Forumel.Com

Geri Git   Forumel.Com > Eğitim > Dersler > Felsefe - Sosyoloji

Felsefe - Sosyoloji Felsefe; bir bilgi alanının ya da bilimin temelini oluşturan ilkeler bütünü. Sosyoloji ise toplum bilimidir.


Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

Felsefe; bir bilgi alanının ya da bilimin temelini oluşturan ilkeler bütünü. Sosyoloji ise toplum bilimidir.



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri
Konudaki Cevap Sayısı
41
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
1668

Kullanıcı Etiket Listesi

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Eski 16 Eylül 2023, 22:29   #41
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

351 – Sadece çıplak ve utanmayan ruh saf ve masum olabilir, aynen insanlığın ilk bahçesindeki Adem gibi.

& “Çıplak ve utanmayan ruh” ne demek? Ruh her zaman saf değil mi?

Her zaman, Sri Aurobindo'nun dediği de bu zaten. Ruhun tebdili kıyafeti, kamuflajı yoktur, olduğu gibi görünür, insanların yargılarını umursamaz çünkü meskeni olduğu Tanrısal'ın sadık hizmetkarıdır.

23 Şubat 1970

352 – Zenginsin diye övünme; fakirsin ve özverilisin diye övgü peşinde olma; bu iki şey egoizmin kaba ya da ince gıdasıdır.

451 – Dünyayı dışlayarak Tanrı'yı sevmek, Ona yoğun ama eksik şekilde tapmaktır.

452 – Aşk, kıskançlığın sadece kızı veya hizmetçisi mi? Krishna Chandrabali’yi seviyorsa neden Chandrabali’yi ben de sevmeyeyim ki?

453 – Sadece Tanrı'yı seviyorsun diye Tanrı’nın başkalarından çok seni Sevmesini istemeye eğilimlisin; ama bu doğruluğa aykırı, her şeyin doğasına ters yanlış bir talep. Çünkü Tanrı Bir olandır, sen ise çokluksun. Daha ziyade gönlünde ve ruhunda tüm varlıklarla bir ol ki, böylece dünyada senden başka Sevecek kimsesi olmasın.

454 – Benim kavgam, Yarimi sevmeyecek kadar ahmak olanlarla, Yarimin Aşkını benimle paylaşanlarla değil.

455 – Tanrı'nın Sevdiklerinden haz al; Sevmiyormuş gibi Davrandıklarına da acı. Bu, kıskançlığa yapılabilecek en güzel eleştiri, kıskançlıktan kurtulmanın en iyi yolu: egonun sınırlarını aşıp ebedi olan, evrensel olan Tanrısal aşkla birleşmek.

6 Nisan 1970

456 – Tanrı'yı sevmiyor diye mi ateistten nefret ediyorsun? Öyleyse senden nefret etmek lazım, çünkü Tanrı'yı tam sevmiyorsun.

457 – İnançlar ve mezhepler özellikle bir konuda şeytana teslim olur, o da aforoz. Rahip, Anathema Maranatha aforoz kararını okuduğu zaman ben dua eden bir şeytan görüyorum.

458 – Hiç şüphesiz, rahip beddua ederken Tanrı'ya seslenir; ama kendini öfke ve karanlık Tanrı'sına adar, aynen düşmanı gibi; çünkü Tanrı'ya yaklaştıkça Tanrı onu kabul Edecektir.

459 – Şeytan bana acayip eziyet ediyordu, ta ki beni Ayartmaya Çalışanın Tanrı olduğunu anlayıncaya kadar; o zaman şeytan endişesi ruhumdan ebediyen çıktı.

460 – Şeytandan nefret ederdim, ayartmaya çalışmasından ve işkencelerinden bıkıp usanmıştım; veda ederken sesinin neden bu kadar tatlı olduğunu söyleyemezdim, ve sıkça geri dönüp kendini bana verdiğinde onu üzülerek reddederdim. Sonra Krishna’nın oyun Oynadığını anlayınca nefretim kahkahaya dönüştü.

461 – Dünyadaki kötülüğü “Şeytan, Tanrı'ya üstün geldi” diyerek açıkladılar; bense Yarimle gurur duyuyorum. Şuna inanıyorum, cennette ya da cehennemde, yeryüzünde ya da denizlerde, Tanrı’nın İradesiyle yapılmayan hiçbir şey yok. Yüce’de zıtlar tekrar ahenkleşir ve birbirini tamamlar.

Karşıtlıkları zıtlık haline getiren Tezahürün bölünmesidir; ama insan bilincini Tanrısal Bilinçle birleştirdiği zaman zıtlıklar yok olur.

7 Nisan 1970

462 – Cehaletimizden, yardımsız yürümeyi başardığı için gurur duyan ve omzundaki annesinin dengeleyici elinin farkında olmak için fazla hevesli olan çocuklar gibiyiz. Uyandığımızda arkamıza bakıp görürüz ki meğer Tanrı bizi hep Yönetiyormuş, hep Destekliyormuş.

463 – Önceleri, tekrar günaha girdiğim her defasında ağlardım, hem kendime hem tekrar günaha girmeme izin Verdiği için Tanrı'ya kızardım. Daha sonraları ancak “Neden beni yine yerin dibine Soktun ey benim oyun Arkadaşım?” diye sormaya cesaret edebildim. Sonraları bu bile bana sanki fazlaca cüretkar ve küstahça gibi geldi; artık tek yapabildiğim, sessizce ayağa kalkmak, O’na göz ucuyla bakıp üstümü başımı temizlemekti. İnsan erdemiyle övündüğü sürece Yüce Efendi onu günaha Sokar, ona alçakgönüllülüğün gerekliliğini Öğretmek için.

8 Nisan 1970

464 – Tanrı, hayatı öyle Ayarlamış ki dünya ruhun kocası, Krishna da tanrısal Yari. Dünyaya hizmet borcumuz var; dünyaya bir kanunla, zorlayan bir görüşle, ortak bir acı ve zevk deneyimiyle bağlıyız, ama kalbimiz Yare tapar, özgür ve gizli sevincimiz Yarimiz içindir.

