03 Mayıs 2022, 00:54
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler
Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler
6. DEĞERLENDİRME:
Dinci muhafazakar görüşü temsil eden Vakit gazetesi ile Kemalist görüşü temsil eden Cumhuriyet gazetesinde kadın aleyhine cinsiyetçilik incelenmiş ve kadına karşı tutumun ve bunun dile yansımasının politik görüşle ilişkisi değerlendirilmiştir. Vakit gazetesinde daha fazla cinsiyetçi ifade kullanılmış olmasına rağmen Cumhuriyet gazetesinde de azımsanmayacak ölçüde cinsiyetçilik görülmüştür. Bu durum bize kadın aleyhine cinsiyetçiliğin belli bir politik görüşün ötesinde bir cinsiyetçilik sorunu olduğunu göstermektedir. Ataerkinin gücü ve dile yansıması öyle köklü bir hal almıştır ki hangi görüşü desteklerse desteklesin, kadın ya da erkek olsun herkesçe olağanmış gibi algılanıp kullanılmaktadır.
Cumhuriyet gazetesinin Vakit gazetesinden en fazla ayrılık gösterdiği grup “Kadını çeşitli kimliklerle yansıtarak cinsiyetçilik yaratan ifadelerdir”. Örneğin, “hanım” ve özellikle “ bacı” sözcüğü, Vakit gazetesinin dinci muhafazakar tutumu ve bakış açısıyla doğru orantılı olarak “kadın” kelimesine yüklenen cinsel çağrışım nedeniyle sıkça tercih edilmiştir. “Hanımlar kolu”, “hanım şair” örneklerinde olduğu gibi. “Hanım” kelimesi Cumhuriyet gazetesinde 12 kez kullanılırken Vakit gazetesinin 62 kezlik kullanımıyla büyük bir fark göstermektedir.
Cumhuriyet gazetesi ise “bacı” kelimesini hiç kullanmamakta ve “kadın” kelimesine böyle bir cinsel çağrışımı yüklemekten kaçınmaktadırlar.
Vakit gazetesi, soyunan ve örtünmeyen kadın için hakarete varan ölçüde saldırıda bulunmaktadır. Bu kadınlar için, “karı, medyanın sermayesi, eğlence aleminin gücü” biçiminde ifadeler kullanılmıştır. Cumhuriyet gazetesinin kadının cinselliğine bakışı “namus” anlayışıyla Vakit gazetesinden farklılaşmaktadır. Vakit gazetesi namusla kadını özdeş tutarken Cumhuriyet gazetesi bu tutumu eleştirmekte, namusu kadının cinselliğiyle bir tutanları kınamaktadır. “Namus kavramını ailesindeki dişilerin cinsel organına sıkışmış bir çeşit zar sananlar” cümlesiyle Oral Çalışlar’ın yaptığı gibi.
Ayrıca kadın ve erkek rolleri vakit gazetesinde açık bir biçimde ayrılmakta , kadına ev içi alan ve o alandaki işler görev olarak atfedilmektedir. Cumhuriyet gazetesi bu rolleri daha eşitlikçi bir biçimde dağıtır görünmektedir. Bu gazetedE kadın sadece ev içi alanda yansıtılmamıştır. Ancak ev içine erkeğin dahil olduğunu ima eden ifadelere de rastlanmamaktadır. Bu da Cumhuriyet gazetesinin kamusal alanda erkek ve kadını nispeten eşit gördüğünü ancak ev içinde yine gizli bir hiyerarşi olduğunu hissettirmektedir.
Böylece Cumhuriyet gazetesinin eşitlik görüşü de sadece kamusal alanı kapsar nitelikte kalmaktadır. Cumhuriyet gazetesinde daha önce bahsettiğimiz gibi tutarlılık göstermese de “bilim insanı” gibi birkaç nötr kelimeye rastlanırken Vakit gazetesinde böyle bir ifade görülmemektedir. Vakit gazetesinde erkek aleyhinde cinsiyetçilik sadece “devlet ana” ( A.Yıldız,29 Kasım 2005) ifadesiyle kendini göstermiştir.
Ayrışan noktalara rağmen her iki gazetede de kadını ikincil olarak yansıtmak söz konusudur. Bu sonuçlara göre politik görüşlerle kadına bakış açısı arasında bir ilişki olduğu ancak bunun en belirleyici faktör olmadığı ortaya çıkmaktadır. Kemalist ya da dinci muhafazakar görüşte olmak detaylarda önem kazansa da genel tutum her ikisinde de aynı yöndedir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu çalışmada Türkçe’de cinsiyetçiliğin hangi ölçüde olduğunu ve bunların kadına karşı bakış açısına nasıl etki ettiğini ortaya çıkarmaya çalıştık. Çalışmanın başından beri savunduğumuz; dilin ideolojik amaçlara hizmet etmesi ve dildeki cinsiyetçiliğin toplumdaki cinsiyetçilikle paralel olmasıdır. Ataerkil ideoloji dili kullanarak kadının toplumsal alanlarda görünüşünü silikleştirmiştir. Bu nedenle feminist ideolojinin ataerkil ideoloji karşısında durması için öncelikle kendi söylemini oluşturması gerekmektedir. Ancak bunun zorlu ve zaman alıcı bir süreç olduğu bu tezden çıkarılabilecek bir sonuçtur. Bunun için öncelikli soru işe nereden başlanacağıdır. Tezimizin başından beri dilin toplumsal algıyı etkilemesi ve dilin toplumsal algılardan etkilenmesinin iç içe geçmiş olduğunu, bir anlamda her ikisinin de sebep, her ikisinin de sonuç olduğunu belirttik. O zaman kullanılan cinsiyetçi dilin, yerini cinsiyet bakımından nötr bir dile bırakması için dili mi yoksa toplumsal düzeni mi değiştirmekle başlamalıyız?
