, lingered in their memories. *(Gözyaşları ve içten vedalarla dolu olan göz yaşartıcı veda, hafızalarında kaldı.)*
139. **Propinquity**: Their propinquity to the theater allowed them to attend numerous performances with ease. *(Tiyatroya yakın olmaları, birçok performansa kolayca katılmalarını sağladı.)*
140. **Sagacity**: His sagacity in financial matters guided them through the economic downturn unscathed. *(Finansal konulardaki bilgeliği, onları ekonomik durgunluktan zarar görmeden yönlendirdi.)*

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
#SOMA
|