465 – Tanrı sevinci gizli ve harikadır; bu, sağduyunun alay ettiği bir gizemdir, bir ekstazdır; ama bu sevinci tadan ruh bundan bir daha asla vazgeçemez, getirebileceği dünyevi kötü ün, işkence ve acı ne olursa olsun. Şimdilik dünya, saf ve ışıldayan tanrısal sevinçle çelişiyormuş gibi görünüyor; ama bir gün gelecek dünya da bu sevinci ortaya koyacak. Dünyayı bunun için hazırlamak lazım.

9 Nisan 1970

466 – Dünyanın gurusu Tanrı, senin aklından daha Bilgedir; sen Tanrı’ya güven; ezeli egoist, küstah, kendini beğenmiş kuşkucu aklına değil.

467 – Kuşkucu akıl hep kuşku duyar çünkü anlayamaz, ama Tanrı aşığının inancı, anlayamamasına rağmen bilmekte ısrar eder. Karanlığımız için her ikisi de gerekli, ama hangisinin daha güçlü olduğu konusunda hiçbir şüphe olamaz. Şimdi anlayamadığım şeye bir gün hakim olurum, ama inancımı ve aşkımı kaybedersem, Tanrı'nın önüme Koyduğu hedeften tamamen saparım.

468 – Kılavuzum, Eğitmenim Tanrı'ya sorabilirim: “Haklı mıyım, yoksa Aşkından ve Bilgeliğinden, aklımın beni yanıltmasına izin mi Verdin?” İstersen aklından kuşku duy ama Tanrı'nın sana Kılavuzluk Ettiğinden kuşku duyma.

Hayat bize Tanrısal'ı bulmamız ve Tanrısal'la birleşmemiz için veriliyor. Akıl bunun böyle olmadığına bizi ikna etmeye çalışıyor. Bu yalancıya inanacak mıyız?


10 Nisan 1970

469 – Başta sana Tanrı hakkında eksik kavramlar verildi diye şimdi kuduruyorsun ve Tanrı’yı inkar ediyorsun. Ey insan, sana bütün bilgiyi ta baştan Vermedi diye Eğitmeninden kuşku mu duyuyorsun? Daha ziyade bu eksik hakikati incele ve yerli yerine koy ki, şimdi önüne açılan daha engin irfana güvenle geçebilesin.

470 – Tanrı, Aşkından, işte böyle Eğitir çocuksu ruhu ve zayıfı, onları adım adım Götürerek, henüz ulaşılmaz nihai doruklarının vizyonunu Esirgeyerek. Hepimizde zaaf yok mu? Hepimiz Tanrı’nın Gözünde sadece birer çocuk değil miyiz?

471 – Anladım ki Tanrı benden neyi Esirgediyse, Aşkından, Bilgeliğinden Esirgemiş. Benden Esirgediğini o an kavramış olsaydım, büyük bir iyiliği zehre çevirmiş olurdum. Yine de, bazen ısrar ettiğimizde, içmemiz için bize zehir Verir ki, zehre sırt çevirmeyi öğrenip Ambroziasını 84, Nektarını bilerek tadalım. Daha bilge olacağımız zaman, hiçbir şey için şikayet etmeyeceğiz, Tanrısal'ın bize Gönderdiği şeyleri safi merhamet olan Lütfunun bir nimeti olarak alacağız. Tevekkül ettikçe anlarız. Minnettar oldukça mutlu oluruz.

11 Nisan 1970

84 Ambrozia: Olimpos’lu tanrıların ölümsüzlük kaynağı gıdası.

472 – Ateist bile artık yaratılışın, evrimin doğası itibarıyla gerektirdiği sonsuz ve güçlü bir amaca doğru ilerlediğini görebilmeli. Ama sonsuz amaç ve sonsuz gerçekleştirme, Hazırlayan, Kılavuzluk Eden, Şekillendiren, Koruyup Haklı Çıkaran sonsuz bir Bilgeliği önceden varsayar. Bu Bilgeliğe saygı göster, düşüncelerinle ve ruhunla tap, bu şekilde tapmasan bile bir mabette tütsü yakarak tap, sonsuz Aşkın kalbini de sonsuz Aklın şaşaasını da inkar etsen bile. O zaman, bunu bilmesen de yine de Krishna’dır saygı duyup taptığın.

Kelimelerin ötesinde, düşüncelerin ötesinde Yüce Varlık Kendini Hissettiriyor ve bizi hayran olmaya zorluyor. Sınırlayan ve çarpıtan tüm akılsal konstrüksyondan kaçınalım. Teması saf tutmaya çalışalım.

12 Nisan 1970

473 – Aşk’ın Efendisi: “Bilinmeyenin ve Tanımlanamayanın peşinde olanlar Beni arıyor, Ben de onları Kabul Ediyorum” dedi. Sözüyle illüzyonisti ve agnostiki Meşrulaştırdı. Öyleyse niye Efendinin Kabul Ettiği kişiyle alay ediyorsun, ey yobaz? Tanrısal görüş için, bütün içten insansal özlemler kabul edilebilir, şekillerindeki çeşitlilik, hatta görünür çelişkiler ne olursa olsun. Ve hepsi birlikte yine de Tanrısal Gerçeği ifade etmeye yetmez.

13 Nisan 1970

474 – Ebedi cehennemi haklı gösteren Calvin Tanrı’yı tanımıyordu ama Tanrı’nın korkunç bir maskesini Ebedi Gerçeğiymiş gibi gösterdi. Sonsuz bir cehennem olsaydı bu ancak sonsuz bir ekstaz yeri olurdu, çünkü Tanrı Anandadır, ve Mutluluğunun ebediyeti dışında da başka ebediyet yoktur.

475 – Dante, “Tanrı'nın mükemmel Aşkı, ebedi cehennemi Yarattı” derken belki de zannettiğinden bilgece yazıyordu; çünkü beynimde şimşekler çaktığında, ruhlarımızın, sanki dayanılmaz ekstaz çağları yaşadığı, korkunç tatlı Rudra’nın mutlak kucaklamasında ebediyen yüzdüğü bir cehennemin var olduğunu bazen düşündüğüm oldu.