Her ikisi de aynı önemde ve güçlükte görünüyor. Örneğin, “işadamı” sözcüğü yerine “iş insanı” sözcüğünün önerildiğini ve kullanılmaya başlanıldığını düşünelim.
Burada iki kritik nokta karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, son derece yaygınlaşmış ve bir dil alışkanlığına dönüşmüş bu (ve benzeri) kelimelerin yenileriyle değiştirilmesi kolay olmayacaktır. İkincisi, iş dünyasında (ve tüm kamusal alanlarda) kadınların etkinliğinin artması gerekmektedir.
Çünkü yine erkek çoğunluğunun olduğu bir alanda o alanı “erkek” algılayacağımızdan “eril” ifadenin kullanımı daha muhtemel olacaktır. Üstelik bu sadece bu kullanım için değil ikinci bölümde sunduğumuz tüm alt başlıklar için geçerli olacaktır. Yani kadının kamusal alanda daha çok var olması “kadın pilot, kadın bakan” gibi vurguları da gereksiz kılacak, ya da kadının potansiyeli ve yetenekleriyle kamusal alanda varolması onun küçümsenmesine engel olacak ve onu belli rollerden sıyıracaktır. Öte yandan kadın kamusal alana erkekle eşit olarak çıktığında da kendini tanımlayacak kelimelere ihtiyaç duyacaktır. Bu, büyük bir kısır döngü gibi görünse de bir şeyler yapmaya başlamak gerek. Önceliği, değişmesi ya da kullanılmaması daha kolay olan kelimelere verebiliriz. Çünkü bazen eril bir sözcüğü kullanmaktan kaçınmak çok kolayken basit tuzaklara düşülmektedir.
Örneğin, “aktör” sözcüğü yerine Türkçe’si olan “oyuncu” ya da bağlama göre “etkin, önemli faktör” gibi sözcükler tercih edilerek çok kolaylıkla cinsiyetçilikten uzak durulabilir.
“İsrail bu vahşette baş aktör” gibi bir cümlede “İsrail bu vahşette çok etkin durumda” biçiminde bir değişiklik yapılabileceği gibi. En çok kullanılan “adam gibi\adam akıllı” sözleri yerine “doğru dürüst” sözcüğünün kullanılması da basit bir çözümdür. Alışmamız gereken en önemli durumlardan biri de “kadın” sözcüğünden korkmamak(!), onu nötr olarak kullanabilmektir. “Kadını”, “erkek” karşıtı olarak görmek salt cinsel bir nesne olarak görme geleneğimizi de etkileyecektir. O zaman “bayan/kız/bacı/hanım” gibi çok masum görünen bu ifadeleri kullanma ihtiyacımız olmayacaktır. Bu alt kimlikler kadına bakışı en olumsuz etkileyen kullanımlardandır. Bu ifadeler kadını cinsel bir obje olarak, korunmaya muhtaç zayıf bir varlık olarak ya da erkeğe bağlı tanımlanır bir biçimde yansıtmaktadır.
Atasözlerinde, deyimlerde kadını küçümseyen ifadelere sıklıkla rastlamaktayız. Bu atasözü ve deyimlerin kullanılmasından kaçınılmalıdır. Bunun için öncelikle ders kitaplarından ve medyanın dilinden bu cümlelerin çıkarılması gerekmektedir. Büyük kitleleri karşısına toplayan televizyonun özellikle öğrenme çağındaki çocukların algılarını ve görüşlerini biçimlendirmedeki önemi düşünülerek en büyük denetim televizyona yapılmalıdır. Kadını aciz, aşağı, yetersiz gösteren ifadelerin kullanılmaması konusunda bilinçlendirme ve yönlendirmenin yapılması gerekmektedir. “3’ü kadın 10 kişi” gibi kadını ötekileştiren, “bayan gazeteci” gibi kadını “erkek işi”(!) yapıyormuş izlenimi veren “ev kadını, anne şefkati, fedakar anneler” gibi kadını belli rollere iten ifadelerin kullanımından kaçınılması gerekmektedir.
Medyada bu ifadeleri kullananların bunları bilinçsizce kullandıklarını ve nasıl bir sonuca neden olduklarını bilmedikleri anlaşılmaktadır.
Bu nedenle “dilde cinsiyetçilik” kavramının yaygınlaşması ve ne olduğunun anlatılıp bir bilinç oluşturulması çok öncelikli bir adım olmalıdır.
Elbette ki bunları yaparken tüm ideolojilerden sıyrılmak gerekecektir ki en zoru da budur. Kadının rollerinin ne olduğu tezimizde de bahsettiğimiz gibi “kadın” ya da “hanım” sözcükleri kullanmanın amacı, “anneliği” yüceltmenin önemi vs. politik görüşümüze göre değişecektir. Yani sadece kadın ve erkeği eşit görmek bizim sözcük seçimimizi belirlemeyecektir. Politik tercihlerimiz de öncelikli belirleyicilerimizdendir. Bu da işimizi daha da zorlaştırmaktadır. Tüm görüşlerden sıyrılıp nötr bir dil kullanmak için çok çaba harcamak gerekecektir. Ancak zaten cinsiyet ayrımından kurtulmuş bir dili çok kısa bir süre içinde görmeyi beklemek gerçekçi olmayacaktır.
Bahsettiğimiz önerilerle başlanıp bu konuda ciddi bir bilinç oluşturulması sağlanırsa ne kadar zaman alırsa alsın dilimiz “kadın düşmanlığından” kurtulacak ve kadın dilde de hak ettiği yeri bulacaktır.
|
|
|
|