01 Şubat 2023, 02:40
|
#6
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Evlilik Dışı Birlikte Yaşam Modellerine Uygulanacak Hukuk
a. Şeklî ve Aslî Şartlar
Bu birlikteliklerin varlığı, çoğu ülkede fiilî duruma göre belirlenmekte; belli bazı koşullar sağlandığında, beraber yaşayan iki kişinin birlikteliğine bir takım yasal sonuçlar bağlanmakta ve bu birliktelikler özel bir prosedür gerekmeksizin yasal olarak tanınmaktadır. Buna rağmen bazı hukuk sistemlerinde, birlikteliğe hukukî etki tanınabilmesi için, mahkeme veya resmî bir otoriteye bildirim veyahut ilişkinin kaydedilmesi gibi bazı formalitelerin gerçekleştirilmesi gerekli olabilmektedir.
Örneğin çoğu Latin Amerika ülkesinde evlilik dışı birlikte yaşam sürdüren çiftler, ancak mahkeme tarafından ilişkilerinin tanınmasından sonra hukukun öngördüğü haklardan faydalanabilmektedir63. Buradaki kıstas, kaydın ilişkinin varlığını etkilememesi, yalnızca kanıtta etkili olmasıdır; çünkü kaydın kurucu işlem olduğu ilişkiler “kayıtlı birliktelik” olarak adlandırılmaktadır.
Dolayısıyla, resmî makamlara yönelik yapılacak kurucu nitelikli bir bildirim veya kayıt bir ilişkiyi de facto olmaktan çıkarmaktadır. Çeşitli hukuk sistemlerine bakıldığında de facto ilişkiyi belirlemek için kullanılan ortak koşulun, ilişki süresinin “uzunluğu” ve “devamlılığı” olduğu görülmektedir. Bazı hukuk sistemlerinde bu süre önceden belirlenirken, diğerlerinde ilişkinin sürekli, sabit, kesintisiz ve uzun süreli olması gerektiği öngörülmektedir. Örneğin İsveç’de aynı veya farklı cinsiyetten, evli olmayan, belli süreden beri kesintisiz olarak birlikte yaşayan, aynı evi ve evin günlük masraflarını paylaşan çiftler, hukukî korumadan faydalanmaktadır. Aynı yönde düzenlemesi bulunan Fransız hukukuna göre bir ilişkinin concubinage olarak değerlendirilebilmesinde evli çiftlerinkine benzer duygusal, cinsel ve maddi bir ortaklıkla birlikte sabit, devamlı ve herkes tarafından bilinen bir ilişkinin varlığı aranmaktadır.
İngiliz hukukuna ait bir karar olan Crake v. Supplementary Benefits Commission kararında da de facto birlikte yaşamın unsurları, farklı cinsiyetten iki kişi, aynı evin üyesi olma, ilişkinin sabit ve belli süreden beri devam ediyor olması, maddi destek, cinsel ilişki, ilişkiden olma çocuk, ilişkinin kamu tarafından bilinmesi biçiminde sayılmıştır.
Yine Alman Anayasa Mahkemesi’nin 1992 yılına ait bir kararında evlilik dışı ilişkiler, “kadın ve erkeğin karşılıklı olarak kendi aralarında özel ve sonsuza kadar sürmesi niyetiyle oluşturdukları birlik” biçiminde tanımlanmıştır.
Buna karşılık Norveç hukukunda, aynı evde yaşayan ortak çocuk sahibi ve daha önceden birbiriyle evli olan çiftler doğrudan de facto ilişki kapsamında değerlendirilirken; ortak çocuğu olmayan çiftler için -ilişkinin durumuna göre- 2 yıl veya 5 yıl birlikte yaşamak, evli çiftler gibi işlem görmek için yeterlidir
Benzer yönde Finlandiya hukukuna göre 5 yıldan uzun sürmüş bir de facto birlikte yaşam varsa veya çift, ortak çocuk sahibi ise bu çiftlere 1 Nisan 2011’den beri yürürlükte olan “Act on the Dissolution of the Household Of Cohabiting Partners” hükümler uygulanmaktadır.
b. Hüküm ve Sonuçları
aa. Çift Bakımından
De facto ilişki yaşayan çiftler için öngörülen haklar, her hukuk sisteminde farklı belgelerde düzenlenmekte ve söz konusu hakların içeriği değişiklik göstermektedir. Genel anlamda bakıldığında Avrupa devletleri arasında kayıtsız birlikte yaşayan çiftlere verilen haklar ve yasal bir çerçeve çizilmesi bakımından en geniş imkânlar tanıyan devlet olarak anılan İsveç hukukunda bu çiftlere, birlikte yaşadıkları süre, ortak çocuklarının olup olmaması ve evin günlük masraflarını paylaşıp paylaşmamalarına göre evlilikte tanınanlara benzer haklar verilmektedir.