İnsanın küçüklüğü, kendisi için fazla harika olan Tanrısal şaşaaları tahammül etmekte zorlanıyor; insan bir ebediyet süren zevke muhtemelen dayanamaz.
14 Nisan 1970

476 – Eğitmenimiz Tanrı'nın öğretilisi hali, Babamız Tanrı'nın evladı hali, Annemiz Tanrı'nın Şefkati, Tanrısal Yarimizin eli, Dostumuzla, oyun Arkadaşımızla gülmek ve eğlenmek, Efendimiz Tanrı'ya mutluluk dolu hizmet, Tanrısal Sevgilimize duyulan ekstaz dolu aşk: bunlar insan vücudunun içindeki hayatın yedi mutluluğudur. Tüm bunları gökkuşağı renklerinde tek bir yüce ilişkide birleştirebilir misin? O zaman senin hiçbir cennete ihtiyacın yok, Advaita yandaşının özgürleşmesini aştın. Eklenecek hiçbir şey yok. Bu harika bir program. Bize bir tek bunu gerçekleştirmek kalıyor.

15 Nisan 1970

477 – Dünya cennete ne zaman benzeyecek? Tüm insanlık oğlanlarla kızlar gibi olduğu zaman ve Tanrı, Cennetin bahçelerinde kalabalığın birlikte oynayan en neşeli Oğlanı Krishna’yla en kuvvetli Kızı Kali olarak ortaya Çıktığı zaman. Sami cennet oldukça iyiydi ama Adem’le Havva fazla yaşlıydı, Tanrı’sı da yılanın teklifine dayanılması için fazla yaşlı, fazla sert, fazla ciddi, fazla resmiydi.

478 – Samiler, Tanrı'nın sert, vakarlı kral, ciddi ve neşe nedir bilmez hakim kavramıyla insanlığa acı çektirdi. Ama biz Krishna’yı gördük, Tanrı'nın, Oynamayı Seven, neşeyle Gülen Yaramaz bir Çocuk Olduğunu biliyoruz.

479 – Gülümseyemeyen bir Tanrı mizah dolu bu evreni Yaratamazdı. Alay, yalan güçlerine karşı en güçlü silahtır. Sri Aurobindo tek cümleyle insanların yarattığı bu tanrılardan birinin gücünü sıfırlıyor.

17 Nisan 1970

480 – Tanrı bir çocuğu Mutluluk Bağrında Sevmek için Aldı, ama annesi ağladı, çocuğu artık yok diye teselli olmak istemedi.

481 – Ağrı, üzüntü ya da şanssızlık yüzünden acı çektiğimde “Demek öyle, benim eski Oyun Arkadaşım, beni yine Hırpalıyorsun” diyerek oturuyorum ve acının zevkini çıkarıyorum, üzüntünün sevincini ve şanssızlığın şansını yaşıyorum; o zaman yakalandığını Anlıyor ve hayaletlerini, öcülerini alıp Götürüyor.

Sri Aurobindo sıradan insansal bilincin yalanını ve edinmemiz gereken Tanrısal Bilincin ışıldayan, mutlak güçteki neşesini ne parlak bir mizahla anlatmaya çalışıyor.

18 Nisan 1970

482 – Tanrısal irfanın arayıcısı, gopilerin giysilerini çalan Krishna’nın tarifinde, Tanrı'nın ruh konusundaki Hikmetinin en derin alegorisini keşfeder; kendini adamış kişi, kalbinin mistik deneyimlerinin tanrısal eyleme dönüşmesinin mükemmel bir transkripsyonunu görür; şehvet düşkünü ve püriten – aynı karakterin iki yüzü – sadece erotik bir hikaye görür. İnsanlar kendi içlerindekileri getirip Kutsal Kitaplara yansımasını görür.

483 – Yarim günah giysimi Çekti, ben de sevinerek bıraktım üzerimden düşsün; sonra erdem giysimi de Tutup Çekince utandım, endişelendim, O’nu engellemeye çalıştım; Yarim ancak erdem giysimi üzerimden zorla Çekip Aldıktan sonra, ruhumun benden nasıl saklı tutulduğunu anladım.

Harika! Harika! T. [defteriyle soru gönderen genç öğretili] bana dört beş özlüsöz birden gönderiyor, ama her birine cevap yazacak yer bırakmıyor...

Ben de sonuncusuna cevap yazıyorum! “Hakikat’e hazır olmak için bırakalım erdem elbisemiz düşsün” desem ne iyi olur. Bu sürekli oluyor, çoktandır böyle, vücudum çoktandır şu günah ve erdem illüzyonundan kurtuldu, uzun süre önce. Vücuduma bu tamamen... saçma, komik geliyor! İnsanlarla kurduğum temasa gelince...

Görüştüğüm insanların kim olduğunu iyi bilmiyorum, aşağı yukarı seçiyorum, bu yüzden insanları düşünmeden görüyorum, anlıyor musun, onları oldukları gibi görüyorum, ve SONRA soruyorum, ya da bana bazı olayları anlatıyorlar...

(Gülerek) şunu fark ettim, çoğu zaman oluşan bir temas var, insanlarla görüştüğümde bir temas, bir reseptivite, bir alırlık var, ve bu başkalarının en çok küçümsediği insanlarla, dışarıda gerçekten tam maganda gibi davranan insanlarla oluyor! Bunu daha geçenlerde yaşadım. Tabii, titreşimi en zor tahammül edilen şeylerden biri, insanların erdemlerinden ötürü duyduğu öfke. Yani, insanlar neler olduğunu bana anlatıyor, her biri bana bir hikaye anlatıyor, ve en zor tahammül edilen titreşim, (Anne rahatsız edici bir sürtüşme hareketi yapıyor) insanların erdemlerinden ötürü duyduğu kızgınlık titreşimi. Şunu da belirteyim: insanlar beni görmeye geldiği zaman (her gün görüştüğüm insanlar değil, tanımadığım insanlar geldiği zaman), bütün bu ziyaretçiler geldiği zaman, kişiliklerinin en iyi yönü öne çıkıyor.

