Tekil Mesaj gösterimi
Eski 31 Aralık 2021, 01:43   #2
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Kınanın Kısa Tarihçesi Kullanım Alanları ve Ritüelleri

KINA; ATEŞ’TİR,
KINA; GÜNEŞ’TİR,
KINA YAKMAK; AŞKIN İÇİN YANMAK VE BİR SÖZ VERMEKTİR,
KINA; ADANMIŞLIK, BEN KENDİMİ SANA ADIYORUM,
TESLİM OLUYORUM SANA DEMEKTİR,
AŞK MAKAMI ADINA O MAKAMKİ EN ŞEREFLİ MAKAM,
AŞK MAKAMIDIR BU EVREN BU DÜNYA AŞKIN YÜZÜDÜR,
O ALLAH’A VERİLEN BİR ADANMIŞLIKTIR..

ONUN RUHUNDAN BİR PARÇA OLMAYA ADANMIŞLIKTIR.
NE DEMİŞ OZANLARIMIZ;

Ateş-i aşkına yaktın özümü
Halil İbrahim’le nardan gelirem
Ab-ı k evser ile yudum özümü
Kırkların bezminde dardan gelirem
Hü hü hü hü hü hü hü hü hü hü

Bu mânâda kına bir söz vermedir, adanmışlık senin için o aşk içinde yanmam demektir…

İki aşk arasında kına sözün imzasıdır. Bu anlamda iki âşık bir araya gelince öyle büyük titreşim olur ki o güneşten gelen aura onları kaplar, korur, arındırır ve şifalandırır…

Öyle ya aşk makamı en yüce makamdır…
Kalp midir insana sev diyen,
Yoksa yalnızlık mıdır körükleyen?
Sahi nedir sevmek?
Bir muma ateş olmak mı?
Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?
Şems-i Tebrizi . .

Bizler kadim bilgeliğin değerini bilmez sadece kına deyip geçersek ve aşk makamını hırslara, korkulara teslim edersek işte o altın aura bizden düşer…ama insan için öyle güzel müjdeler var ki, öyle mucizelere var ki evren bir kapıdan sizleri başka aşk kapısına davet eder….

KINA AŞK İÇİN BİR RİTÜELDİR
KINA PİSİSİK KORUNMADIR
KINA BEREKET VE ŞANS İÇİN
KINA KİMİ ZAMAN HASTALIKLAR İÇİN DEVADIR…
KINA HAKKINDA EVRENİN BİZLERE SUNMUŞ OLDUĞU KADİM BİLGELİKTEN GİDERSEK….

Ne demiştik aslında her şey bir ritüeldir. Kına için yapılacak ritüelin en önemlisi niyettir..

Kına ritüeli için yeni ay en önemli gündür bu bazen ayın 7’si bazen 14’ü bazen 21’idir…

Kına yapılacak alan tütsü ile arındırılmalı, temiz kıyafetle olmalı…
Kına için yeni ay ve dolunay günleri yaratım için önemli günledir.
Mümkünse çemberinizde NUN (ن) yaratım olan sembolünü çizip veya çıktısını alıp ritüel alanında olması dileğinizi güçlendirecektir…

Konuyla ilgili kısa meditasyon veya namaz, şükür gibi içsel dünyanızı kalbinizden geçirdiğiniz niyetinizi imaj ederek yolculuğunuzu bitirin.

Kınanın sayısı 59 dur yani saat 14:00 de yaktıysanız saat 14:59’da ritüeli bitirip elinizi yıkarsınız..

Evren sayı ve sembol diliyle konuşur. Eğer sayı ve sembol bilmiyorsanız sadece dua ve niyet ile genelde kadınlar avuç içlerine, erkeler serçe parmağına kına yakarlar…

Kına meditasyonu bitiminde gözleriniz kapalı “oldu oldu oldu” mührünü kullanın….

Sayılar şans ve bereket için ve korunma sembolleri negatif tesirler için el üstü, bilek için uygundur….

Seçmiş olduğunuz bal mumu kırmızı aşk için,
Beyaz bal mumu şans ve bereket için,
Siyah bal mumu ve gümüş rengi de olur korunma için…
Ritüele başlamadan kısa bir süre önce 4 mumu yakın.
Ve dilerseniz her mum için ayrı bir dilekte dileyebilirsiniz.

