|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Antisemitizm
Erken dönem Hristiyanlık
Justyn Martyr'in diyalogları, John Chrysostom'un vaazları ve peder Cyprian'ın tanıklıkları gibi Kilise tarafından kaleme alınan bazı erken ve etkili çalışmalar güçlü bir Yahudi karşıtlığı içermektedir.
Roma İmparatorluğu'da, Hristiyanlığın 438 yılında II. Theodosius Yasaları ile tek yasal din haline getirilmesi ile Yahudilere karşı önyargı da resmîyet kazanmış oldu. Yüz yıl sonra, I. Justinianus Yasaları Yahudileri birçok haktan mahrum ederken 6. ve 7. yüzyıllarda, aralarında Orleans Konseyi'nin de bulunduğu Kilise konseyleri de yeni Yahudi karşıtı maddeleri yürürlüğe koydu. Bu tür kısıtlamaların geçmişi, Endülüs'teki İspanyol şehri Elvira'da (bugün Gırnata) Yahudilere karşı bilinen ilk kilise konseyi yasalarının ortaya çıktığı 305 yılına kadar gider. Yahudilerle evlenmek isteyen Hristiyan kadınlarının Yahudi erkek Katolikliği kabul etmediği takdirde evlenmesi, Yahudilerin Katolikleri misafir etmesi, Yahudilerin Katolik Hristiyan cariyelere sahip olması ve Katoliklerin tarlalarını kutsaması yasaktı. 589 yılında, Katolik İber Yarımadası'nda toplanan Üçüncü Toledo Konseyi Yahudiler ile Katoliklerin evliliğinden doğan çocukların zorla vaftiz edilmesini emretti. On ikinci Toledo Konseyi'ne gelindiğinde (681) Yahudilerin din değiştirmeye zorlama politikası hayata geçirilmişti. Binlerce insan ülkeden kaçarken binlercesi de zorla Katolik yapıldı.
Orta Çağ ve Rönesans Avrupa'sı
Orta Çağ Avrupa'sında antisemitizm yaygındı. O dönemde, Avrupa'da Yahudilere karşı önyargının ana sebeplerinden biri de dine dayanıyordu. Her ne kadar Katolik dogmasının parçası olmasa da, aralarında ruhban sınıfı mensuplarının da bulunduğu birçok kişi İsa'nın ölümünden tüm Yahudileri sorumlu tutuyordu. Bunun sosyo-ekonomik sonuçları arasında yetkililerin getirdiği kısıtlamalar da bulunuyordu. Yerel yöneticiler ve kilise yetkilileri birçok mesleğin kapılarını Yahudilere kapatarak onları muhasebecilik, kira toplayıcılığı ve faizcilik gibi, "gerekli bir şer" olarak tolerans gösterilen ancak sosyal olarak aşağı görülen mesleklere itti. Kara Veba salgını sırasında, Yahudiler hastalığın nedeni olarak gösterilmiş, sıklıkla da öldürülmüştür. Antisemitizm yüzünden, Yahudiler Orta Çağ boyunca İngiltere, Fransa, Almanya, Portekiz ve İspanya'dan çeşitli defalar kovulmuştur.
On üçüncü yüzyıl civarında ortaya çıkan Almanca Judensau (Yahudinin dişi domuzu) kavramı Yahudileri aşağılamayı ve insanlıktan çıkartmayı hedeflemiştir. Genellikle Yahudiler domuz ya da baykuş gibi temiz olmayan hayvanlar ile uygunsuz temas halinde ya da şeytanı temsil eder şekilde katedral ve kilise tavanları, sütunları vs. üzerine resmedilmiştir.
Birçok defalar, Yahudiler kan iftiralarına maruz bırakılarak Hristiyan çocuklarının kanını içtikleri yönündeki yanlış ithamlarla karşı karşıya kalmışlardır. Yahudiler Orta Çağlar boyunca, çok sayıda yasal kısıtlamaya tabi olmuşlar, bunların bazıları 19. yüzyılın sonuna kadar sürmüştür. Yahudiler, yere, zamana ve Yahudi olmayan rakiplerinin nüfuzuna göre değişen zanaat ve mesleklerden dışlanmışlardır. Yahudiler faizcilik ve seyyar satıcılık dışındaki mesleklerle uğraşması sıklıkla yasaklanmış, hatta zaman zaman bunların dahi dışında bırakılmışlardır.