Birçok kez insanlarla temas kurdum, yapılacak bir şey var izlenimini aldım, bir alırlık vardı; sonra bu insanlar kötü davranıyor, ortalığı karıştırıp başkalarını rahatsız ediyor! Ama yanımdayken aynı değiller. Başka bir şeyin aktif hale geldiğini hissediyorlar... bunu seziyorlar. Mevcudiyet, Varlık onları... compels, mecbur ediyor, buradan çıkınca da çok kötü davranıyorlar, münakaşa ediyorlar... Zor! Auroville’den bazı insanları dönüşümlü olarak haftada bir kabul ediyorum, tam da Maddeyi biraz işlemeye çalışayım diye, gerçekten çok enteresan, bunlar tanımadığım insanlar, her defasında bir ya da iki yeni ziyaretçi getiriyorlar, bazıları kalıyor diğerleri dönüşümlü olarak geliyor. “Bir sessizlik banyosu isteyenler sırayla gelebilir” dedim. “Sessizlik banyosu” boyunca kimse konuşmuyor.

Hakikaten çok enteresan. Yani, Auroville’de öyle davranan insanlar var ki... Ve her şeye rağmen, buradayken oldukları kişinin, Auroville’deyken oldukları kişiden çok daha üstün olduğunu hissediyorlar. Yalnız, diğer insanların çok sabırlı olması lazım...


22 Nisan 1970

484 – Günah, erdemli bakışlardan saklanmak için Krishna’nın bir oyunu, bir kamuflajıdır. Ey erdeminden ötürü kendini üstün sanan sen, günahkarın içindeki Tanrı’yı gör, içinden günah işle ki kalbin temiz olsun, kardeşini kucakla

490 – Krishna’da yaşadığım zaman ego da egoizm de yok oluyor; o zaman da ancak Tanrı dipsiz, sınırsız aşkımı Değerlendirebilir.

491 – Krishna’da yaşayınca, düşmanlık bile aşk oyununa, kardeş güreşine dönüşür.

492 – En yüce mutluluğu yakalamış ruh için artık hayat bir kötülük ya da acı veren bir illüzyon olamaz; aksine hayatın tümü, tanrısal bir Yarin, tanrısal bir Oyun Arkadaşının çağlayan aşkına, gülüşüne dönüşür. Her durumda Tanrısal teması korumayı bilmek lazım: mutluluğun sırrı bu.

21 Nisan 1970

493 – Tanrı'yı vücutsuz sonsuz olarak görebilir misin, ve yine de Tanrı'yı bir erkeğin sevgilisini sevdiği gibi sevebilir misin? O zaman sana Sonsuzun en yüce hakikati açıklandı.

Sonsuzu kucaklanabilir gizli bir vücutla kaplayıp Tanrı'yı bu görünür ve hissedilir vücutların her birinde ve hepsinde de görebilir misin? Öyleyse Tanrı'nın en engin, en derin hakikatine de sahip oldun.


494 – Tanrısal Aşkın iki simültane işleyişi vardır: bütün dünyayı ve içindeki her şeyi bir tesviye katmanı gibi eşit bir basınçla kaplayan evrensel bir hareket, sondalanamaz okyanus kadar derin, sakin ve dipsiz; ve büyük dalgalarının yüksekliğini ve kuvvetini değiştiren, köpüğünün ve dalga serpintisinin öpücüğüyle, içine çeken sularıyla, üzerine düşeceği nesneleri seçen aynı okyanusun dans eden yüzeyi gibi kuvvetli, yoğun, ekstaz dolu ve kişisel bir hareket.

Sri Aurobindo kendini anlaşılır kılmak için herkes için açık imajlar kullanıyor; ama Birleşmenin harikaları bu insansal imajları sonsuzca aşar.

22 Nisan 1970

495 – Eskiden acıdan nefret ederdim, kaçınırdım, acı çektirilmesine de içerlerdim; ama şimdi anlıyorum ki acı çekmeseydim, aklım, kalbim ve vücudum bu eğitilmiş, mükemmelleşmiş, çeşitli şekillerde son derece hassas zevk alma kapasitesine sahip olamazdı. Tanrı sonunda Haklı Çıkıyor, zorba maskesi, tiran maskesi Taktığında bile.

496 – Dünyanın kederi, aptallığı, zalimliği, adaletsizliği yüzünden acı çekmeyeceğime yemin ederek kalbimi bir değirmentaşı kadar sert ve dayanıklı yaptım, aklımı da cilalı bir çelik yüzey haline getirdim. Artık acı çekmiyordum ama neşem kaçmıştı. O zaman Tanrı kalbimi Kırıp aklımı sanki sabanla Sürdü. Bitmez tükenmez, zalim bir anksyeteden ekstaz dolu bir acı yokluğuna, üzüntüden, öfkeden ve isyandan sonsuz bir irfana, değişmez bir huzura yükseldim.

Yüce Efendi, dönüştürmekte olduğu vücuda aynı dersi öğretmek istiyor.

23 Nisan 1970

497 – Acının, zevkin ters yüzü ve okulu olduğunu anladığım zaman, üzerime darbe yağmasını sağlamaya ve acıyı varlığımın her yerinde artırmaya çalıştım, çünkü Tanrı'nın İşkenceleri bile bana yavaş, hafif ve etkisiz gibi geliyordu. O zaman Yarim elimi Durdurup “Dur, kamçı Darbelerim sana yeter” diye Haykırmak zorunda Kaldı.

498 – Eski keşişlerin ve çilecilerin kendilerine yapıkları işkenceler sapıkçaydı, aptalcaydı, ama yine de sapıklıklarının gerisinde gizli bir bilgi ruhu vardı.

