|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Salt Filmden-Diziden Öğrenen : Varlık Vergisi’ne Farklı Bakış
İBRANİYET İLE İSLAMİYET BİR Mİ: ŞLOMO SAND
Artık çok hızlanmam gerekiyor, tiyatrocuların “İtalyan Prova” dedikleri bir usül var, ben “telgraf çekme” diyorum ve telgraflarıma başlıyorum. Başka çarem kalmadı, yazılar uzadıkça uzadılar, amma seçi,m günü bir ara vermek istiyorum, bir “break”, dönüşte, “rentrée”, daha düzenli ve daha yeni olma vaadim var, not ediyorum.
Birinci telgrafı çekiyorum ve bu arada “Aydın Doğan korkma, ben seni korurum,” haberini salıyorum; pek korkar, ve bu telgrafı Aydın Doğan’ın bastığı Şlomo Sand’ın kitabından alıyorum: “Kur’an, Yahudilik’in başlattığı ideolojik yol açıcılığın önemine tanıktır”. Belki de Faik Ökte, aile okulundan bu İbrani dersi biliyordu, ben telgrafıma devam ediyorum: “‘Cennet’ ve ‘ilahi varlık’ üzerine saptamalardan, İbrahim’in, Yusuf’un ve Musa’nın maceralarına, peygamber olarak adlandırılan Davud ve Süleyman’ın buyruklarına dek Kitab-ı Mukaddes, Kur’an’ın bütün sayfaları boyunca yankılanır durur”. Çok enteresan, gerçekten yankılanır durur mu, peki geriye ne “kalır”; her ne ise bu ilk telgraftır. Ve ben de merhamet doluyum, devam etmeden önce, “kaçma Aydın Doğan, ben seni korurum,” diyorum. Şimdi bir parantez açıyorum, çok zengindir ve çok zayıftır, korurum, diyorum. Şimdi bir parantez açıyorum, Şlomo Sand’ın bu çalışmasını, Esad Bey’in “Hazreti Muhammed” kitabı ile birlikte okunmasını öneriyorum. Yazarı önce “Kurban Said” idi, bir çeşit Orhan Pamuk ve sonra Yahudi çıktı, Peygamber’i yüceltiyor, çok yeni bir takdimi var ve yeni bilgiler eksik değil, atın adı Burak olmayıp Barak’tır. Burak’lara duyuruyorum ve Deniz Hakan’ın çevirisini ise pek övüyorum.
İkinci telgraf şu: Burada “Yesrib” geçiyor ki Medine ve/veya Medina’dır; telgraf Medine Yahudileri üzerinedir. İslam’ın yükselişinin arifesinde Yahudilik bu şehir merkezlerinin etrafına yerleşmiş güçlü kabilelerde yayıldı. Bu kabilelerin en bilinenleri – Muhammed de seferlerinin başlangıcında bunlarla karşı karşıya gelmişti – “Yesrib yakınlarındaki Beni Baynuka, Beni Kurayza ve Beni Nadir kabileleridir”. Bunlar Yahudi idiler ve Yahudi kaldılar, Hazreti Peygamber, bir anlaşma ile, Medine’den Yahudi olarak çıkmalarına izin verdiler. Ve gittikleri yerlerde “Nadir” ad ve soyadlarına pek bağlı oldular, bunları ben ekliyorum.
Hep peşlerindeyim, televizyon programlarını hatırlayanlar var mı, izlerindeydim, nasıl olmam ki, Garbaçov ve Ben Kemal’in damad-ı kerimi de “Nadir” soyadını taşıyor; Ben Kemal Karabulut’un, damattan olma kerimden doğma, pek sevgili torunları, Yüce Gök sevgisini eksik etmesin, “Duru” adındadır; bu adı Türk ve Arap isimbilimde bulamıyorum, ama İbraniyet’ten çıkarıyorum. Tabii henüz bir sonuca varmıyorum.
