|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
İmam Mâturidi'nin Kötülük Problemine Yaklaşımı
İmam Mâturidi'nin Kötülük Problemine Yaklaşımı
ÖNSÖZ
Dünyaya ilk geliş anından itibaren insan hayatta kalma mücadelesiyle karşılaşır ve son anına kadar bu mücadeleye devam eder. Bu mücadele sırasında insan acı, ıstırap, yokluk, psikolojik bunalımlar, yangın, deprem, hastalıklar, sakatlık ve buna benzer birçok elem verici durumla karşılaşır. Bu durumlarla mücadele etmek insanın maddi ve manevi dayanıklılığına göre ya daha kolay olur ya da çok zor olur ve hatta sonunda istenmeyen sonuçlardan biri olan intiharla bile sonuçlanabilir.
İnsanın dünyada başladığı bu serüven ve hayat mücadelesi bir amaç olduğunda bir güç ve dayanıklılık kazandırırken amaç olmadığında ise hiçbir anlam ifade etmez. Bu durumda da insan yaşadığı sıkıntıların sebebini kendi dışındaki bir varlığa atarak bu sıkıntısını hafifletmeye çalışır.
İşte bu bağlamda kötülük problemi, dünyada başta insan kaynaklı olmak üzere yaşanılan zulüm ve işkencelerin insan hayatını olumsuz etkilemesi ve bu bağlamda Tanrı’nın buna müdahale etmemesi sonucu yaşanılan bunalımdır. Bu bunalım sonucu iyi olan Tanrı’nın bu kötülüğe (haşa) engel olmaması nedeniyle ya Tanrı’nın kötülüğe engel olacak gücünün olmadığı ya da Tanrı’nın olmadığı sonucuna varılır.
Kötülük probleminin bilinen ilk sistemli temelleri Eski Yunan filozoflarından Epikür(Epicuros) tarafından atılmış ve her insanı az ya da çok etkilediği için güncelliğini hep korumuştur. Günümüzde ise ateizmin Tanrı’nın yokluğunu ispatlamak adına ön plana çıkardığı kötülük problemi, bu temel üzerine ateizmi yani Tanrı tanımazlığı temellendirmiştir.
Bu problem başta filozoflar olmak üzere İslam düşünce sisteminde de de etkisini göstermiş ve
İslamî çerçevede cevaplar verilmeye gayret gösterilmiştir.
Her düşünce sistemi kendi bakış tarzına uygun çözüm yolları arasa da hepsinin eksik bir tarafı diğer düşünce sistemleri tarafından bulunmuş ya da bu bağlamda karşıt düşünce sistemi reddedilmiştir. Bu probleme İslamî çerçeveden bakıldığında ana kaynaklarımız olan Kur’an ve sünnet bize yol göstermiş ve bakış açımızda en büyük mihenk taşımız olmuştur.
Kelam açısından kötülük problemiyle ilk meşgul olan Mu’tezile mezhebi olup sonraki zamanlarda ehl-i sünnet mezhepleri Mu’tezile mezhebinin eksik ve yanlışlarını düzelterek ehl-i sünnet çerçevesini oluşturmuşlardır.
İtikaddaki Ehl-i Sünnet mezheplerinden kastımız Eş’arî ve Mâtürîdî mezhepleridir. Bu açıdan tezimizde başta filozofların sonrasında ise mutasavvıfların ve kelamcıların kötülük problemine yaklaşımlarını değerlendirdikten sonra İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin itikadî görüşlerini sistemleştirerek, itikadî bir mezhep olan Mâtürîdîlik mezhebinin de kurucusu İmam-ı Mâtürîdî’nin kötülük problemine yaklaşımını elimizden geldiğince ele almaya çalışacağız.
Tezi yazmamda gerekli ortamı sağlayan ve haklarından feragat eden eşim ve çocuklarıma, tez konumu belirlememde yardımcı olan Prof. Dr. Metin Özdemir hocama ve tezi yazmamda rehberlik eden tez danışmanım Prof. Dr. Mehmet Baktır hocama teşekkürü bir borç bilirim.
Tez çalışmamızda gayret bizden, takdir ve tevfik ise Allah’tandır.
ÖZET
“İmam Mâtürîdî’nin Kötülük Problemine Yaklaşımı” bu çalışmanın başlığı olup İslam düşünce ve kelâm dünyasında önemli bir yeri olan Mâtürîdî’nin Kur’an ve sünnet doğrultusunda kendine özgü aklî temellendirmelerle geçmişi eski zamanlara dayalı olan kötülük problemi ve bu problemin çözümünde ortaya koyduğu çıkarımlarla oluşturduğu sistemi ele almayı hedeflemektedir.