499 – Tanrı Bilge ve Mükemmel Dostumuzdur, çünkü ne zaman Vuracağını Bildiği gibi, bizi ne zaman Okşayacağını da, ne zaman Öldüreceğini de, ne zaman Kurtaracağını da, ne zaman imdadımıza Yetişeceğini de Bilir. Tek bir gerçek Bilgelik var, o da Yüce Efendimizin Bilgeliği.

Dolayısıyla, tüm kişisel iradeden vazgeçmek ve sadece Tanrısal'ın İstediğini istemek hakikaten bilge olmanın tek yolu.

24 Nisan 1970

500 – Bütün yaratıkların tanrısal Dostu, Dostluğunu düşman maskesi altında Gizler, ta ki bizi en yüce gökler için hazır hale Getirene kadar; sonra, Kurukshetra’da olduğu gibi, mücadelenin, acının ve imhanın Efendisinin korkunç şekli yok olur ve Krishna’nın tatlı yüzü, sevecenliği, defalarca kucaklanmış vücudu ebedi yarinin ve oyun arkadaşının sarsılmış ruhunda, arınmış gözlerinde ışıldar.

501 – Acı, bizi, hazların Efendisinin tam Kuvvetine dayanabilir kılar; bizi gücün Efendisinin diğer oyununa da dayanabilir kılar.

Acı, kuvvetin kapılarını açan anahtardır, mutluluk kentine vardıran anayoldur.

502 – Yine de acının peşinde olma ey insan ruhu, çünkü O’nun İstediği bu değil, sadece O’nun sevincinin peşinde ol; acıya gelince, acı mutlaka O’nun Takdiriyle, gereken sıklıkta ve gerektiği kadar gelir. Öyleyse acıya tahammül et ki acının ekstaz dolu özünü nihayet bulasın.

503 – Hemcinsine de acı çektirme ey insan, sadece Tanrı'nın, ya da acı çektirmek için Görevlendirdiklerinin acı çektirmeye hakkı var. Ama Torquemada gibi fanatikçe sanma ki onlardan birisin. Hiçbir zaman unutma: hayatla ve insanlarla ilişkilerinde tercihte bulunabildiğin sürece, Tanrısal'ın saf, mükemmel aleti olamazsın.

28 Nisan 1970

504 – Eskiden, safi kuvvetle, safi aksyonla yoğrulmuş ruhlar için asil bir söz vardı: “Tanrı’nın Yaşadığı kesin olduğu kadar.” Ama modern ihtiyaçlarımıza başka bir söz daha çok uyuyor: “Tanrı’nın Sevdiği kesin olduğu kadar.” Zekanın aşırı egemenliğiyle neredeyse solmuş kederli çağımızda, Tanrısal Aşktan daha gerekli, daha değerli hiçbir şey olamaz.

29 Nisan 1970

505 – Bilim özellikle Tanrı aşığı için ve Tanrı’yı bilen için faydalı, çünkü Tanrı’nın maddi sanatkarlığının tuhaf harikalarını detaylı biçimde anlayıp hayran olmasına imkan verir. Biri öğrenir ve “Gör bak ruh nasıl maddede ortaya çıkmış” diye haykırır; diğeri “Yarimin, Efendimin, mükemmel Sanatkarın dokunuşuna, mutlak güçteki Eline bak” diye haykırır. İnsan Tanrısal'a nasıl hizmet edebilir85 mademki bir tek Tanrısal'ın sayesinde vardır? Yapabileceğimiz tek şey, Tanrısal'ın bize Verdiği bütün şeylerden birazını O’na beceriksizce geri vermektir.

30 Nisan 1970

506 – Ey evrenin Aristofanes’i, dünyaya bakıp içinden tatlı tatlı Gülüyorsun, benim de tanrısal gözlerle görmeme ve evrensel Gülüşlerine katılmama izin Vermeyecek Misin?

507 – Kalidasa cesur bir imajla demiş ki: “Kailasa’nın86 buzulları, Shiva’nın, doruklara tamamen saf, bembeyaz istiflenmiş evrensel gür kahkahalarıdır”. Doğrudur; ve kahkahaların imajı kalbe yansıdığı zaman, dünyanın dertleri aşağıdaki bulutlar gibi gerçek yokluklarında dağılır.

Bilim çok doğru saptamalarda bulunuyor; ama gerçek sebepleri hayal etmek serbest – neden okült sebepler olmasın.


2 Mayıs 1970

508 – Ruhun yaşadığı en tuhaf deneyimlerden biri şudur: ruh, dertlerin görüntüsünü, tehdidini artık umursamadığı zaman etrafında herhangi bir dert olmadığını fark eder. İşte o zaman bu

85 Sri Aurobindo'nun el yazısı science (bilim), service (hizmet) diye okunup basılmış ve Anne’ye çevirisi için o şekilde verilmiş.

86 Kailasa: Himalayalar’ın en yüksek doruklarından biri, Shiva’nın cenneti, Tibetli Budistlere göreyse evrenin merkezi.. Kalidasa (M.Ö.100?): Şair, dramatürj. gerçekdışı bulutların arkasında Tanrı'nın bize Güldüğünü duyarız. Peki, Efendim, görüntünün Kendi Suretine benzemesini İstediğin zaman ne Yapıyorsun?

4 Mayıs 1970

& Dün yazdıklarından hiçbir şey anlamadım.

Sri Aurobindo'nun “görüntü” dediği, fiziksel vücut. Ben de Efendi'ye fiziksel vücudu dönüştürmek İstediği zaman ne Yaptığını sordum; geçen gece bana iki vizyon Bahşederek cevap Verdi. İlki, vücutsal bilincin, ölüm konusunda genelde düşünülenlerin tümünden kurtulmasıyla ilgiliydi; diğerindeyse bana süpraakılsal vücudun nasıl olacağını Gösterdi. Gördün mü, iyi ki Efendi'ye sormuşum!

9 Mayıs 1970

509 – Ey titan, çabalarında başarılı oldun mu? Tanrıların ve dünyanın efendisinin hizmet ettiği Ravana’yla Hiranyakashipu gibi oturup kuruldun mu? Ama ruhunun gerçekten peşinde olduğu şeyi kaçırdın.

