|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Salt Filmden-Diziden Öğrenen : Varlık Vergisi’ne Farklı Bakış
Salt Filmden-Diziden Öğrenen : Varlık Vergisi’ne Farklı Bakış
Salt filmden-diziden öğrenen aydınlara kaynakça… Varlık Vergisi’ne farklı bakış
Kulüp dizisiyle yeniden gündeme gelen Varlık Vergisi'ne Yalçın Küçük'ten farklı bir bakış açısı...
Türkiye son dönemde dijital platformlardaki dizi ve filmleri tartışıyor. Söz konusu dizi ve filmlerde Türkiye'nin yakın tarihi işleniyor.
Netflix'te ekranlara gelen "Kulüp" diziyle beraber "Varlık Vergisi" ve o günlerde yaşananlar ise yeniden gündeme oldu. Türkiye, diziyle beraber söz konusu konuyu tekrar tartışmaya başladı.
VARLIK VERGİSİ NEDİR
12 Kasım 1942’de yürürlüğe giren Varlık Vergisi'nin üzerinden tam 79 yıl geçti. "Servet vergisi" olarak da bilinen Varlık Vergisi kişinin toplam varlığı üzerinden alınan vergidir. Buna göre; İkinci Dünya Savaşı döneminde olağanüstü servete sahip olan şahıslardan bir kereye mahsus olmak üzere vergi alınması öngörülüyordu. Bu vergi miktarlarının belirlemesi ve toplamasından her ilde kurulan vergi tespit komisyonları sorumluydu.
10 YIL ÖNCE YAZDI
İşte Kulüp dizisiyle birlikte Varlık Vergisi de tartışılırken, akıllara Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün 10 yıl önce Aydınlık gazetesinde kaleme aldığı"Yazarlar: Cahiy Kayra ve Şlamo Sand"başlıklı yazısı geldi.
Yalçın Küçük 2011 yılında yazdığı yazıda; Varlık Vergisi'ne farklı bir bakış açısı getiriyordu.
Yalçın Küçük, yazısında,"Vergi’ye gelince, bunlara “servet vergisi” diyoruz. Fiyatlarda ani bir yükselme varsa, yolsuzluk artmışsa, nüfus ticareti yükselmişse, hızlı ve görülmemiş zenginlikler ve zenginler çıkmışsa, yapılacak ilk iş bir “varlık” ya da “servet” vergisi koymaktır. Demek ki, “Varlık” vergisi adildir, yerindedir ve tüm ilkel vergiler türünden ilkeldir. Ve biz, bu islamist diktatoryadan hemen sonra bir yeni Varlık Vergisi’ne, bir Servet Tarhı’na muhtacız.
Geliyoruz" ifadelerini kullanıyor.
İşte Yalçın Küçük'ün o yazısı:
"Birisi çekingen, Cahit Kayra ve diğeri, eseri kitapçılardan çekilmiş Şlomo Sand, iki yazarla karşılaşıyoruz; “varlık vergisi” ile Yahudiliğin kesişme noktasındayız. Aynı zamanlarda gizli tarihimizin labirentlerine iniyoruz; Cahit Bey, “Savaş, Türkiye, Varlık Vergisi” çalışmasını yayınlamış olmakla birlikte gizlide ısrarlıdır, kitabının yeterli okuyucu bulduğunu sanmıyorum. İsrael’den Şlomo Sand, adının Batı dillerine transliterasyonu Shlomo, “Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi?” kitabıyla, İsrael’deki “Yeni Tarihçiler” arasına girmemekle birlikte, kimler mi, Fitne’de varlar, İsrael milletinin bir “icat” olduğu görüşündedir.
Ancak Şlomo Sand, bütün milletlerin, bir anlamda ve bir ölçüde, icat olduklarını bilmez görünmektedir ve yalnız İsrael’de bir iconoclast, putkırıcı olmayı denerken, Türkiye’de Yalçın Küçük’ü, beni, yarı yolda bırakma görünümündedir. Amma, pek yazık, Aydın Doğan, bunu çok geç anlamış olmalıdır, Şlomo Sand’ın eseri bir “DK” prodüksiyonu olup, yayınlandıktan sonra piyasadan çekilmiş olma ihtimali çok yüksektir. Demek “bulunmaz” bir kitaptır, amma Silivri Mapushanesi’nde var; peki ama ne yok ki, bu vesile ile bulunmaz “şeylere” meraklı Fehmi Üstadım’a teşekkür ediyorum. Borçlarım artıyor.