Tezimiz bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde neden böyle bir kişinin tez konumuzun başlığında yer aldığını göstermek adına Mâtürîdî’nin yaşadığı çevre, ilmî kişiliği ve İslam dünyasındaki yeri üzerine bilgilendirme yapılarak tezdeki önemli kişiliği ortaya konulmuştur.
Birinci bölümde, dilciler, filozoflar, mutasavvıflar ve kelâmcılara göre kötülük tanımları üzerinde durulmuş sonrasında kötülük çeşitleri üzerine açıklamalar yapılmış ve bu bölümün son kısmında ise kötülük problemi üzerine farklı yaklaşımlar sergileyen filozof ve kelâmcıların görüşlerine yer verilmiştir.
İkinci bölümde ise, tez konumuzu oluşturan Mâtürîdî’nin Kötülük Problemine Yaklaşımı’nı kelâma göre kötülük çeşitlerine bakış tarzını ve ardından da yine ona göre bu problemin kavramsal çerçevesini oluşturan kavramlar üzerinde durularak kötülük problemini ele almaya ve incelenmeye çalışılmıştır.
Mâtürîdî’nin kötülük problemini çözüme ulaştırırken Allah’ın her şeyi bir hikmet üzere belirlediği ve insanın da verilen akılla bu hikmet doğrultusunda dünya imtihanı için muhatab kılındığı üzerine duran bir çözümlemeyle bu probleme yaklaştığı anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak bu çalışma, kelâmî düşüncede hatırı sayılır bir yeri olan Mâtûrîdî’nin başta “Kitâbü’t-Tevḥîd” ve “Te’vîlâtü’l-Kur’ân” adlı eserleri çerçevesinde ve diğer farklı kaynaklardan da faydalanılarak kötülük probleminin incelenmesi ve kötülük problemiyle ilgili çalışmalara yeni bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
GİRİŞ
1. KONUNUN AMACI VE ÖNEMİ
Günümüzde gelişen teknoloji ve bilimsel ilerlemelerle birlikte insanlarda bir merak duygusu ortaya çıkmış, çoğu kimse nereden ve nasıl meydana geldiğini, içinde yaşadığımız evrenin unsurlarını, bunların fonksiyonlarını irdelemeye başlamışlardır.
Bu irdeleme daha da öteye giderek, yaratıcının varlığı ve diğer i’tikâdî unsurların sorgulanması şeklinde cereyan etmektedir. Bu tür konuları zaman zaman ortaokul seviyesindeki çocukların dahi merak edip araştırdığı müşahede edilmektedir.
Sözkonusu çocuklar, gençler ve hatta yetişkinler, bu gibi sorulara tatmin edici cevaplar alamadıklarında, ilerleyen süreçte i’tikâdî anlamda sapkın fikirlere doğru yönelmektedir.
Cevabı merak edilip araştırılan bu konulardan biri de hiç şüphesiz “kötülük problemi’’dir. İnsanlık tarihi kadar eski olan kötülük düşüncesi, günümüzde kendini inançsızlığa doğru giden birdüşünce tarzıyla kendini hissettirmektedir.
İnkârcı insanlar genellikle “madem Allah diye bir yaratıcı var ve salt iyidir, sadece iyi olanı irade eder, o zaman dünyadaki bunca kötülüğün kaynağı nedir veya Allah bu kötülüklere neden müdahale etmez?’’ sorusunu sormak suretiyle bir yaratıcının olmadığını ileri sürmektedirler. Bu gibi sorular gerek inançlı insanlar gerekse arayış içerisinde olan kimseler için ciddi anlamda i’tikâdî problemleri beraberinde getirmektedir.
Tezimizde yukarıda bahsi geçen soru ve problemlere Matürîdî’nin bakış açısıyla aklî ve naklî çözümler sunulmaya çalışılmıştır. Bu itibarla yaplan araştırma, konuyla ilgilenen kimselere ışık tutacaktır. Çalışmanın amacı, inançlı insanların bu konudaki inanışlarını güçlendirmek, arayış içerisinde olanlara yol göstermek ve inkârcıları da düşünmeye yönlendirmektir. Ayrıca araştırmamızın bilimsel açıdan kötülük probleminin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlaması ve yapılacak yeni çalışmalara da ilham olması hedeflenmektedir.