19 ve 20. yüzyıllar
On dokuzuncu yüzyıl boyunca ve kısmen 20. yüzyılda, Yahudilik dinine muhalefet ile ırkçı antisemitizmi birbirinden ayırmaya yönelik artan çabalara karşın Katolik Kilisesi hâlen güçlü antisemitik unsurları bünyesinde barındırıyordu. 1870 yılında ortadan kalkan Papalık devletlerinin son dönemlerinde, Yahudiler Getto'nun dışına çıkamıyordu. Ayrıca, Cizvitler gibi resmî örgütler de, 1946 yılına kadar "Yahudi ırkından gelen ancak babası, büyükbabası ve büyük büyükbabası açık bir şekilde Katolik inancına mensup olmayan" adaylara kapılarını kapalı tutuyordu. Brown Üniversitesi'nden tarihçi David Kretzer, Vatikan arşivlerinde yaptığı araştırmalar sonucunda, Katolik Kilisesi'nin 19 ve 20. yüzyıllarda "iyi antisemitizm" ile "kötü antisemitizm" arasında bir ayrım uyguladığını iddia ediyor. "Kötü" tür, ırklarından ötürü Yahudilere karşı nefreti körüklüyordu. Bu, gayri-Hristiyandı, zira Hristiyanlığın mesajı etnik kimliğine bakılmaksızın tüm insanlığa yönelikti ve isteyen herkes Hristiyan olabilirdi. "İyi" tür ise, gazeteleri, bankaları ve diğer kurumları kontrol etmek ve sadece servet birikimine önem vermek gibi kendilerine isnat edilen komplolardan ötürü Yahudilere eleştiriyordu. Birçok Katolik psikopos Yahudileri bu tür nedenler temelinde eleştiren makaleler kaleme almış, Yahudilere karşı nefreti desteklemek ile suçlandığında ise "kötü" antisemitizmi kınadığını belirtmiştir.
Öte yandan, İkinci Vatikan Konseyi, Nostra Aetate belgesi ve Papa II. Jean Paul'ün çabaları son onyıllarda Yahudiler ile Katolikliğin uzlaştırılmasına yardımcı olmuştur. Naziler, ideolojilerine ahlaki bir temel yaratabilmek için Martin Luther'in Yahudiler ve Yalanları Hakkında başlıklı kitabını kullanmışlardı.
1994 yılında, Birleşik Devletler'deki en büyük Lutherci mezhep ve Lutherci Dünya Federasyonu'nun üyesi olan Amerika'daki Evanjelist Lutherci Kilise'nin Kilise Konseyi, kamuoyu önünde Luther'in antisemitik yazılarını reddetti. 2000 yılında, birçok Amerikalı Yahudi bilim adamı tarafından Yahudi-Hristiyan ilişkileri hakkında tartışmalara yol açan Dabru Emet belgesi yayınlanmıştır. Belge şunları söyler:
"Nazizm kökenlerini Hristiyanlıktan alan bir görüngü değildir. Hristiyan Yahudilik karşıtlığı ve Hristiyanların Yahudilere uyguladığı şiddetin uzun tarihi olmaksızın Nazi ideolojisi ne tutunabilir ne de uygulanabilirdi. Nazilerin Yahudilere yönelik zulmüne çok fazla sayıda Hristiyan katıldı ya da sempati ile baktı. Diğer Hristiyanlar ise bu zulmü yeterince protesto etmedi. Ancak Nazizm tek başına Hristiyanlığın kaçınılmaz bir sonucu değildir."
İslam ve antisemitizm
İslam'da antisemitizmin izlerini görmek mümkündür. Kur'an'da Yahudiler için 'bozguncu' ifadesi kullanılmış ve çeşitli defalar Yahudiler ile Hristiyanların birbirlerinin dostu olduğu ve de Yahudiler ile dostluk kurulmaması gerektiği bildirilmiştir.