Aynı yönde İrlanda hukukuna göre, birlikte yaşadığı kabul edilen kişiler, maddi destek ve mülkiyet konularında önemli derecede hak ve hukukî koruma elde etmektedir. Diğer yandan Fransız hukukunda hem bakım yükümlülüğü hem de aile içi şiddet koruması öngörülmektedir. Alman hukukuna göre de, de facto birlikte yaşayan kişilere çeşitli düzenlemelerde bir takım dolaylı haklar tanınmıştır; örneğin de facto birlikte yaşayan çiftler tıbbi konularda birinci dereceden akraba sayılmaktadır. Buna karşın Hollanda’da de facto birlikte yaşayan çiftlerin çoğu, Hollanda hukukunun sessiz kaldığı konularda hukukî kesinliği sağlamak amacıyla evlilik dışı birlikteliklerinin mülkiyete ilişkin etkilerinin düzenlendiği “Samenlevingscontract” adı verilen ve noter önünde imzalanan bir sözleşme hazırlamaktadır.
Çiftlerin ilişkisinin sona ermesi halinde birlikte edinilen malların paylaştırılması, boşanmada olduğu gibi çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı hukuk sistemleri, de facto birlikteliğin sona ermesi konusuna mevzuatlarında yer ayırmıştır. Bunlardan biri olan İsveç hukukuna göre, birliktelik sona erdiğinde, taraflardan her biri bir yıl içerisinde arabuluculuk kurumu vasıtasıyla malvarlığının bölünmesini talep edebilmektedir.
Bu anlamda paylaştırma, sadece birlikte yaşayanların ortak evleri ve ortak kullanım için edinilen ev eşyaları açısından söz konusudur. Birlikte yaşayan çift, ilgili düzenlemenin kendilerine uygulanmaması yönünde anlaşabilmekte ve aralarında malvarlığının bölünmesine yönelik anlaşma yapabilmektedir. Benzer biçimde Fransız hukukundaki concubinage kurumunda da kanıtlanmak kaydıyla, çift taşınır veya taşınmaz malı birlikte edinmiş gibi değerlendirilmekte ve bu durumda söz konusu mal aralarında mahkeme kararıyla paylaştırılmaktadır.
Finlandiya mevzuatındaki düzenlemeye göre, taraflardan birinin ortak evin edinilmesine yardım etmiş olması halinde, bu kişi ortak evin sahibinden tazminat almaya hak kazanmaktadır. İskoçya’da The Family Law Act 2006, birlikte yaşayan çift ayrılırsa, “maddi destek” talep edilmesine izin vermektedir.
İrlanda’da ise Civil Partnership and Certain Rights And Obligations of Cohabitants Act 2010 ilişkinin sona ermesi veya taraflardan birinin ölümü halinde diğer tarafın nafaka, mülkiyete ve aylık bağlanmasına ilişkin düzenleme yapılması talebinde bulunmasına olanak sağlamaktadır.
Konuyla ilgili hiçbir düzenleme yapmayan ve somut olay dâhilinde farklı çözümler geliştiren ülkelerde, mala ilişkin uyuşmazlıklar çoğunlukla iç hukuk sistemlerindeki genel hükümlere göre çözülmektedir. Bu ülkelerden biri olan Almanya’da Alman mahkemeleri, sorunu çözmek için, iç hukuktaki zımnî ortaklık, aile temelli sözleşmeler ve sebepsiz zenginleşme gibi kurumlardan yararlanmaktadır.
Birlikte yaşamdan doğan ortak evin edinimi de dâhil olmak üzere malın kazanılmasına ilişkin uyuşmazlıkların çoğunda çiftin, açık olarak iradelerini belirtmeksizin “adî şirket” kurduğu kabul edilmektedir. İngiliz hukukunda da de facto birlikte yaşamdan doğan mala ilişkin uyuşmazlıklara yönelik emredici kural bulunmamakta ve bu uyuşmazlıklar genellikle eşya hukukunun genel hükümlerine göre çözülmektedir.
Bu hukuk sisteminde kabul edilen trust85 veya mülkiyete ilişkin estoppel86 doktrini aracılığıyla aslında malın yasal maliki olmayan eş, bu mala ilişkin bir takım haklardan yararlanabilmektedir. Özellikle, kişinin herhangi bir menkul mal veya hak ile ilgili güvene dayanan bir hukukî işlem yapmasından doğan zımnî trust hükümleri, de facto birliktelikler açısından uygulama alanı bulmaktadır.
Aile evinin sahibi, birlikte yaşayan çiftlerden biriyse, diğer tarafın bir trust kapsamında yararlanıcı olup olmaması; her ikisi de evin ortak sahibiyse, aile evine ilişkin trust’da nasıl ve ne kadar pay aldıkları gibi konular gündeme gelmektedir.
|
|
|
|