2. ARAŞTIRMANIN METODU
Mâtürîdî’nin kötülük problemine yaklaşımının iyi anlaşılabilmesi için öncelikle İmam Mâtürîdî’nin yaşadığı çevrenin özellikleri, ders aldığı âlimler, yetiştirdiği talebeler ve genel görüşleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir.
Bu itibarla çalışmamızın giriş kısmında Mâtürîdî’nin ilmi kişiliği, hocaları, eserleri, öğrencileri, yaşadığı çevrenin sosyo-kültürel yapısı, kelâmî yöntemi ve İslâm düşüncesindeki yeri incelenmiştir. Öte yandan tezin birinci bölümünde, araştırmanın diğer bir sacayağını oluşturan kötülük problemi ele alınmıştır. Bu bağlamda kötülük kavramının çeşitli disiplinler nazarındaki anlamları açıklanarak değerlendirilmiştir. Ayrıca kötülük çeşitleri ve kötülük problemine yaklaşım tarzları karşılaştırılmıştır.
İkinci bölümde ise Mâtürîdî’ye göre kötülük çeşitleri ele alınarak, muhtelif konuların kötülük problemi ile olan ilişkisi incelenerek değerlendirilmiştir.
Konu ile ilgili daha önce pek çok çalışma yapılmıştır. Bunların hepsini burada zikretmek zor olduğundan, konunun çerçevesi ile ilgili fikir vermesi açısından birkaç tanesinin ismi ile yetinilecektir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür: Sami Şerkeroğlu: “Mâtürîdî’de Kötülük Problemi”, J. Meric, Pessagho “Mâturîdî Düşüncede Kötülük (Kavramının) Kullanımları,(Trc. Fethi Kerim Kazanç), Metin Özdemir, “Mâtûrîdî’nin Kötülük Problemine Yaklaşımı’’ ayrıca “Kötülük Problemine Felsefî Ve Kelâmî Açıdan Mukayeseli Bir Yaklaşım “, Özcan Akdağ: Kötülük Problemi Ve Özgür İrade Savunması, Recep Ardoğan, Kelam Açısından Doğal Kötülüklerin İlahî Adalet İle Bağdaşırlığına İlişkin İzahlar, Hulusi Arslan: Muʻtezile’ye Göre İyilik Ve Kötülük(Husün Ve Kubuh) Problemi, Fethi Kerim Kazanç: Tanrı Ve Kötülük: Kelâmî Düşünce Geleneğinde Kötülük Problemi Üzerine Bazı Değerlendirmeler.
Yukarıda sıralanan çalışmalar genellikle makale formatında yazılmış, bu nedenle konu kapsamı sınırlı kalmıştır. Diğer bir ifadeyle ayrıntıya girilmemiştir.
Diğer çalışmalar ise konu olarak bizim araştırmamız ile ilgili olsa da çalışmamızın sadece belli bölümlerini ilgilendirmektedir. Dolayısıyla tezimiz farklı eserlerden ilham almakla birlikte, kendi içerisinde özgünlük arz etmektedir.
Çalışmamızda çoğunlukla dökümantasyon yöntemi kullanılarak, farklı kaynaklardaki ortak bilgiye ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma esnasında İmam Mâtürîdî’nin “Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân’’ ve “Kitâbü’t-Tevḥîd’’ adlı eserlerine çokça başvurulmuştur. Ayrıca Alfred Weber’in “Felsefe Tarihi’’ adlı eserinden, kötülük probleminin anlaşılması bağlamında faydalanılmıştır. Aynı zamanda Metin Özdemir’in makalelerinden ve kitaplarından, Emine Öğük’ün “Matürîdî’nin Düşünce Sisteminde Şer-Hikmet İlişkisi’’ adlı kitabından, Muzaffer Barlak’ın “Husün Kubuh(İyilik ve Kötülüğün Kaynağı)’’ adlı eserinden, Şerafettin Gölcük ve Süleyman Toprak’ın “Kelâm(Tarih-Ekoller-Problemler)’’ adlı eserinden istifade edilmiştir.
Tezimiz, atıf ve kaynak gösterme şekillerinden İSNAD Atıf Sistemi’ne uygun hazırlanmıştır. eser, din, şahıs, mezhep ve bazı özel terim isimleri yazılırken Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde yer alan madde adı ve imlâ kuralları esas alınmıştır
3. MÂTÜRÎDÎ, YAŞADIĞI SOSYAL ÇEVRE VE HAYATI
Asıl Adı, Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmud’ dur. (ö. 333/944) 1 Bugünkü Özbekistan Cumhuriyeti’nin Semerkant şehrinden olduğu için Semerkandî, bu şehrin bir mahallesi olan Mâtürîd’de doğduğu için de Mâtürîdî olarak anılmaktadır.2 Hayatıyla ilgili ayrıntılı bilgiye rastlanmasa da kısmî bilgiler
mevcuttur.