THE TARAF CERİDESİ
Güzel, söze yine Yalçın Küçük ile girdiğimize göre, şöyle bir soruyu formüle etmekten geri kalmıyorum, ben, eninde sonunda talihli miyim, yoksa bedbaht mı; şunun için soruyorum, hayat-i münevveriyem’de her kim ile kavga ettiysem, şimdi alayı The Taraf ceridesinde toplanmış haldedirler. Bir Murat Belge vardı, herhalde kırk yıl kadar önce hep münazara ederdik, bir defa, aynı masa etrafında, çok kalabalık bir dinleyici önünde, ezcümle, “üniversite yıllarında babanızla mücadele ediyordum, sonra seninle etmeye başladım, yarın oğlunla mücadele edeceğim,” demiştim, pek nasip olmadı ve uzun yıllardır Murat Belge’yi de görmüyordum, unutmuştum. Şimdi Silivri’de, her sabah Cumhuriyet’e edilen son küfürleri görmek ve Silivri Mahkemeleri’nde tutuklama kararlarını, kararlardan önce öğrenmek için The Taraf alıyoruz; babası önce solcu ve sonra Menderes’in propagandisti olmuştu, “Menderes’in borazanı” derlerdi, Yassıada’ya gitti, zavallı Belge hâlâ kabul edemiyor ve bu nedenle Cumhuriyet’ten nefret ediyor. Yazma ve varlık nedeni nefretidir. Oradadır ve bir “dönekoğlu” diyoruz.
Ahmet Altan ise, benim Küfür romanları çıkınca, Cumhuriyet’e küfür romanları yazıcısıdır, yazmayı bırakmıştı ve ben sürgüne gidince ve hapse dönünce yine yazmış, ben yakaladım, “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları” çalışmamda var, bir cinsel aşırılık yazıcısı, bir Osmanlı hayranı ve Cumhuriyet karşıtıdır. Her ikisi de, 1992-1993 yıllarında “ver-kurtul” iddiası ile ortaya çıkmışlardı, Kürt illerini Kürtler’e verecek, kurtulacak ve müreffeh olacaklardı; yine karşılarında beni buldular, söz uygunsa bir “Kürt” gazetesinde perişan oldular.
Bir başka ortaklıkları daha var, babası Çetin Altan da solcu olmuştu, bizim partiden iki dönem milletvekilliği yaptı, 12 Mart Darbesi’nde hapse attılar; baba Altan’ın sinirleri bozuldu ve dönekliği seçti. O yıllardan Cumhuriyet’e düşmandırlar, bir bölücü ve bir yıkıcı buldular mı hemen desteklerler; artık bölücü ile yıkıcıyı destekten buluyoruz. Şimdi Murat ile Ahmet Altan The Taraf’ta el ele, kazma vuruyorlar. Doğrusu, artık vuramıyorlar. Dönekzadedirler.
Devam ediyorum, “Varlık Vergisi” benim de alanım oldu; ben orada bir “Copernicus Revolution” buldum, “yaptım” demek istiyorum, tarih yazımımızı tersine çevirmiştim. İşte bu alanda bir Ayhan Aktar ile karşılaşmıştım, Cahit Bey, bu Aktar’ın, Varlık Vergisi üzerine yazdıklarını, Varlık Vergisi’ni “önce maskara, romana çevrilince palyaço, film olunca orospu olarak betimlemekte” şeklinde özetliyor. Ve bu Aktar, şimdi yerindedir, The Taraf’tadır ve tabii The Taraf da aktardadır. Nasıl da birbirlerini buluyorlar, Cumhuriyet’e nefret kusuyorlar ve bulurlar.