İslam bağlamında antisemitizmin çeşitli tanımları yapılmıştır. Müslümanlar arasında antisemitizmin boyutları seçilen tanıma bağlı olarak çeşitlilik gösterir:
- Claude Cahen ve Shelomo Dov Goitein, bunu sadece Yahudilere karşı takınılan ve genel olarak gayrimüslimlere karşı uygulanan ayrımcı uygulamaları içermeyen hasmane tutum olarak tanımlar. Bu uzmanlara göre, Orta Çağ'da İslam dünyasında antisemitizm genel ve yaygın olmaktan ziyade yerel ve münferit düzeydeydi [Shelomo Dov Goitein], hiç yoktu [Claude Cahen] ya da nadiren görülüyordu.
- Bernard Lewis'e göre, antisemitizm iki açık özelliğe sahiptir: Yahudiler diğerlerine uygulanandan farklı bir standarda tabi tutulur ve "kozmik kötülük" ile suçlanırlar. Lewis'e göre, 19. yüzyıl sonundan itibaren, Müslümanlar arasında, ilk defa tam anlamıyla antisemitizm olarak hareketler ortaya çıkmaya başlamıştır.
İslami metinlerde Yahudiler
Detaylı bilgi için bkz: İslam ve Antisemitizm Ayrıca bakınız: İslam ve Yahudilik ve Muhammed ve Yahudiler
Leon Poliakov, Walter Laqueur ve Jane Gerber, Muhammed'i Tanrı'nın peygamberi olarak tanımayı reddetmelerinden ötürü Kur'an'da Yahudilere yönelik saldırılar olduğunu belirtir. Muhammed'in Yahudiler arasında da dostları vardı ve Kur'an'da Yahudilere saygı gösteren (örn. Bakara: 47, Bakara: 62) ve hoşgörüyü öğütleyen (Bakara: 256) ayetler de vardır. Poliakov, Kur'an'ın "iyi ve kötü" Yahudiler arasında bir ayrım yaptığını belirtir. Laquer ise, Müslümanların kutsal kitabında bulunan Yahudiler hakkındaki çelişkili ifadelerin, başta İslami köktenciliğin yükseldiği dönemler olmak üzere, Arapların ve Müslümanların Yahudilere karşı tutumunu bugüne kadar etkilediğini öne sürer.
Muhammed'in yaşadığı dönemde, Arap Yarımadası'nda, özellikle de Medine'nin içi ve çevresinde Yahudiler de yaşıyordu. Muhammed'in kendilerine yaptığı din değiştirme ve kendisini Peygamber olarak kabul etme teklifini reddettikleri söylenir.F.E. Peters'a göre, (bir barış antlaşması imzalamış olmalarına rağmen) Muhammed'in Mekke'deki düşmanları ile O'nu devirmek için gizliden gizliye komplo kurmaya başlamışlardı. Her büyük savaşın ardından, Muhammed Yahudi kabilelerinden birini ihanet ile suçlayarak yok etmiştir. İki Yahudi kabilesi sürülmüştür.
Samuel Rosenblatt bu olayların salt Yahudilere yöneltilmiş politikaların bir parçası olmadığını ve Muhammed'in putperest Arap akrabalarına yabancı tek tanrıcılara davrandığından çok daha sert davrandığını belirtir.
"Zillet" ve "küçülme" kelimeleri Kur'an'da ve sonraki dönem Müslüman yazılarında Yahudiler ile bağlantılı olarak sıklıkla kullanılır. Lewis'e göre, "İslami bakış açısından, bu, geçmişteki isyankarlıklar için kendilerine verilen adil bir ceza idi ve Hristiyanlık ve İslamın kudretli güçleri arasındaki mevcut güçsüzlükleri ile kendini gösteriyordu." Kur'an'da Yahudilere yönelik standart atıf Bakara Suresi'nin 61. Ayeti'dir: "Siz şöyle demiştiniz: "Ey Musa, biz bir tek yemeğe asla dayanamayız; bizim Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden baklasından, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarıversin." Musa şöyle demişti: "Siz daha aşağı bir nimete daha üstün bir nimeti mi değiştirmek istiyorsunuz?