510 – Ravana’nın aklı, evrensel egemenliğe ve Rama’ya karşı zafer kazanmaya susadığını sandı, ama ruhu hep cennetine mümkün olduğu kadar çabuk dönüp tekrar Tanrı'nın hizmetkarı olmayı hedefliyordu. Bu yüzden, en kısa yol olarak, Tanrı'nın üzerine öfkeyle düşmanca atıldı.

511 – Sevinçlerin en büyüğü, Narada gibi Tanrı'nın kölesi olmaktır. Cehennemlerin en kötüsü, Tanrı tarafından terkedilmiş olarak dünyanın efendisi olmaktır. Cahilce Tanrı kavramımıza göre Tanrı’ya en yakın görünen şey, Tanrı’dan en uzakta olandır.

512 – Tanrı'nın hizmetkarı olmak bir şeydir; Tanrı'nın kölesi olmak ondan büyüktür.

Sri Aurobindo bize Kutsal Kitapları doğru anlama şeklini veriyor, böylece Kutsal Kitaplar evrensel sembollere dönüşüyor.

12 Mayıs 1970

513 – Dünyanın efendisi olmak aslında en büyük mutluluk olurdu eğer insan herkes tarafından sevilseydi; ama bunun için insanın aynı zamanda tüm insanlığın kölesi olması gerekir.

514 – Sonuçta, Tanrı'ya yaptığın uzun hizmetin muhasebesini yaparsan, farkına varırsın ki en yüce çalışman, insanlık aşkına yaptığın kusurlu küçük iyilikti.

Bu yüzden, Tanrısal'a tamamen, mutlak şekilde ait olmak, Tanrısal'a hizmet etmekten iyidir.

13 Mayıs 1970

& Tanrısal'a tamamen, mutlak şekilde ait olmak için işe Tanrısal'a hizmet etmekle başlamak gerekmez mi? Elbet tüm çalışmayı Tanrısal'ın hizmetine adamak iyi bir yaklaşım, ama Sri Aurobindo'nun tarif ettiğinden pek öteye gitmiyor, bazıları da bununla tatmin olmuyor.

14 Mayıs 1970

515 – Hizmetkarının iki çalışması Tanrı'nın çok Hoşuna gider: sessiz bir tapınmayla Mabedinin yerlerini süpürmesi ve insanlıktaki tanrısal Realizasyonu için dünya savaş alanında savaşması.

516 – İnsanlara biraz olsun bile iyilik yapan insan, günahkarların en adisiyse bile, Tanrı onu Aşıklarının, Hizmetkarlarının saflarına Kabul Eder. O, Ebedi'nin yüzünü görür. Sri Aurobindo hep öğretililerini hatta okurlarını bile tüm önyargıdan, tüm geleneksel ahlaktan kurtarmaya çalıştı.

15 Mayıs 1970

517 – Ey kendi zayıflığının kurbanı, Tanrı'nın Yüzünü bir korku peçesiyle örtme, Tanrı’ya yalvaran bir zayıflıkla yaklaşma. Bak! Yüzünde Kralın, Hakimin ciddiyetini değil, Yarin gülümseyişini göreceksin.

518 – Tanrı'yla, arkadaşınla güreşiyormuşsun gibi güreşmeyi öğrenmedikçe ruhunun kuvveti senden hep gizlenir. Tanrı'ya gerçekten yanaşmak istiyorsak, tüm sınırlamalarımızdan, tüm zayıflıklarımızdan nihai olarak kurtulmamız iyi olmaz mı?

16 Mayıs 1970

519 – Sumba önce Kali’yi kalbiyle ve vücuduyla sevdi, sonra ona kızıp onunla dövüştü, sonunda onu yendi ve onu saçlarından kavradığı gibi kendi etrafında havada üç kez çevirdi; hemen ardından Kali onu öldürdü. Bunlar titanın ölümsüzlüğe ermek için attığı dört adımdır, sonuncusu da bunların arasında en uzunu ve en güçlüsüdür.

& “Titanın, ölümsüzlüğe ermek için attığı dört adımı” anlayamadım. Her birimizin doğası ne olursa olsun, sonuçta, öyle ya da böyle, ister Tanrısal’la savaşalım ister Tanrısal'ı sevelim, Son daima Tanrısal'dır.

17 Mayıs 1970

520 – Kali, korkunç Güç ve öfkeli Aşk şeklinde ortaya çıkan Krishna’dır, öfkeli darbeleriyle benliği vücutta, nefste ve akılda öldürür ki ebedi ruh olarak özgürleştirsin. Bu aciz “egonun”, evreni anlayabilen, ışıldayan bir kıvılcıma yer açmak için yok olduğunu gördüğümüz zaman, şikayet mi edeceğiz?

21 Mayıs 1970
 
Eski 16 Eylül 2023, 22:34   #42
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

521 – Derin Sami ahlaki hikayeye göre, atalarımız, iyilik ve kötülük ağacının meyvesinin tadına baktığı için cennetten kovuldu. Ebedi hayat ağacının meyvesini hemen yeselerdi, doğrudan sonucundan kurtulmuş olurlardı; ama Tanrı'nın insanlık konusundaki Niyeti başarısızlığa uğramış olurdu; Tanrı'nın Öfkesi ebedi avantajımızdır.

Sri Aurobindo bize görüşümüzün sınırlılığının nasıl Tanrısal Bilgeliği algılamamızı engellediğini anlatmaya çalışıyor.

22 Mayıs 1970

522 – Cehennem varolsaydı, bu en ulvi cennete en kısa yol olurdu. Çünkü aslında Tanrı Seviyor.

523 – Tanrı bizi her cennetten Kovar ki, çölü aşarak daha tanrısal bir cennete ulaşmaya mecbur olalım. Niye böylesine kavurucu, böylesine sert bir geçiş gerekli diye merak ediyorsan, demek ki aklın seni aptal yerine koydu: sessiz arzularıyla, gizli ekstazlarıyla gerideki ruhunu incelemedin.