KAYRA VE İSLAMİST DİKTATORYA'DA YAŞLANANLAR
Cahit Kayra’ya gelince, bir zamanlar çok yakın olduk, yaşlarımız çok ayrıdır, benim büyüğümdür, ancak zaman geliyor, mücadele yaşları eşitliyor; Çankaya’da otururduk, büyükelçilik resepsiyonlarında ve evlerde buluşurduk, Gönül Hanım piyano çalardı, Cahit Bey aydındır. Müsteşar Memduh Aytür ile sınıf arkadaşı olması gerekiyor, ben ikisinin de ayrı ayrı dostları olma şerefine erişmiştim; bir başka ortak dostumuz vardı, Cemal Süreya, Memduh Bey’i ne güzel çizmişti. Cemal beni “gizli şair” deyip çok abartmıştı, Cahit Bey üzerine çizgilerini ise bulamadım. Ama ne yazık ve pek yazık, islamist diktatoryadayız, Kayra hem beni ve kitaplarımı, hem de bir zamanlar bakan olduğunu hep unutmuş, kitabında iz vermiyor.
Bunu değil, ancak Cahit Kayra’nın anılarını pek sevmiştim, kalın bir kitap, 1938 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmişti, ben o yıl dünyaya gelmişim, mezuniyetim 1960, Cahit Bey, anılarında “biz İsmet İnönü’ye güvenirdik” diyor, bu tespiti önemli bulmuştum, hâlâ buluyorum. Mustafa Kemal Paşa’nın beğenilme eğrisinin hep doğrusal ve endeksinin her zaman yüksek olduğunu düşünmek çok yanlıştır; bu yanlıştan çıkmadan Celal Bayar’ın başkanlığına rağmen İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesini anlayamayız. Ancak anılarında cesur Cahit Bey, bu çalışmasında, çok çekingen ve hatta yılgın görünüyor, çok üzücüdür. İslamist diktatorya’nın etkisini hissedebiliyorum. İslamist diktatorya güzel insanlarımızı yaşlandırıyor ve gençliğin sırrı mücadelededir.
Kayra, bir yerde, “yaşlı avukat Gad Franko’yu Aşkale’ye göndermek zorunda mı idi” sorusunu formüle ediyor; Varlık Vergisi mükellefiyeti nedeniyle pek çok Yahudi İstanbul’dan Van’ın Aşkale kasabasına gönderilmişlerdi, zulüm edebiyatında ve ırkçılık suçlamalarında önemli bir yeri var. Güzel, ancak, Gizli Tarih’te gösterdim, bir, Aşkale yolcuları içinde, kötü muamele gördüklerini söyleyen, yol işinde çalıştıklarını ileri süren bir tek kişi yoktur, herkes soylu, turistik bir geziden bahsediyor. İki, Israel kaynaklarına baktım, Türkiye’den İsrael’e göçen Yahudilerden hiçbirisi gerekçe olarak Varlık Vergisi’ni göstermemektedir. Hiçbir kaynakta hiçbir Yahudi’nin şikayetini bulamıyoruz. Müteşekkir bir halleri var.
Ah, ne ahmak Cumhuriyet düşmanlarımız var, Cahit Kayra’yı sinmiş bir Cumhuriyet savunucusu sayıyorum ve Gizli Tarih’te, bizim Yahudilerimizin, Sovyet hududuna gönderildiği günlerde, Hitler Orduları’nın Yunanistan’ı, Selanik’i işgal ile, bir kısmı bizimkilerle akraba Yahudileri, konsantrasyon kamplarına sevk etmeye başladıklarını gösterebilmiş durumdayım. Ahmakları bir tarafa bırakıyorum, ama yazıyorum, o tarihte İsmet Paşa’nın Hitler’in Türkiye’ye girişini saat ve saat beklediğini Cahit Kayra bilmek zorundadır.
Böyle bir ihtimal karşısında önemli bir Yahudi Cemaati olan Aşkale iyi bir seçimdir; nitekim, daha sonra bir bakan ve başbakan adayı Yalım Erez’in ailesi de oralıdır, İbrani asıllıdır, demek istiyorum. O halde, Aşkale seferi ile Gad Franko dahil seçkin Yahudilerimiz’in koruma altına alındıklarını düşünebiliriz, benim hiçbir kuşkum yoktur. Daha açık yazabilir miyim, Yahudiler’i ve tüm İbrani asıllıları, Türkiye Cumhuriyeti’nde en yüksek yurttaşlardan sayarız ve hep el üstünde tutarız ve tutuyoruz.
