|
Çevrimdışı
R5
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: 300 Words
141. **Perspicacious**: Her perspicacious insights into human nature were astonishing, revealing a deep understanding of people’s motivations. *(İnsan doğasına dair derin anlayışı, insanların motivasyonlarına dair şaşırtıcı içgörüler sundu.)*
142. **Antediluvian**: The antediluvian artifacts discovered during the excavation provided invaluable insights into prehistoric civilizations. *(Kazı sırasında keşfedilen tufan öncesi eserler, tarih öncesi uygarlıklara dair paha biçilmez bilgiler sundu.)*
143. **Pernicious**: The pernicious effects of pollution, which slowly degrade the environment, are a growing concern worldwide. *(Çevreyi yavaş yavaş bozan kirliliğin zararlı etkileri, dünya çapında artan bir endişe kaynağıdır.)*
144. **Refulgent**: The refulgent brilliance of the diamond, sparkling under the light, captivated everyone's gaze. *(Işık altında parlayan elmasın parlak ışıltısı, herkesin bakışlarını büyüledi.)*
145. **Obstreperous**: The obstreperous crowd at the concert made it difficult for the performers to be heard. *(Konserdeki gürültücü kalabalık, sanatçıların duyulmasını zorlaştırdı.)*
146. **Incandescent**: Her incandescent anger, visible in her fiery eyes, was a rare and formidable sight. *(Onun ateşli gözlerinde görülen parlak öfkesi, nadir ve heybetli bir görüntüydü.)*
147. **Sycophantic**: The sycophantic behavior of some employees, who constantly flattered their boss, created a toxic work environment. *(Sürekli patronlarını pohpohlayan bazı çalışanların yalaka davranışları, zehirli bir çalışma ortamı yarattı.)*
148. **Ephemeral**: The ephemeral nature of the rainbow, which appeared for only a few minutes, made it a fleeting marvel. *(Yalnızca birkaç dakika görünen gökkuşağının kısa ömürlü doğası, onu kısa süreli bir mucize haline getirdi.)*
149. **Exacerbate**: His refusal to cooperate exacerbated the already tense situation, leading to further complications. *(İş birliği yapmayı reddetmesi, zaten gergin olan durumu daha da kötüleştirerek daha fazla komplikasyona yol açtı.)*
150. **Quixotic**: His quixotic quest to find the fabled city, driven by ancient legends, led him on a perilous journey. *(Efsanelerle dolu şehir arayışı, onu tehlikeli bir yolculuğa sürükleyen hayalperest arayışıydı.)*
151. **Lugubrious**: The lugubrious tone of the requiem evoked a profound sense of sorrow among the attendees. *(Ağıtın kederli tonu, katılımcılar arasında derin bir üzüntü uyandırdı.)*
152. **Antiquated**: The antiquated machinery in the factory, although still functional, required frequent maintenance. *(Fabrikadaki eski makineler, hala çalışıyor olmasına rağmen, sık sık bakım gerektiriyordu.)*
153. **Sesquipedalian**: His sesquipedalian style of writing, filled with long and complex words, made his articles difficult to read. *(Uzun ve karmaşık kelimelerle dolu olan uzun yazma tarzı, makalelerini okumayı zorlaştırıyordu.)*
154. **Propinquity**: The propinquity of their offices facilitated frequent and productive meetings. *(Ofislerinin yakınlığı, sık ve verimli toplantıları kolaylaştırdı.)*
155. **Bucolic**: The bucolic charm of the countryside, with its pastoral landscapes and tranquil ambiance, offered a perfect retreat. *(Kırsalın pastoral cazibesi, pastoral manzaraları ve huzurlu atmosferiyle mükemmel bir kaçış sundu.)*
156. **Obfuscate**: The technical jargon used in the report served to obfuscate rather than clarify the key points. *(Raporda kullanılan teknik jargon, ana noktaları açıklamak yerine karışıklık yaratmaya hizmet etti.)*
157. **Nefarious**: The nefarious plot to sabotage the mission was uncovered just in time to prevent disaster. *(Görevi sabote etmek için yapılan hain plan, felaketi önlemek için tam zamanında ortaya çıkarıldı.)*
158. **Mellifluous**: The mellifluous melody of the flute, gently flowing through the air, created a soothing atmosphere. *(Havada nazikçe akan tatlı flüt melodisi, yatıştırıcı bir atmosfer yarattı.)*
159. **Indefatigable**: Her indefatigable efforts to improve the community, working tirelessly day and night, earned her widespread admiration. *(Gece gündüz yorulmadan çalışarak topluluğu iyileştirme çabaları, ona geniş çapta hayranlık kazandırdı.)*
160. **Grandiloquent**: His grandiloquent speech, though eloquent, seemed disconnected from the practical issues at hand. *(Etkileyici olmasına rağmen, gösterişli konuşması pratik meselelerden kopuk görünüyordu.)*

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
#SOMA
|