Acıya karşı artık yakınlık duymayacağımız zaman, acıya duyduğumuz tüm sapıkça bağlılıklarımızdan kurtulduğumuz zaman, Tanrısal bize acının, yüce mutluluğu gizlediğini keşfettirir.

23 Mayıs 1970

524 – Sağlıklı akıl acıdan nefret eder, çünkü insanın aklında bazen beslediği acı arzusu sapıkçadır ve Doğa'ya aykırıdır. Ama ruh, aklı ve aklın çektiği acıları, demirci ustasının ocaktaki madenin acısını umursadığı kadar umursar: ruh kendi ihtiyaçlarının, kendi amaçlarının peşindedir. Bir tek Yüce Efendi efendi olmalı, psişik varlık da genellikle O’na itaat eder.

24 Mayıs 1970

525 – Ayrım yapmadan acıyı paylaşmak en asil Tanrı vergisi karakter özelliğidir; bir canlıya en küçük zararı bile vermemek insansal erdemlerin en büyüğüdür; ama Tanrı'da ne o ne de diğeri var. Öyleyse insan Her Şeyi Seven’den daha mı asil, daha mı iyi?

526 – Bir insanı fiziksel veya akılsal acıdan kurtarmanın, her zaman aklının ya da vücudunun yararına olmadığını fark etmek, insanca merhamet duyan kişi için en acı deneyimlerden biridir. Tanrısal Bilincin farkında olmak, insansal realizasyona sunulan en yüce başarıdır; gerisi sadece yaklaştırımdır.

25 Mayıs 1970

527 – İnsansal acıma duygusu cehaletten, zayıflıktan kaynaklanır, duygusal izlenimlerin kölesidir; Tanrısal merhamet Anlar, Ayırt Eder ve Kurtarır.

528 – Acıma, bazen aşkın iyi bir ikamesidir, ama hiçbir zaman bir ikameden fazlası olamaz. Deftere: “Tanrısal niyeti anlamak ve gerçekleşmesine çalışmak, bu, insanlığa yardım etmenin en emin yolu değil mi?” diye yazmışsın. Hep merak ediyorum, bu özlüsözleri ne zaman yazdı... İlk başlarda yazdığı söyleniyor. Hala... (Anne, Sri Aurobindo'nun o zamanlar iki dünya arasında olduğunu ifade eden bir hareket yapıyor) Pavitra’ya bir yerlerde demişti, dört defa dünya görüşünü değiştirdiğini87.

87 “Manevi hayatta her sistemi, her konstrüksyonu bırakmaya hep hazır olmak lazım. Belli bir form yararlıdır, ama daha sonra zararlı olur. Manevi hayatımda, 40 yaşımdan beri üç dört kez bulduğum sistemi iyice inceledikten sonra sistemimden vazgeçtim.” Pavitra, Conversations Avec Sri Aurobindo.11 Ocak 1926 görüşmesi.

O zamandan beri sen de değiştin mi? Tabii değiştim. O da değişti. Yani, Sri Aurobindo da sübtil fiziksel düzlemde değişti mi demek istiyorsun?
(Anne gülüyor)

28 Mayıs 1970

529 – Kendine acımak hep insanın kendine duyduğu aşktan kaynaklanır; ama başkasına acımak her zaman o kişiye duyulan sevgiden kaynaklanmaz. Bu bazen acı karşısında irkilen bir kendine bakıştır; bazen de zenginin fakire verdiği küçümseyici sadakadır. İnsanca acıma duygusundan ziyade kendinde Tanrı'nın tanrısal merhametini geliştir.

530 – Teşvik etmemiz gereken erdem kalpte cız eden, içsel özü zayıflatan acıma duygusu değil, tanrısal, güçlü, saf bir merhamet, bir yardımseverliktir. Yüce Efendi'yi tanımadan yaşamaktan daha büyük bahtsızlık olabilir mi? Halbuki bu neredeyse evrensel hastalık nadiren acıma konusu olur.

Çünkü bu hastalıktan mustarip olduğunu bilen insan, ondan kurtulmanın sadece kendine bağlı olduğunu da bilir – çünkü Efendi'nin merhameti sonsuzdur.

1 Haziran 1970

531 – İnsanları sev, insanlara hizmet et ama, tasviplerini arzulamamaya dikkat et. Daha ziyade kendi içindeki Tanrı'ya itaat et.

532 – Tanrı'nın ve Meleklerinin sesini duymamış olmak: dünyanın akli denge anlayışı bu.

533 – Tanrı'yı her yerde gör, maskelerden korkma. Şuna inan, her yalan oluşmakta ya da yok olmakta olan bir hakikattir, her başarısızlık saklı bir etkililiktir, her zayıflık kendinden saklanan bir güçtür, her acı gizli bir şiddetli ekstazdır. Eğer bıkmadan, sıkıca inanırsan, sonunda Tamamen Doğruyu, Tamamen Güçlüyü, Tamamen Mutluyu hem görür hem deneyimlersin. Eforun ve inancın yorulmayan devamlılığıyla, sürekli mükemmel mutluluk olan Tanrısal Bilinçle birleşebiliriz.

2 Haziran 1970

534 – İnsan aşkı kendi ekstazıyla, insan kuvveti kendi eforuyla tükenir; insan bilgisi, hakikat küresinin yarısını kendi güneş ışığından saklayan bir gölge eder; ama tanrısal İrfan karşıt hakikatleri kapsayıp ahenkleştirir, tanrısal kuvvet kendi tüketiminin savurganlığıyla artar, tanrısal aşk kendini tamamen harcayabilir, yine de ne israf olur, ne de azalır.

& İnsan aşkı tanrısal aşka, insan kuvveti tanrısal kuvvete, insan bilgisi tanrısal İrfana dönüşebilir mi? Sadece bir aşk var. İnsan aşkı, kendini ifade ettiği alet tarafından sapkınlaştırılmış, çarpıtılmış tanrısal aşktan başka şey değil. Kuvvet ve bilgi için de aynı şey söz konusu; ikisi de özünde ebedi ve sonsuzdur. İnsan doğasının sınırlılıkları ve yetersizlikleri kuvveti de bilgiyi de çarpıtır ve tanınmayacak hale getirir.