"İnin bir kasabaya; istediğiniz sizin olacaktır." Ve üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah'tan bir gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyan ettikleri için böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı."
Kur'an Yahudileri dinler arası sürtüşme ve rekabet ile ilişkilendirir (Bakara: 113). Yahudilerin bir kısmı kendilerinin Tanrı'nın çocuğu olduğuna (Maide:18) inandıklarını belirtir. Kur'an'a göre, Hristiyanların İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğunu iddia etmeleri gibi, Yahudiler de Üzeyir'in (Ezra) Tanrı'nın oğlu olduğunu (Tevbe: 30) ve Tanrı'nın elinin bağlı olduğunu (Maide: 64) iddia ederek küfrederler. "İnsanların iman edenlere en şiddetli düşmanlık duyanlarını Yahudilerle şirke batanlar arasında bulursun" (Maide: 82). Yahudiler arasından bazıları, "kelimeleri yerlerinden kaydırırlar" (Nisa: 46), kabahat işlemişler, bu yüzden Tanrı "daha önce kendilerine helal kılınmış tertemiz şeyleri, Yahudilere haram" kılmıştır (Nisa: 160), "yalancılık etmek için dinlerler" (Maide: 41) ve yine bazıları yasaklanmış olmasına rağmen ribayı almaktadır ve küfre sapanlarına "korkunç bir azap" hazırlanmıştır (Nisa: 161). Kur'an, Hristiyanların Yahudilerin İsa'ya tuzak kurdukları iddiasına da katılır, fakat "Allah da tuzak kurdu. Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır" (Ali İmran: 54). Müslümanların bakış açısından, İsa'nın çarmıha gerilmesi bir göz aldanmasıdır ve bu yüzden de Yahudilerin O'na karşı komploları tamamıyla başarısız olmuştur. Birçok ayette (Ali İmran: 63; Ali İmran: 71; Nisa: 46; Nisa: 160-161; Maide 41-44; Maide 63-64; Maide: 82; Enam: 92)
Kur'an Yahudilerin kasıtlı olarak kutsal kitaplarını tahrif ettiklerini ve çarpıttıklarını söyler.
İslam ve Yahudilik vahiy ile inen Kutsal Kitap fikrini paylaşırlar. Her ne kadar tam olarak metin ve tefsiri konularında birbirlerinden ayrılsalar da, İbrani Tevratı ile Müslümanların Kur'anı önemli miktarda öykünün yanı sıra emri de paylaşırlar. Tevrat'ın geleneksel olarak tomar, Kur'an'ın ise kitap şeklinde olması ise her iki dinin yaşı hakkında bir fikir vermektedir. Müslümanlar genelde Yahudilerden (ve Hristiyanlardan) kendileri gibi, İbrahim'in iman ettiği tek bir Tanrı'ya iman etmelerinden ötürü aynı genel öğretileri izleyen insanlar anlamında, "Ehl-i Kitap" olarak bahsederler. Kur'an, dinlerini bırakmak istemeseler bile hoşgörü gösterilmesi gereken "Ehl-i Kitap" (Yahudiler ve Hristiyanlar) ile aynı hoşgörünün gösterilmediği putperestler (çoktanrıcılar) arasında ayrım yapar (Bkz. Bakara Suresi, 256. Ayet). Müslümanlara getirilen bazı kısıtlamalar da gevşetilerek, Müslüman erkeklerin "Ehl-i Kitap"tan bir kadın ile evlenmeleri ya da Müslümanların kaşer et yemelerine izin verilmiştir.
Kur'an İsrailoğullarının "kutsal topraklarda" yaşadıklarını ve burada devlet kurduklarını söyler:
- A'RÂF SÛRESİ (137): Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.
- YÛNUS SÛRESİ (93): Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.
