Cevap: 300 Words
21. **Susurrus**: The susurrus of the leaves in the wind was a soothing backdrop to our walk. *(Rüzgarda yaprakların fısıltısı, yürüyüşümüze huzur verici bir fon oldu.)*
22. **Halcyon**: The halcyon days of summer were filled with laughter and leisure. *(Yazın sakin günleri, kahkaha ve dinlenmeyle doluydu.)*
23. **Peregrinate**: He decided to peregrinate through the countryside, seeking inspiration for his novel. *(Romanı için ilham arayarak kırsal bölgede dolaşmaya karar verdi.)*
24. **Garrulous**: The garrulous neighbor could talk for hours without taking a breath. *(Çenebaz komşu, saatlerce nefes almadan konuşabilirdi.)*
25. **Recondite**: The professor's lecture on quantum mechanics was filled with recondite details. *(Profesörün kuantum mekaniği dersi, anlaşılması zor detaylarla doluydu.)*
26. **Lissome**: The lissome dancer moved with an effortless grace that captivated the audience. *(Zarif dansçı, seyirciyi büyüleyen zahmetsiz bir zarafetle hareket etti.)*
27. **Eschew**: He chose to eschew social media to focus on his studies. *(Sosyal medyadan uzak durmayı, derslerine odaklanmak için seçti.)*
28. **Flummox**: The complex puzzle flummoxed even the brightest minds in the group. *(Karmaşık bulmaca, gruptaki en parlak zihinleri bile şaşırttı.)*
29. **Ebullient**: Her ebullient personality was contagious, lifting everyone's spirits. *(Neşeli kişiliği bulaşıcıydı, herkesin moralini yükseltti.)*
30. **Sagacious**: The sagacious elder offered wisdom that guided the community through difficult times. *(Bilge yaşlı adam, topluluğu zor zamanlarda yönlendiren bilgelik sundu.)*
31. **Propinquity**: The propinquity of their homes fostered a close-knit friendship. *(Evlerinin yakınlığı, sıkı bir dostluk geliştirdi.)*
32. **Perfidious**: His perfidious actions revealed a character devoid of loyalty. *(Onun hain eylemleri, sadakatten yoksun bir karakteri ortaya çıkardı.)*
33. **Effulgence**: The effulgence of the setting sun painted the sky in vibrant hues. *(Batan güneşin parlaklığı, gökyüzünü canlı renklerle boyadı.)*
34. **Caliginous**: The caliginous atmosphere of the old mansion was both eerie and intriguing. *(Eski malikanenin karanlık atmosferi hem ürkütücü hem de ilgi çekiciydi.)*
35. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the cherry blossoms made their beauty even more precious. *(Kiraz çiçeklerinin kısa ömürlü doğası, güzelliklerini daha da değerli kıldı.)*
36. **Circumlocution**: His circumlocution made the simple explanation unnecessarily complex. *(Onun dolambaçlı konuşması, basit açıklamayı gereksiz yere karmaşık hale getirdi.)*
37. **Susceptible**: Young children are more susceptible to the flu. *(Küçük çocuklar gribe daha yatkındır.)*
38. **Voracious**: Her voracious reading habits led her to devour countless books. *(Doymak bilmez okuma alışkanlıkları onu sayısız kitap yutmaya götürdü.)*
39. **Ebullience**: The team's ebullience was evident as they celebrated their victory. *(Takımın coşkusu, zaferlerini kutlarken belirgindi.)*
40. **Tenebrous**: The tenebrous cave was filled with secrets waiting to be discovered. *(Karanlık mağara, keşfedilmeyi bekleyen sırlarla doluydu.)*

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
#SOMA
|