Forumel.Com

Geri Git   Forumel.Com > Dinler ve Kültürleri > Dini Paylaşımlar > Dini Hikayeler

Dini Hikayeler Beğendiğiniz dini hikayeleri burada paylaşabilirsiniz.


Üç Soru

Beğendiğiniz dini hikayeleri burada paylaşabilirsiniz.



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Üç Soru
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
189

Kullanıcı Etiket Listesi

1Beğeniler
  • 1 Post By Leydihan

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Eski 25 Nisan 2022, 17:55   #1
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Üç Soru

Üç Soru

“Güçlük kolaylıkla beraberdir. Kendine gel, ümidi bırakma! Akıllı insan bilir ki ölümün arkasında bile daha güçlü bir hayat beklemektedir.” Mevlana

Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: “Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı, kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım.”

Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına haber salıp kim kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir mükâfat vereceğini ilan etti. Bilgeler kralın huzurunda toplandı fakat sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen farklı çıktı.

İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların yer aldığı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak gerektiğini söylediler. “Her şey ancak böyle tam zamanında yapılabilir, “ dediler.

Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar verilemeyeceğini, kilimin kendisini boş eğlencelere kaptırmayın, hep daha önce olmuş olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler de kral neler olup bittiğine, ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte katar vermesinin imkânsız olduğunu; kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler.

Fakat bu defa da başka bilginler, “Bir konseyin önünde beklemesi imkânsız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir kişi anında kara verebilir,” dediler. “Buna karar vermek için ise neler olacağını önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek isteyen, sihirbazlara danışmalıdır.”

İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına göre danışmanlar, bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir kısmına göre ise savaşlardı.

Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dini ibadet dediler.

Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi. Ama doğru cevapları aradığı için bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya karar verdi. Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda Yaşar, yanında sade halktan başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral, üstüne sade elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve muhafızlarıyla birlikte yola düştü.

Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi ve muhafızlarını da geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi, kovuğunun önündeki çiçek tarlasını kazıyordu.

Münzevi, kralı gördü, onu selamlayıp kazmaya devam etti. Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küreğini toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu.

Kral yanına gelip şöyle dedi: “Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak İçin geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim işler nelerdir?”

Münzevi, kralı dinledi ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti. “Yoruldunuz,” dedi kral, “küreği bana verin de biraz dinlenin.”

Münzevi, “Sağ olun,” diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral iki tarh kaldıktan sonra durup sorularını tekrarladı.

Münzevi yine cevap vermedi; bu defa kalktı, elini küreğe uzattı ve şöyle dedi:

“Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım.”

Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı…Sonunda kral küreği toprağa saplayıp şöyle dedi:

“Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. Eğer cevap vermeyeceksen, şöyle de evime gideyim.”

Münzevi, “Buraya koşarak birisi geliyor,” dedi. “Bakalım kim?”

Kral arkasına döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı.

En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş, hava soğumuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı. Kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti. Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı.

Kralın uyandığını ve kendisine baktığını gören adam, “Beni affedin,” dedi, zayıf bir sesle.

Kral, “Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki,” dedi.

“Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizi tanıyorum,” dedi adam. “Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız İçin sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak İçin pusuya yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz olup size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim. Affedin beni.”

Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu. Onu affetmekte kalmayıp, uşaklarını ve kendi doktorunu göndererek onun tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca mallarını iade edeceğine dair söz verdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları tarlaya çiçek tohumlarını ekiyordu.

Kral ona yaklaştı ve şöyle dedi:

“Sorularıma cevap vermeniz için size son defa yalvarıyorum!” Yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp krala baktı ve “Cevabınızı aldınız,” dedi. “Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu kral.

“Anlayamıyorsunuz,” diye cevapladı münzevi. “Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu tarlayı kazmasaydınız gidecek ve şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani en önemli vakit, tarlayı kazdığınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun İçin yaptıklarınızdı.”

Bundan sonra şu gerçeği unutmayın: Tek önemli vakit vardır o da içinde bulunduğunuz andır. O an en önemli vakittir çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez ve en önemli iş iyilik yapmaktır çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur.


 

Yer İmleri


Konuyu 1 kişi okuyor: (0 üye ve 1 misafir)
 

Gönderim Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Ek dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm saatler GMT +3 biçimindedir. Şu anki saat 17:22.

Forum Bilgilendirme Künye
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.

Forumel, lisanslı vBulletin kullanmaktadır!
Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece

Sitemiz; yer sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un ilgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacak, gerekli işlemler tesis edilecektir.

Eğlenceli Genel Forum Sitesi, Genel Forum Sitesi, Genel Forum Siteleri, Genel Forum