- İSRÂ SÛRESİ (104): Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Bu topraklarda oturun, ahiret va'di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."
- CÂSİYE SÛRESİ (16): Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.
- TÂ HÂ SÛRESİ (80): (Allah şöyle dedi
"Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr'un sağ yanını vadettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik."
Hristiyanlık ile farklılıklar
Bernard Lewis Müslümanların büyük ölçüde Hristiyanların olduğu şekilde antisemitik olmadıklarını belirtir:
- Yeni Ahit Müslüman toplumlardaki eğitim sisteminin parçası değildir, dolayısıyla da Müslümanlar Yahudilerin Tanrı katili olduğu hikâyeleri ile büyümezler; hatta tam tersine, Tanrı'nın öldürülmesi Kur'an'da küfre giren bir saçmalık olarak reddedilir.
- Muhammed ve ilk takipçileri Yahudi değillerdi, dolayısıyla da ne kendilerini gerçek İsrailoğulları olarak sundular ne de eski İsrailoğullarının varlığını sürdürmesini kendilerine bir tehdit olarak algıladılar.
- Kur'an Müslümanlar tarafından Tevrat'ın tamamlanması olarak değil, zaman içinde çarpıtılan asıl mesajının yeniden indirilmesi olarak görürler; Dolayısıyla, Yahudilik ile İslam arasında yorumların çatışması gibi bir durum söz konusu değildir.
- Muhammed Yahudi cemaati tarafından öldürülmemiş ve Medine'deki Yahudi cemaati ile girdiği çatışmadan zaferle çıkmıştır.
- Muhammed Tanrı'nın Oğlu ya da Mesih değil, sadece bir peygamber olduğu iddiasını taşımıştır; ki bu da Yahudilerin daha az karşı çıktığı bir iddiadır.
- Müslümanlar Muhammed ile Yahudiler arasındaki anlaşmazlığı, Muhammed'in yaşamında fazla önemli olmayan bir şey olarak görmüşlerdir.
Müslüman hakimiyeti altında Yahudilerin statüsü
Geleneksel olarak, Müslüman topraklarında (Hristiyanlar ile birlikte) zımmi statüsünde olan Yahudilerin kendi dinlerini yaşamalarına ve kendi iç işlerini yönetmelerine, bir takım koşullara uymaları şartıyla, izin veriliyordu.
Müslümanlara Cizye (her özgür gayrimüslim erkekten kişi başına alınan vergi) ödemek zorundaydılar. İslami yönetim altında, zımmiler daha düşük bir statüdeydiler. Silah taşımalarının ya da Müslümanların da dahil olduğu davalarda şahitlik etmelerinin yasak olması gibi çok sayıda sosyal ve hukuki kısıtlamaya tabiydiler. Söz konusu kısıtlamaların çoğu oldukça sembolikti. En haysiyet kırıcı olanı ise, aslında Kur'an'da da hadislerde de yeri olmadığı halde Orta Çağ'ın başlarında Bağdat'ta ortaya çıkan ve düzensiz şekilde uygulanan ayırt edici kıyafet uygulamasıydı. Yahudiler nadiren öldürülmüş veya sürgün edilmiş ya da din değiştirmeye zorlanmış ve çoğunlukla ikamet ve meslek seçimlerinde serbest bırakılmışlardır.
Yahudilere yönelik kayda değer katliamlardan biri de, Müslüman bir güruhun kraliyet sarayını basarak Yahudi vezir Joseph ibn Naghrela'yı çarmıha gerdiği ve şehirdeki Yahudi nüfusun büyük bölümünü katlettiği 1066 Gırnata Katliamı'dır. "1.500'den fazla Yahudi aile, toplam 4.000 kişi bir günde öldürüldü." Bu, Yarımada'da İslami yönetim altında Yahudilere yönelik ilk saldırıydı. Ayrıca, 12. yüzyılda Endülüs'teki Muvahhid hanedanının hükümdarları tarafından da öldürüldüler ya da din değiştirmeye zorlandılar.