Biraz önce söylemiş olduğum gibi önemli olan kalp niyetidir. İsterseniz beyaz bal mumu yakın benim tercihim altın sarısı balmumu. Dört mumun da yanma hızı sizlere o dilekleriniz hakkında ip ucu da verecektir.

Dünya genelinde farklı zaman ve kültürlerde farklı amaçlarla kullanım yeri bulan kına akademik çalışmalarda da dikkate alınmıştır. Çalışmalarda özetle;

Kültürümüzde renk verici özelliğinden dolayı elleri, ayakları, saç ve sakalları renklendirip süslemek, aynı zamanda tedavi etmek maksadıyla kullanılan kınanın, kötülüklerden korunmak üzere mutluluk, şans ve bereket tılsımı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Kınanın, dinimizce de kabul gören yönü, onu zihinlerde koruyucu bir maddi kültür ögesi, şans getiren bir unsur olarak şekillendirirken, ona girişilen işin hayırla sonuçlanması adına uygulanan koruyucu bir tılsım misyonu da yüklemiştir. Kınanın kültürümüzdeki önemi, büyük ölçüde‚ “adanmışlığı” ifade eden sembolik bir vasıf kazanmasından ileri gelmektedir.

Bu çalışmada, klâsik şiirimizde toz halindeki şekliyle yeşil, yakıldıktan sonraki kızıl rengi dolayısıyla çeşitli benzetme unsurlarıyla birlikte sunulan kınanın, öncelikle süslenme ve tedavideki rolü ele alınacaktır. İlerleyen bölümde ise özel gün ve merasimlerdeki bereket, uğur ve sevinci ifade eden sembolik değeri sunulacaktır.

Kına yakma geleneği ve bu gelenek çerçevesinde kültürel bellekte yer etmiş̧ uygulamalar, Türk kültürü açısından önem arz etmektedir. Günümüz sosyal yaşamında da en canlı pratikleri ile temsil edilen bu gelenek, gelin kızın ve damadın elindeki şekliyle düğünlerimizin vazgeçilmezlerinden olmayı sürdürmektedir.

Kınanın kültürümüzdeki önemi, büyük ölçüde “adanmışlığı” ifade eden sembolik bir vasıf kazanmasından ileri gelmektedir. Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal bir güce yönelik niyette bulunmak, kutsal sayılan bir şey uğruna kendini feda etmek, ant niteliğinde söz vermek anlamında kullanılan adama ve kurban vermenin ilk şekillerine animizmde rastlanır.

Ruhun öldükten sonra da var olduğu düşüncesi temelinde şekillenen animizmde ruh, insanların etrafında dolaşan, onlara müdahale eden doğaüstü bir hal alır. O zaman bu ruha adaklar adamak, dualar etmek, kurbanlar kesmek eylemleri başlar ki bunlar dinin temel ögelerindendir.

Bu bağlamda Türkler, Tanrı’yı memnun etmek, onun rızasını kazanmak ve isteklerini O’na kabul ettirmek için kurbanlar kesip saçı saçmışlardır. (Kalafat, 1990: 95)

Kınanın adanmışlığı sembolize etmesi ona manevi bir değer kazandırmakta ve onu kutsala yaklaştırmaktadır. Zira gelin kız, eline yakılan kına ile kocasına ve evine, askere gidecek genç vatanına, kurbanlıklar ise üstlerine yakılan kına ile Tanrı’ya adanırlar.

Kına ağacının kurutulmuş̧ yapraklarından elde edilen, saç ve elleri boyamakta kullanılan toz olarak tanımlanan kına, Arapça hınnâ sözcüğünden dilimize geçmiştir. Çiçekleri beyaz ve deste seklinde olan kına, güzel kokuludur. Yaprakları ise basit ve tırtıksızdır. Kuzey Afrika, Mısır, Iran ve Hindistan’da toprağın elverişli olduğu yerlerde yetişir (Ruska, 2001:709).