Telgrafın arkası kesilmiyor ve üçüncüsünü çekiyorum: “Yemen Yahudileri Yahudi ulusunun en gururlu ve mert kabilelerinden biri olarak kaldılar”. Ben bunu şöyle de söyleyebiliyorum; Yahudilik’te çok önemlidirler, Yemen’de çoktular ve pek Ortodoks kabul ediyoruz. Tabii ve yine hatırlanacağını umuyorum, buraya gelmeden hemen önce, televizyon programlarında, sürekli Yemen’e gidiyordum; Şlomo Sand’ın kitabından haberim yoktu, çıkmıştı, ama herhalde hemen dağıtımdan çekilmişti, bilmiyordum. Yalnız, Yemen’i, Yahudiler’i ve Nadirler’i biliyordum, hep arıyordum. Aramak mı, işimdir.
Benim sorum şudur, ve bir, Nadir Yahudileri hangi yolla Türkiye’ye geldiler, Yemen’e gittikleri rivayetinden haberdarız. Ben de gittim ve Yemen’de Nadir’i ararken Terim’i bulmuştum, televizyonlarda yerini gösterdiğimi hatırlıyorum. Ve ne bilimdir bizimki ve izin verirlerse “benimki” diyebilirim; bir paranteze giriyorum, tünel gibidir.
Biz, Yemeni’ler, çok geç tarihte ve büyük zaiyat ile Yemeni aldığımızda, Yemeni Yahudiler, Filistin’e geldiler, içlerinde Nadir’ler vardılar. İki, Nadir’lerin bir kısmı, doğrudan Suriye ve Filistin’e göçtüler ve üç, bize, Filistin’den çok Yahudi hicret etti, önemli yerlerde olduklarını duyuyorum. Ve bunları ben yazıyorum, yazdıklarıma şaşırıyorum; ayrıca, Şlomo Sand’ın “icat” kitabında yokturlar, ekliyorum.
Şimdi, Telgraf numara dörtteyim, Fitne’de tanıttığım iki yakın arkadaşa, Ben-Gurion ve Ben Zvi’ye geliyorum; artık Ben’lerimiz çoğalıyorlar, birlikte “Osmanlı” oldukları bir dönem vardı, Yahudi Osmanlı’yı, Yahudi Devleti’ni kuracaklardı, yapamadılar. Şlomo Sand bize, Osmanlı’dan sonra gittikleri New York’ta ne yaptıklarının haberini veriyor, aktarıyorum: “Fellahların kökeni, M.S. VII. yüzyılda Eretz Israel’e ve Suriye’ye boyun eğdiren Arap fatihler değiller. Fatihler, burada rastladıkları çiftçi nüfusu ortadan kaldırmadı.” Bu arada not ediyorum, ırgat Arap’a “fellah” diyoruz ve peki, fatihler ne yaptılar, din değiştirmeye zorladılar; demek ki, iki Ben’e göre, Filistinliler, din değiştirmiş Yahudi’dirler ve buradayız. Bir millet imal ediyoruz.
Telgrafı bilgi mi, 1936 yılında Araplar müthiş isyan ettiler, Yahudiler’i ezdiler, Yahudiler “Ergun” kurdular, İbrani “Örgüt” demektir, karşı hücum yaptılar, işte bu zamanda bu ad çok prestij kazandı, çok sevdik, hep koyduk ve biz bu meseleyi, bizim sevgili oğlumuz Devrim ile kızımız İpek’in babaları, akepe’nin baş anayasacısı, benim öğrencilik yıllarından arkadaşım Ergun Özbudun ile çok konuşuyorduk ve şimdilerde pek karşılaşamadığımız için konuşamıyoruz.
Ama “Ergun”, “e.z.l” ya da “ezel” de oluyor, İbrani’de terör anlamına da geliyor, 1977 yılında teröristler, Menahim Begin ile, Ben Gurion’u yenerek iktidar oldular. Fitne’de yazdım, Menahim Begin, Erdoğan’a model oluyor, ben duruyorum.