İkamet seçimlerinin Yahudilerin elinden alındığı durumlara verilebilecek en önemli örneklerden biri ise, Fas'ta 15. yüzyılda başlayan, özellikle de 19. yüzyılın başlarından itibaren Yahudilerin duvarlarla çevrili mahallelerde (mellahlar) toparlanması uygulaması gelir. Din değiştirme olaylarının birçoğu ise gönüllü olmuş ve çeşitli sebeplere dayanmıştır. Ne var ki, 12. yüzyılda, Kuzey Afrika ve Endülüs'teki Muvahhid hanedanının yanı sıra, İran'da da Yahudilerin din değiştirmeye zorlandığı kimi olaylar yaşanmıştır.
Modernizm öncesi
Yahudilerin ilk İslami metinlerde resmediliş tarzı, onlara karşı Müslüman toplumlarda tavırları şekillendirmekte önemli bir rol oynamıştır. Jane Gerber'a göre, "Müslümanlar sürekli olarak İslam tarihinin ilk dönemlerinde, teolojiye serpiştirilen antisemitizmden sürekli olarak etkilenmiştir." Yahudilerin Muhammed karşısındaki mağlubiyeti ışığında, Müslümanlar geleneksel olarak Yahudileri hor görmüş ve tezyif etmişlerdir. Yahudiler saldırgan, sinsi ve kinci ama bununla birlikte de zayıf ve etkisiz görülmüşlerdir. Yahudilere en sık yakıştırılan özellik korkaklıktı. Yahudiler ile ilişkilendirilen bir diğer özellik de, yalan ve dolana meyilli oldukları iddiasıdır. Bazı Yahudi karşıtı polemikçiler bunları sadece Yahudilere has özellikler olarak görürken, İbn Haldun, bu özellikleri, Yahudilerin hakimiyeti altında yaşadıkları milletlerin elinde gördüğü kötü muameleye bağlar. Bazı Müslüman yazarlar Yahudi karşıtı polemiklerine ırkçı motifler de sokmuşlardır. El-Cahız, Yahudi ırkının aşırı akraba evliliği yüzünden bozulduğundan bahseder. İbn Hazm da Yahudilere yönelik saldırılarında ırksal niteliklerden bahseder. Ne var ki, bunlar daha ziyade istisnai durumlardır ve ırkçı tema Orta Çağ'daki Yahudi karşıtı yazılarda pek iz bırakmamıştır.
Yahudi karşıtı duygular genelde Müslümanların siyasi veya askeri açıdan zayıf düştüğü ya da Müslümanların kimi Yahudilerin İslam hukuku tarafından kendilerine emredilen aşağı konumun sınırlarını aştığını hissettiği durumlarda alevlenmiştir. Endülüs'te, ibn Hazm ve Ebu İshak Yahudi karşıtı yazılarında bu suçlamalardan ikincisine yoğunlaşmıştır. 1066 Gırnata katliamının ardındaki başlıca neden de bu olmuştur. 1033 yılında da Fez'de de 6.000 Yahudi katledilmiştir. Bu şehirde, 1276 ve 1465 yıllarında da başka katliamlar yaşanmıştır.
İslam hukuku, her ikisi de zımmi statüsündeki Yahudiler ile Hristiyanlar arasında bir ayrım yapmaz. Bernard Lewis'e göre, modern zamana kadar Müslüman yönetimlerdeki normal uygulama şeriatın bu yönü ile tutarlı olmuştur. Bu görüşe, tüm zımmiler arasında Yahudilerin en düşük statüye sahip olduğunu savunan Jane Gerber karşı çıkar.
Gerber, Osmanlı İmparatorluğu'nun verdiği kapitülasyonlar çerçevesinde Hristiyan cemaatlerinin Yahudilerin yararlanamadığı korumalardan faydalanabildiği sonraki yüzyıllarda bu durumun özellikle belirginlik kazandığını savunur. Örneğin, 18. yüzyılda Şam'da bir festival düzenleyen bir Müslüman soylu, tüm sosyal sınıfları önem sırasına göre davet ederken, Yahudiler sadece köylüler ve fahişelerin üzerinde kalmışlardı. 1839 yılında, tüm Osmanlı vatandaşları için eşitlik ilan edildiğinde, buna ilk karşı çıkanlar, Müslümanların ardından ikinci sırada gelen Rumlar olmuştu. Bazı Rumlar, "Devlet bizi Yahudilerle aynı yere koydu. Biz, İslamın üstünlüğünden memnunduk," şeklinde itirazlar gelmişti.