Renk verici özelliğinden dolayı süs unsuru olarak kullanılan kınanın, kötülüklerden korunmak üzere şans ve bereket tılsımı olarak, ayrıca ağrı azaltıcı ve sakinleştirici özelliğinden dolayı da tedavi edici bir madde olarak kullanıldığı bilinmektedir. Pakalın’ın verdiği bilgiden de, eskiden kâğıtların «ahar» sürülmeden evvel kına ile boyandığı anlaşılmaktadır (Pakalın’dan aktaran Tanrıbuyurdu 2016:104).

Toz halindeki şekliyle yeşil, yakıldıktan sonra ise al olan kına, her iki rengin de kültürümüzdeki taşıdığı değeri temsil eder niteliktedir. Yeşil rengin değeri, köken itibarıyla Tanrı Ülgen’in koruyucu ruh olarak kabul edilen yedi oğlundan, bitkilerin büyüyüp yetişmesini düzenlediğine inanılan Yaşıl’a bağlanmaktadır. Ayrıca Şaman törenlerinde Şaman’a gökyolunu gösterdiğine inanılan bir ipin üzerindeki yeşil, kırmızı, sarı ve beyaz bezlerden yeşil olanın Doğunun sembolü olarak kullanıldığı ifade edilmektedir. Sonraki süreçte Göktürkler’de hâkimiyet sembolü olan bu renk, İslamiyet’le birlikte Hz. Muhammed’in üç sancağından birinin rengi olarak manevi bir anlam da kazanmıştır (Genç’ten aktaran Tanrıbuyurdu 2016:104). Ateş̧ kültü ile bağlantısına işaret edilen al ise koruyucu ruhla ilişkilendirilmiş̧, hâkimiyet, güç ve otoriteyi temsil etmiştir. Yakılan kınanın al rengi, aynı zamanda sevinç ve gönül hoşluğunun da göstergesi olarak ona bu bağlamda sembolik değer kazandırmıştır.

Bir maddi kültür ögesi olarak ninnilerden bilmecelere, türkülerden tekerlemelere kadar anonim halk edebiyatı ürünlerinin hemen hepsinde yer alan kına, bir süs unsuru olmaktan ziyade yukarıda da söz konusu edilen sevinç ve gönül hoşluğunu ifade etmek üzere bir sembol olarak kullanılmıştır.

Söz gelişi aşağıdaki ninni örneğinde kına, yeni doğmuş̧ bebeğin masumiyeti ve doğumundan duyulan sevinci dile getirmek üzere kullanılmıştır. Dandini dandini danalı bebek / Beşiği yeşile boyalı bebek / Uyusun uyusun büyüsün / Parmakları kınalı bebek (Çelebioğlu’ndan aktaran Tanrıbuyurdu 2016: 104).

Kıbrıs’ta da geline kınayı, yengesi yakmaktadır ve sonrasında kına tepsisi kadınlar arasında para atılması için gezdirilmektedir. Ayrıca Kıbrıs’ta, ölü kınasına, altı ay kınasına, saç kınasına da rastlanmaktadır. Kerkük’te yapılan kına gecelerinde ise, gelinin avucuna kına yakılınca altın konmaktadır. Kına yakan kadının mutlu, iyi günler görmüş̧ birisi olmasına dikkat edilmektedir.

Kerkük’te yasayan Türklerin kına âdetleriyle, Balıkesir’deki kına âdetleri büyük benzerlik göstermektedir. Balıkesir yöresinde yapılan kına gecelerinde, gelin kızın elleri ve ayakları bileklerine kadar kınalanmaktadır. Makedonya’da bu âdet aynı şekilde uygulanmaktadır. Aynı zamanda, Balıkesir ve çevresinde kapı bağlama adıyla, kız evinin, oğlan evinin akrabalarına giderek tavuk alma âdeti, Makedonya’da da uygulanmaktadır. Türklerde kına gerek eski Türk inanışları açısından, gerekse İslam’ın etkisiyle hayatın geçiş̧ dönemlerinde önemli bir yer tutmaktadır (Yasemin Tokmak, 2009).

AŞKI BULDUĞUNDA BIRAKMA AŞKIN SENİ BIRAKABİLİR SEN AŞKI BIRAKMA, AYNALARDIR AŞKINI YARATAN VE AYNALADIR AŞKIN ÖTESİNE GEÇEN….
ATEŞ ŞAMAN