AYDIN DOĞAN: KİTAPLARI VE MAAŞLILARI
Şimdilik son telgrafa gelmiş oldum, “İcat” kitabı Hazar Yahudileri’ni ve Koestler’in kitabını çok ciddiye alıyor. a, Hazar Türk Devleti, Yahudi oldular. b, Yahudi Hazarlar batıya doğru gittiler. c, Hitler, bütün Yahudiler’i ortadan kaldırdı ve sadece, Hazar ve daha doğrusu Türk kökenli Yahudiler kaldılar. d, Bunlar Eşkenaz olmuşlardı. e, Israel Devleti’ni kurdular. Ve ben “Bravo Aydın Doğan,” diyorum, Şlomo Sand’ı bize kazandırmıştır ve önemli bir kavşağa gelmiş durumdayız.
Artık bitiriyorum, amma önce Aydın Doğan’ın hesabını kesmek istiyorum, çok kısa tutuyorum. Bir, benden sonra sabetayizm üzerine en önemli çalışmaları Soner Yalçın yapmıştı, “Efendi” dizisini, Aydın Doğan’ın yayınladığını biliyoruz. İki, Hürriyet’te sürmanşet, benim sabetayist olduğumu ilan etmişti, hiçbir şikayet ve itirazım olmamıştı.
Üç, Marc Baer’in, Stanford’dan çıkan “The Dönme” kitabının Türkçe çevirisini yayınlayacağını duymuştum, olmadı ve Şlomo Sand ile telafi ettiğini görüyoruz. Üç nokta ile bitiriyoruz.
Bir, sabetayizmi, Yahudilik’i özgürletici bulduğumu hiç saklamıyorum. İtirazım, bir bölümünün Israel’e bağlanmasına ve Türkiye’de kendilerinden başka hiç kimsenin yükselmesine izin vermemeleridir. Bunu eşitliğe aykırı buluyorum ve eşitsizliğe itirazım komünistlik sayıldığını ise hep duyuyorum. Ancak yine de yapıyorum, ve kabul ediyorum.
İki, ama şimdi hem Soner ve hem ben hapisteyiz ve bizi en çok maaşlıları M. Ali Birand, Cüneyt Özdemir, Sedat Ergin mahkum ediyorlar, savcılardan kötüler ve bunalttılar; “gel, Aydın Bey, bunları işlerinden kurtar ve ben seni kurtarırım,” demek istiyorum. Önerim, Tayyip Bey ile vergi takasına benziyor ve doktrinde buna “kurtar-kurtar” diyoruz. İkimiz de kâr ederiz ve arkamızda Şlomo var.
Üç, Işık Ergüden’in çevirisi güzel, gerçi henüz Fransızca aslıyla karşılaştırmadım, ama akıcı bir Türkçe okuyoruz. Çeviri kokusu almıyoruz, bir yerde Ben-Gurion’u, devlet başkanı işaret ediyor ki, önemsizdir; önemli olan “mizrahi” sözcüğünü “mezhep” sayması, İbrani olup mizrah’tan geliyor ve tam “doğulu” karşılığıdır. Yalnız dar anlamda “Iraklı” ve daha özel kullanımda, “Yahudi” karşılığı olarak kullanıyoruz. Sevant İngilizce’de “I am Mizrahi”, tam “ben Yahudi’yim” demektir, ve bitirmiş oluyorum.
Yalnız, şimdilerde, çok şükür, biz de savant ve bilgin bir kavim olduk, Kenan Doğulu’yu pek biliyoruz, pek seviyoruz, şarkıcılığına bakmadan pek yükseltiyoruz. Belleğim beni yanıltmıyorsa, Yurdaer Doğulu’nun oğludur, uygundur ve ben henüz hiçbir şarkısını dinleyebilmiş değilim, ama kusur benimdir. Ben de seviyorum, ve bizim Güneyliler’e benzetiyorum."
Odatv.com
|