Kimi uzmanlar, "antisemitizm" kelimesini modernizm öncesi dönemlerdeki Müslüman kültürü için kullanmanın ne kadar doğru olduğunu da sorgulamıştır. Robert Chazan ve Alan Davies, modernizm öncesi İslam ve Hristiyan dünyaları arasındaki en bariz farkın, Müslüman ülkelerdeki "ırksal, etnik ve dini toplulukların zengin çeşitliliği" olduğunu, bunun içinde de "daha önce çok tanrıcılığın hakim olduğu dünyada ya da sonraları Orta Çağ Hristiyan dünyasının büyük bölümünde olduğunun aksine, Yahudilerin hiçbir şekilde yalnız muhalifler olarak göze çarpmadığı"nı savunuyorlar. Chazan ve Davies'e göre, böylesi bir eşsizliğin yokluğu Orta Çağ İslam dünyasında Yahudilerin içinde yaşadığı şartları iyileştirmiştir. Norman Stillman'a göre ise, Yahudilerden Yahudi oldukları için nefret edilmesi anlamında antisemitizm "Orta Çağ Arap dünyasında, hoşgörünün en yüksek seviyede olduğu dönemde dahi vardı."
19. yüzyıl
Tarihçi Martin Gilbert, Yahudilerin Müslüman ülkelerdeki durumunun 19. yüzyılda kötüleştiğini yazar.
1828 yılında, Bağdat'ta Yahudilere yönelik bir katliam gerçekleştirilirken, 1839 yılında da İran'ın Meşhed şehrinde Yahudi Mahallesi'ne giren kalabalık sinagogu yakarak Tevrat tomarlarını parçaladı. Katliam ancak zorunlu din değiştirme ile önlenebildi. 1867'de de Barfuruş'ta bir başka katliam yaşandı.
1840 yılında, Şam'daki Yahudiler bir Hristiyan keşiş ile Müslüman uşağını öldürüp Hamursuz Bayramı'nda pişirdikleri ekmeklerde kanlarını kullanmakla suçlandılar. Bir Yahudi berbere, "suçunu itiraf edene" kadar işkence edilirken, iki Yahudi daha işkence altında öldü. Bir üçüncüsü ise Müslümanlığa geçerek hayatını kurtardı.
1860'lar boyunca, Libya Yahudileri, Gilbert'in tabiri ile, cezai vergiye maruz kaldılar. 1864 yılında, Fas'ın Marakeş ve Fez şehirlerinde 500 civarında Yahudi öldürüldü. 1869 yılında, Tunus'ta 18 Yahudi öldürülürken Jerba Adası'nda da Araplardan oluşan kalabalık Yahudi ev ve dükkânlarını yağmalayarak sinagogları yaktı. 1875 yılında, Fas'ın Demnat şehrinde 20 Yahudi öldürülürken, ülkedeki diğer şehirlerde de çok sayıda Yahudi sokak ortasında saldırıya uğradı ve öldürüldü. 1891 yılında, Kudüs'ün Müslüman liderleri Osmanlı yetkililerinden Rusya'dan gelen Yahudilerin bölgeye girmesinin yasaklanmasını talep ettiler. 1897 yılında, Trablusgarp'ta sinagoglar basılarak Yahudiler katledildi.
Mark Cohen'e göre, birçok uzman modern dünyada Araplar arasındaki antisemitizmin 19. yüzyılda, Yahudi ve Arap milliyetçilikleri arasındaki sürtüşme ile yükseldiği ve Arap dünyasına öncelikle milliyetçi Hristiyan Araplar tarafından ithal edildikten sonra ancak kademeli olarak "İslamlaştığı" sonucuna varmıştır.
|