VARLIK VERGİSİ, SERVET TARHI
Cahit Bey, sorusunu bir başka soru ile sürdürüyor ve buraya alıyorum, “benim bildiğim romantik ruhlu, avcı acımasızlığı yanında içten merhamet ve insanlık duyguları da olan, eski üstadım Faik Ökte neden böyle yaptı”; bu soruya doğrusu ben de çok şaşırıyorum. Faik Ökte, Varlık Vergisi’ni uygulayan ve daha sonra “Varlık Vergisi Faciası” kitabını yazan zattır, bütün karalamalar bu kitapla başlamıştı. Ancak üstad Faik Ökte, bu kitabı yazdığı tarihte, Demokrat Parti iktidara gelmiş ve İsrael Devleti kurulmuştu; Ökte’ye gelince, bendeki bütün bilgilere göre, İbrani’dir. Bu işte kesilecek düğüm budur.
Bir de vergileri belirleyen ve itirazları değerlendiren bir “Komisyon” vardı ki başında Lütfi Kırdar olduğunu biliyoruz. Kırdar, İhsan Doğramacı ile çok yakın akraba olup ailenin bir büyüğü şimdi Irak ve İngiltere’nin en zenginleri arasında yer alıyor, İbrani asıllıdırlar. “Kır” adını hep “Cyrus” karşılığı olarak yazıyoruz, Yahudiler tarafından özenle taşınmaktadır ve tamamlamış oluyoruz. “This is our country” dememiz yerindedir; bu ülkede Yahudilik, kripto-Yahudilik ve sabetayistlere hiçbir zarar gelmeyeceğini bilmek durumundayız. Başımızın üstündedirler.
Vergi’ye gelince, bunlara “servet vergisi” diyoruz. Fiyatlarda ani bir yükselme varsa, yolsuzluk artmışsa, nüfus ticareti yükselmişse, hızlı ve görülmemiş zenginlikler ve zenginler çıkmışsa, yapılacak ilk iş bir “varlık” ya da “servet” vergisi koymaktır. Demek ki, “Varlık” vergisi adildir, yerindedir ve tüm ilkel vergiler türünden ilkeldir. Ve biz, bu islamist diktatoryadan hemen sonra bir yeni Varlık Vergisi’ne, bir Servet Tarhı’na muhtacız. Geliyoruz.
Peki bitti mi, iki küçük nokta hariç, “bitti” diye biliyoruz. Bir, Ermeni ve Yunani’leri hep ayırıyorum, hep kaybedenlerdir; Kayra’nın çalışmasında Üstadı Ökte’nin, emlakını satmak zorunda bırakılan bir Ermeni mükellefin malını Ökte’nin aldığı yazılıyor, yargılandığını da anlıyoruz. Kazananlar ise sabetayistlerimiz oldular; sadece iki Yahudi’nin kaybettiğini tespit edebiliyoruz, çünkü zenginliklerini Bezmen’e ve Koç’a satmak zorunda bırakıldılar. İki, Kayra, Üstad Ökte’nin bir de “Daha Mesut Bir İnsan” adında, 1958 basımı, bir kitabı olduğunu haber veriyor, Yoldaş Mustafa bulabildi, teşekkür ediyorum. Bizim geleneklerimizde, mapushane, bir “okur-yazar-hane” olmaktadır, geleneklerimizi devam ettiriyorum.
Cahit Bey, “İnsan” kitabını pek önemsiyor, ben pek önemli yanını göremedim, bir tek önemi var ve şudur: “Büyük kitabi dinlere bağlı olanlar arasında bir fark kalmamıştır. Hatta bu dinleri birbirinden ayırmaya mahal kalmamıştır”. Ve pek güzel, ve çok güzel, Hristiyanlığı çok ayrı tutuyoruz ve bunu, “İbraniyet ile İslamiyet birdir” şeklinde anlıyoruz. Varlıkçı Ökte’yi bulmuş oluyoruz ve kutluyorum.
|