31 Aralık 2021, 01:41
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Kınanın Kısa Tarihçesi Kullanım Alanları ve Ritüelleri
Kınanın Kısa Tarihçesi Kullanım Alanları ve Ritüelleri
Tarih boyunca pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan kına (Lawsonia inermis); kınagiller (Lythraceae) familyasından olup, 2-6 metre uzunluğunda çiçekli bir bitkidir. Anavatanı Kuzey-doğu Afrika olmakla birlikte günümüzde bütün Kuzey Afrika, Hindistan, Pakistan ve Seylan gibi ülkelerde yetiştirilmektedir.
Kınanın tarihi serüveni antik devirlere kadar uzanmaktadır. Antik Mısır’da mumyaların tırnakları ve sargılarının kına ile boyanması ise tarihte bilinen en eski kullanımıdır. Ayrıca kınanın, özellikle kadınlar arasında çok uzun dönemlerden beri kullanılan yaygın bir süslenme aracı olduğu, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki ritüellerde de sıkça kullanıldığı bildirilmektedir.
Kınanın kullanımında tarihine bakacak olursak; Antik Mısır’’ dan, Kuzey Afrika’’ ya Ortadoğu’’ dan, Morocco (Fas) ‘‘a kadar farklı bölgelere ve kültürlere uzunca bir yolculuk yapabiliriz.
Kına , çok eski dönemlerden beri Türk halk kültüründe de geleneksel törenlerde yer almış̧, el ve ayakları boyamak, saç renklerini değiştirmek gibi kozmetik amaçlarla kullanılmıştır. Öte yandan, kınanın Türk tıp tarihi ve halk hekimliğinde; egzama, yanık, baş ağrısı, göz ağrısı, balgam, ülser, yara, diyare, cüzzam, mantar gibi hastalıkların tedavisinde kullanıldığı bildirilmiştir .
Bu bağlamda, kına, Türk halk kültüründe, önemli bir yere sahiptir.
Şimdi sizleri Kına’nın AŞK Ateş ve Kına hakkında yolculuğuna davet ediyorum…
Türk halk kültüründe ve geleneklerinde oldukça yaygın kullanılan kınanın uygulamasına, halk arası tabiriyle kına yakmak denir. Oysa ki kınanın içinde yanmak da vardır. Tıpkı aşk ateşinde yanmak gibi. Aşk’ın içinde nasıl adanmışlık varsa kına yakmanın içinde de adanmışlık, kurban olmuşluk vardır. Türk halk geleneklerinden bildiğimiz üzere, kadının eşine, askerin vatana sevdasının rengidir kına. Kına kimi zaman da bedene giyilen bir giysi, saçı takılan bir aksesuar gibidir. Bu sebepledir ki, geçmişten günümüze saçlara hem bakım hem renk vermesi için yıllardır kına yakılması. Kadim bilgilerin de saklı olduğu sembollerin bedenlere resmedilmesi. Kimi zaman da şifadır kına, baş ağrısına…
Oysa kına, yanma eylemi içerisinde ele avuca yakıldığı temas ettiğini gibi yakar da. Aşk ateşinde yanmaya benzer bir yanıştır bu. Ateşe dair sezgilerin bünyesinde toplaştığı kına, adanmışlığı, teslimiyeti ve kurban olmayı da sürükler peşi sıra. Bulunduğu alanda kendi varlığını gizleyemeyen ateş, Türk halk geleneklerinde kadının eşine, askerin vatanına sevgisidir bu yüzden aynı zamanda. Bu yüzden kırmızıdır ateş de, kan da, kına da…
Kına öylesine bir nesne ya da bitki değildir. Kına kimi zaman da bedene giyilen bir giysi, saçı takılan bir aksesuardır. Bedene giyildiği anda yeni bir ruh ve adanmışlık inşa eden, saça takıldığında rüzgârın aleviyle birleşip dönüştürendir. Bu sebepten geçmişten günümüze sadece bakım yapması için değil al renginden ötürü de saçlara kınalar yakılmıştır. Ten üstüne kadim sembolleri de mühürleyen kına, kimi zaman da şifadır baş ağrısına cezbeden kokusuyla. Ateş nasıl daha yakmadan vurursa, çevresini dönüştürmeye başlarsa işte kına da öyle toprağın ve ateşin birleşmesinden doğan bir aşkı başlatır kıyasıya.
Aşka giden yolda, aşığına ulaşma amacıyla nasıl ki dileklerimiz, niyetlerimiz, dualarımız, ritüellerimiz varsa kınanın içinde de aşkımız gizlidir…
Kadim şamanlar, bilgeler, üstatlar, kam analar, şifacılar bizlere doğaya saygılı olmayı, doğanın sırını korumanın ve kollamanın en önemli miras olduğunu günümüze ulaştıran atasözlerimizden hatırlamaya çalışıyoruz…
Bizlere âşıkların, ozanların ve doğa ananın hatırlattığı en önemli mesaj sevgi ve Aşk’tır…
“Bir ruha yakınlık hissediyorsan orada büyük aşk vardır..”
Ateş Şaman
“Ateş isteksizliğini her yerde gösterir: yakmak zordur; söndürmek zordur. Töz nazdır, öyleyse ateş bir kişidir.”
Gaston Bachelard
“Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.
Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
Ayrımlar ayrımları doğurur.
Aşk’ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde..”
Demiş ATEŞ ŞAMANI Şems-i Tebrizi
Aşk için sadece hormonlar, beklentiler, istekler ve alt beynimizin yarattığı duygu dedik…
Yalnızlıktan kurtulma, aile kurma, sevgili, eş bulma olarak çeşitli istek beklenti üzerine kurduğumuz Aşk gerçek manasına ulaşmadan yüzeysel olarak yaşanan ve çok çabuk tükettiğimiz bir alan oldu..
Oysa bizde sevgi yoktu ama yarattık onu çektik, onu istedik ve aşk hep kapımıza geldi. Âmâ biz sadece isteklerimize, korkularımıza, aile ve gelenek göreneklerimize göre seçimler yaptık…
Çoğu zaman şuursuzca yaptığımız seçimler gün gelip yıkılsa da her biri yaşamımız için bir derstir. Önemli olan fark etmek, öğrenmek ve deneyimlemektir…
Yazımın asıl konusu olan kına da bizlerin toplumsal hafızasından silinen kadim bilgeliktir…
Kına dediğimiz zaman ilk aklımıza gelen şey kına geceleridir. Ama bu sadece yüzeysel olarak kalmış. Kınanın asıl olarak neyi sembolize ettiğini, hangi manada yakıldığı unutulsa da bugün kınanın tekrar hakkını vermek için kadim bilgeliğe başvuruyoruz…..
|
|
|
|