3 Haziran 1970

535 – Mutlak hakikati arayan aklın, yalanı reddetmesi, dışlaması, aklın sabit, yuvarlak, mükemmel hakikate ulaşamayışının başlıca nedenlerinden biridir; tanrısal akıl, yalandan kurtulmaya değil, en grotesk ya da en saçma hata maskesi altında gizlenen hakikati bile kavramaya çalışır.

& “Tanrısal akıl” nedir?

Sri Aurobindo, Tanrısal'a tamamen, mükemmelce tevekkül etmiş ve sadece tanrısal ilhamla işleyen akılsal fonksyon prototipini tanrısal akıl olarak adlandırıyor.

4 Haziran 1970

536 – Herhangi bir şey hakkındaki bütün hakikat, bilginin tek konusu, tek nesnesi olan Tanrı etrafında ebediyen dönen ama Tanrı’ya asla temas etmeyen her şeyi kapsayan yuvarlak bir küredir.

537 – Pek çok derin hakikat vardır ki, deneyimsiz kullanıcı için tehlikeli birer silah gibidir; doğru kullanıldıklarında, Tanrı'nın cephaneliğinin en değerli, en güçlü silahlarıdır. Bir damla irfan bir cehalet dünyasına düşerse bir devrime neden olabilir.

5 Haziran 1970

538 – Tanrı'nın en şaşırtıcı gizemlerinden biri, evrensel hayatımızın el değmemiş mutluluğu bizi çağırıyorken, gecenin ve acının kuşattığı zayıf, fragmanlı bireysel hayatımıza asıldığımız inatçı azimdir. Bu ancak sonsuz bir körlükle egomuzun gölgesini tüm dünyaya yansıtıp buna evrensel varlık dememizle karşılaştırılabilir. Bu iki karanlık, Maya’nın özü ve gücüdür. Ta ki egonun cahilliğinden, aptallığından bıkıncaya ve Efendi'nin Ayaklarına kapanıp O’ndan tek efendi Olmasını isteyinceye kadar.

6 Haziran 1970

539 – Ateizm, Tanrı'nın en yüce algılanmasının gölgesi ya da karanlık yönüdür. Tanrı hakkında tasavvur ettiğimiz her formül, sembol olarak her zaman doğru olmasına rağmen, o formülü yeterli kabul ettiğimiz zaman yanlış olur. Ateist ile agnostik, bize yanlışımızı hatırlatmak için varlar.

540 – Tanrı'nın varlığının inkarı, bizim için Tanrı'nın varlığının iddiası kadar yararlıdır. Tanrı'nın Bizzat Kendisi, ateist olarak Kendi varlığını İnkar Eder ki, insan bilgisi mükemmelleşsin. Tanrı’yı İsa’da, Ramakrishna’da görmek ve duymak yetmez, Tanrı’yı Huxley’de de, Haeckel’de de görüp duymalıyız.

Tanrısal'ı aklen bilme şekillerinin hepsi eksik ve yetersiz, hepsini kabul etsek bile. Sadece yaşanmış bir bilgi, Hakikat’ten kısa bir bakış edinmemizi, kısa bir fikir edinmemizi sağlayabilir.

7 Haziran 1970

541 – Sana işkence ettiği ya da seni öldürdüğü anda bile işkencecinde, katilinde Tanrı'yı görebiliyor musun? Öldürürken bile öldürmekte olduğun şeyde Tanrı’yı görebiliyor musun, Tanrı'yı sevebiliyor musun? En yüce irfana temas ettin. Hiç Kali’ye tapmamış biri Krishna’ya nasıl ulaşabilir ki?

Her şey Tanrısal'ın Ta Kendisi, sadece Tanrısal var.

8 Haziran 1970

Sri Aurobindo'nun “Thoughts and Aphorisms” adlı eserinde yer alan ancak Anne’nin çevirisine dahil etmediği, yorumlamadığı 7 özlüsözü:

542 – Söylediklerimin tersi doğru, biliyorum, ama şimdilik söylediklerim hala daha doğru.

543 – Dostlarım, ben de sizin gibi Tanrı’nın, eğer Varsa, bir İblis, insan Yiyen dev bir Gulyabani olduğuna inanıyorum. İyi de, bu konuda ne yapacaksınız?

544 – Tanrı yüce Cizvit pederdir. Hep kötülük Eder ki, kötülükten iyilik çıksın; hep yanlış yola Saptırır ki, daha iyi Kılavuzluk Etsin; irademizi hep baskı altında Tutar ki, irademiz sonunda sonsuz özgürlüğe ulaşabilsin.

545 – Bize göre kötülük, Tanrı'ya göre kötülük değildir, sadece cehalet ve kusurluluktur, bize göre iyilik Tanrı’ya göre daha az bir kusurluluktur.

546 – Bağnaz bize, gerçi fazla sert bir şekilde de olsa, “En büyük, en saf erdemimiz bile, Tanrı'nın tanrısal Doğası karşısında bir iğrençliktir” dediğinde doğru söylüyor.

547 – İyiliği ve kötülüğü aşmış olmak, ayrım yapmadan günah işlemek veya erdemli olmak değil, yüce, evrensel bir iyiliğe ulaşabilmektir.

548 – Bu iyilik, dünyada yanılan göreli bir ışık olan bizim ahlaki erdemliliğimiz değil; bu, ahlak ötesi, tanrısal bir iyilik.
 

Yer İmleri


Konuyu 1 kişi okuyor: (0 üye ve 1 misafir)
 

Gönderim Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Ek dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm saatler GMT +3 biçimindedir. Şu anki saat 03:37.

Forum Bilgilendirme Künye
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.

Forumel, lisanslı vBulletin kullanmaktadır!
Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece

Sitemiz; yer sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un ilgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacak, gerekli işlemler tesis edilecektir.

Eğlenceli Genel Forum Sitesi, Genel Forum Sitesi, Genel Forum Siteleri, Genel Forum