Konu: 300 Words
Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08 Kasım 2024, 02:26   #3
Çevrimdışı
R5
R5 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
ay1 Cevap: 300 Words

41. **Pulchritude**: The pulchritude of the ancient architecture, replete with elaborate carvings and exquisite details, was awe-inspiring. *(Eski mimarinin, ayrıntılı oymalar ve muhteşem detaylarla dolu güzelliği, hayranlık uyandırıcıydı.)*
42. **Obfuscation**: His deliberate obfuscation of the facts led to a labyrinthine narrative that few could follow. *(Gerçekleri kasten örtbas etmesi, az kişinin takip edebildiği dolambaçlı bir anlatıma yol açtı.)*
43. **Indubitable**: The evidence presented was so compelling and indubitable that it left no room for doubt. *(Sunulan kanıtlar o kadar ikna edici ve tartışmasızdı ki, şüpheye yer bırakmadı.)*
44. **Magnanimous**: In a magnanimous gesture, she forgave her adversary, showcasing unparalleled grace and maturity. *(Büyük bir jestle, düşmanını affederek, benzersiz bir zarafet ve olgunluk sergiledi.)*
45. **Epistolary**: The novel’s epistolary format, consisting of a series of letters, provided a unique narrative perspective. *(Romanın, bir dizi mektuptan oluşan mektup tarzı formatı, benzersiz bir anlatım perspektifi sağladı.)*
46. **Quiescent**: The volcano had been quiescent for centuries, its dormant state deceiving those who underestimated its latent power. *(Yanardağ yüzyıllardır hareketsizdi, uyku halinde olan durumu, gizli gücünü hafife alanları kandırdı.)*
47. **Ignominious**: His ignominious defeat in the debate was a stark contrast to his previous victories. *(Tartışmada aldığı utanç verici yenilgi, önceki zaferleriyle keskin bir tezat oluşturdu.)*
48. **Sagacity**: Her sagacity in financial matters ensured the prosperity of her business through turbulent times. *(Finansal konulardaki bilgeliği, işinin zorlu zamanlarda da refahını sağladı.)*
49. **Expostulate**: Despite his friends' efforts to expostulate, he remained obdurate in his unwise decision. *(Arkadaşlarının itiraz çabalarına rağmen, akılsız kararında inatçı kaldı.)*
50. **Lachrymose**: The lachrymose scene in the movie moved the audience to tears, evoking deep emotions. *(Filmin göz yaşartıcı sahnesi, izleyicileri derinden etkileyerek gözyaşlarına boğdu.)*
51. **Nebulous**: The details of the plan were so nebulous that it was challenging to discern its true objectives. *(Planın detayları o kadar belirsizdi ki, gerçek hedeflerini anlamak zordu.)*
52. **Propitiate**: He attempted to propitiate the angry crowd with promises of reform and reparations. *(Kızgın kalabalığı reform ve tazminat vaatleriyle yatıştırmaya çalıştı.)*
53. **Refulgent**: The refulgent light of the sunrise bathed the landscape in a golden hue. *(Gün doğumunun parlak ışığı, manzarayı altın bir tonla yıkadı.)*
54. **Spurious**: The spurious claims made against her were quickly debunked by solid evidence. *(Ona karşı yapılan sahte iddialar, sağlam kanıtlarla hızla çürütüldü.)*
55. **Temerity**: His temerity in speaking out against the corrupt officials earned him both respect and enmity. *(Yolsuz yetkililere karşı konuşma cesareti ona hem saygı hem de düşmanlık kazandırdı.)*
56. **Ubiquitous**: The ubiquitous presence of smartphones has revolutionized how we communicate and access information. *(Akıllı telefonların her yerde bulunan varlığı, iletişim kurma ve bilgiye erişme şeklimizi devrim niteliğinde değiştirdi.)*
57. **Vitriolic**: His vitriolic remarks were intended to provoke and cause distress among his opponents. *(Onun zehir zemberek sözleri, rakipleri arasında kışkırtma ve rahatsızlık yaratma amacı taşıyordu.)*
58. **Wistful**: She cast a wistful glance at the old photograph, reminiscing about the bygone days. *(Eski fotoğrafa hüzünlü bir bakış attı, geçmiş günleri anımsayarak.)*
59. **Xenial**: The host's xenial hospitality made every guest feel exceptionally welcomed. *(Ev sahibinin konuksever misafirperverliği, her misafiri olağanüstü karşıladı.)*
60. **Yen**: He had a profound yen for adventure, which often led him to far-flung destinations. *(Maceraya derin bir özlem duyuyordu, bu da onu sık sık uzak yerlere götürüyordu.)*

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
#SOMA