18 Mart 2022, 05:00
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Uçuş Gücü
Uçuş Gücü
“Dediler ki gözden Irak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki gönüle giren gözden Irak olsa ne olur?” Mevlana
Genç bir dağcı bir zirveye bayrak dikmek istemiş. Çıkmayı düşündüğü dağ pek yüksek olmasa da, diğerlerine oranla pek rağbet görmüyormuş. Dağın dik yamaçları, ikide bir derin yarıklarla kesildiğinden, en usta dağcıları bile korkutuyormuş. Fakat esas tehlike, sözkonusu yarıkların karla örtülmesiymiş. Kara bastığını sanan şanssız dağcılar, yüzlerce metre aşağı uçuvermiş. Dağ keçileri bile ürkermiş buradan. Eğer yaşlı bir tekeli rehberlik yapmaya ikna edemezlerse, boyunlarını bükerek dönüşe geçerlermiş.
Kısacası bu dağda kuşlar dışında pek canlı görünmezmiş. Bir de dağ fareleri…
Genç dağcı, tüm zorlukları iyi bilse de, içindeki arzuyu yenememiş ve bir gün hazırlık yaparak bulutlarla örtülen zirveye yönelmiş. Üç gün sonra hedefine ulaşmış ama bir de bakmış ki gökyüzünde, kartalların daireler çizdiği yerde ak saçlı, ak sakallı biri uçup duruyor.
Delikanlı aşırı yorgunluktan hiçbir şey düşünemez durumdaymış. Gördüğünü hayal sanıp önüne döndüğünde, “Kolay gelsin!” demiş biri hemen yanı başından. “Buralara sadece ben çıkarım sanıyordum. Ama seninle birlikte şimdi üç oldu. On beş yol kadar önce, senin gibi biri daha çıkagelmişti. Sıcak bir şey içelim de biraz nefeslen. Daha sonra kısmetse yemek yeriz.”
Genç dağcı, paniğe kapılarak küçük çocuklar gibi çığlık atmış. Gökyüzünde gördüğü adammış bu. Biraz sakinleşince, yaşlı adam bir bardak çay uzatmış ona; etrafa mis gibi kokular yayan, daha yeni konmuş gibi sıcacık bir bardak çay…
Zirvenin yamacında, geniş bir mağara bulunuyormuş. İhtiyarın yaşadığı, soğuktan hem kendisini hem de birkaç keçisini koruduğu yer. Oraya geçerek sohbete başlamışlar.
Delikanlı hiç durmadan sorular soruyormuş. İhtiyarın nereden geldiğini, kimlerden olduğunu, böyle yüce bir makama nasıl eriştiğini…
Yaşlı adam kırmamış genç dağcıyı. On beş yıl kadar önce yanına gelen diğer gençten bahsetmese de, yeni misafirinin bütün sorularını cevaplamış. Önceleri büyük bir şehirde yaşadığını, bir batağa düşer gibi sayısız günaha girmek zorunda kaldığını, sonunda bu dağa kaçıp tek başına yaşamaya başladığını; kısacası günahlardan uzaklaşınca, Allah’ın kendisini böyle güzel bir makama yükselttiğini anlatmış Tatlı bir dille.
Delikanlı bu sözlerden çok etkilendiğinden, o intihar gibi hayat sürmeyi, Allah’a kulluktan başka bir şey düşünmemeyi, sonunda da göğe yükselmeyi istemiş. Eğer o intiharın yanında kalırsa, her işini mükemmel bir şekilde görecekmiş, üstelik de hiç şikayet etmeden. Yaşlı adam, “Bu tür makamlar istenmez, şanslıysak bize verilir. Fakat delikanlı çok ısrar ediyormuş. Özellikle gökyüzüne yükselme konusunda…
Yaşlı adam fırsatı gereğince, “Olmaz!” demekten hiç hoşlanmıyormuş. Göğe çıkma hususunu defalarca açarak, “Bu iş Allah’ın işidir; verecekse O verir. Bildiğim kadarıyla göğe yükselmek için her türlü günahtan uzak kalmak gerekir. Zaten oraya yükselmek tehlikelidir. Yeryüzünde bir hata yapsan neyse ama gökyüzünde yaparsan mahvolursun, bunun telafisi mümkün değildir,” demiş.
Genç adam, kendisini bu dağ başında veya gökyüzünde günaha sokacak bir şey bulunmadığına karar verince ihtiyara yaptığı baskıyı artırmış. Yaşlı adam garanti vermese de, “Her işte bir hayır vardır, “ diyerek sonunda misafirine boyun eğmiş.
Aradan beş yıl geçmiş. Delikanlı, ihtiyarın işlerini görürken bir yandan da ezbere Kur’an okuyormuş. Zikir desen zikirde, şükür desen şükürde emsalsizmiş. Eski günahları için günde en az bin kere tövbe ediyormuş. Ve bir Ramazan gününde, yerden birkaç metre kadar yükselmeyi başarmış. Bayram yapmış delikanlı bayramdan önce. İnanılmaz derecede şevke kapıldığından, beş yıl daha çalışarak istediği yüksekliğe çıkacak hale gelmiş.
Yaşlı adam durumu fark edince bir kez daha ikaz etmiş delikanlıyı, “Bu makamın hakkını vermelisin! Sakın şımarayım deme, çok feci Tokat yersin! İbadetlerini daha da artır! Daha başı deyip de kendini salma! Bu dünyanın günahları, dört bir yandan yağmur gibi dökülür üstümüze. Şüpheli şeylere asla yanaşma! Hele göğe yükselince hiç boş bulunma! Bu makamda hata kabul edilmez, sonra paldır kültür düşersin!” demiş.
Delikanlı eminmiş kendisinden. Gökyüzündeki kuşlardan istese de zarar gelmezmiş ona. Onları öldürecek değilmiş ya!
Bir gün delikanlı yine göğe yükselmiş. Eskiden ancak üç günde tırmandığı zirveyi yükseklerden görürken, daha yükseklerden uçan bir şey fark etmiş. Yolcu uçağıymış bu, mavi boşluğa bembeyaz çizgiler çizen… Delikanlı meraka kapılarak bir hamlede çıkmış onun yanına. Önce kanatlarından birine oturmuş. Sonra da pencerelere yanaşmış usulcacık.
İçeride yüzlerce insan varmış. Rahat koltuklarında kestirme yapanlar, bebeklerini doyuran merhametli anneler, son derece şık giyinmiş işadamları ve onlara hizmet eden Güler yüzlü, hostesler… Sanki hepsi birer dünya güzeliymiş.
Delikanlı, hostesleri seyre koyulduğunda, sıtmalı hastalar gibi sarsılmaya başlamış ve uçuş gücünü o anda kaybetmiş. Aşağıya tepetaklak düşmek üzere iken, zorlukla tutunmuş uçağın kanadına. Bu arada korku çığlıkları atsa da, uçaktaki yolculardan kimse onu duymamış, kimsecikler görmemiş.
Yaşlı adam, aşağıdan onu seyrediyormuş. On yıllık misafiri, o uçakla birlikte gözden kaybolurken, “Demek ki buradan gitmek istedi,” demiş. “Benden bıkmış olmalı. Fakat anlamıyorum. Bu kadar güzel uçarken o uçağın kanadına neden tutundu? Daha önce yanında kalan genç de başka bir uçağa tutunup gitmişti.”
|
|
|
|