Mâtürîdî mezhebine bağlı olanlar İmam Matürîdî’ye şu lakapları vermişlerdir: İmâmü’l Hüda: Hidayet Önderi, Alemü’l- Hüda: Hidayet Meşalesi, İmâmü’l- Mütekellimin: Kelâmcıların Lideri, Musahhihu Akâidi’l-müslimîn: Müslümanların akaidini yanlışlardan arındıran, Reîsü ehli’s-sünne: Ehl-i Sünnet’in reisi.3 Bu lakaplar, ona inanan insanlar için ne kadar önemli bir yerinin olduğunu ve Ehl-i Sünnet yolunu (Hz. Peygamber ve sahabîler) tuttuğunun bir göstergesidir.
Sem’ânî ile Zebîdî’nin bildirdiğine göre imamın soyu Ebu Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-Ensarî’ye (ö. 49/669) dayanır. Aynı durumu Beyazizâde Ahmed Efendi’de (ö. 1098/1687) teyit eder.4 Ancak Zebîdî’nin ve Beyazizâde’nin kullandığı “Ensarî” tabiri soy ve kök tespiti için değil, takdir ve şereflendirmek için kullanılmıştır. Çünkü Mâtürîdî genel olarak, İslam’a destek vermiş ve peygamberin din anlayışını, yani Müslümanların benimsediği selefi salihinin yolunu kabul etmiştir. Ayrıca aslî ve fer’î hükümlerin ana dayanaklarını da netleştirmiştir.
Kitabü’t-Tevhid’in Bekir Topaloğlu, Türkçeye tercüme ederken Mâtürîdî’nin Arap asıllı olamayacağını belirtmektedir. Eğer Topaloğlu, son noktayı koyduysa neden hala herkesçe bu bilgi kabul edilmedi. Çünkü Arap kökenli birisinin yazdığı bir kitapta anlatım bozukluğunun ve gramer hatalarının olması görülmeyecek bir durumdur.
Aynı zamanda kitapta yer alan cümleler, Türkçedeki cümle yapısına benzemektedir. Bu da Mâtürîdî’nin Türk asıllı olduğu görüşünü güçlendirmektedir.
Bu konuyla ilgili olarak Sönmez Kutlu ise; Mâtürîdî’nin Arap asıllı olduğuna dair, yetiştiği bölgede bir kaynak bilgisinin olmadığını, Zebîdî’nin Ebû Eyyûb el- Ensarî’ye soyunun dayandırılmasının soy ile ilgisi olmayıp takdir ve şeref amacıyla olduğunu ve Eşʻârî’nin Arap asıllı olmasından dolayı Eşʻârîlerin övündüğünü fakat aynı şeyi Mâtürîdî için yapmamaları onun Arap olmadığının bir göstergesi olduğunu belirtmektedir.
Böylece Sönmez Kutlu da Bekir Topaloğlu’nun tespitlerini teyit eden ifadeler kullanmıştır.
Mâtürîdî’nin doğum tarihi hakkında kesin olarak bir bilgi mevcut değildir. Semerkant şehrinde 333/944 tarihinde vefat ettiği kaynaklarda belirtilmektedir. Mâtürîdî, Abbasi Devleti’nin doğu bölgesinde doğup büyümüştür. Bu bölge, Mâverâünnehir11 olarak adlandırılan önceleri Abbasi Devleti’ne bağlı yarı özerk, sonrasında ise Sâmânîlerin denetimi altına geçmiş bir bölgedir. 261(875) yılında Sâmânîler’in Mâverâünnehir’de Mâtürîdî’nin yaşadığı şehri de kapsayan idareyi ele geçirmesi sonucu Bağdat’taki Halife’den de aldığı yetkiyle başkentlerini Buhara olarak belirlemiştir.13 Bununla beraber Sâmânîler döneminde fikri, ilmi ve edebî çalışmaların önü açılıp genişlemiş ve bu alanda gelişme sağlanmıştır.
Devletin ileri gelenleri İslami ilimlerde ve Arap dilinin gelişmesinde her türlü kolaylığı
göstermişlerdir.
Sâmânîler, tefsir, fıkıh, hadis, kelâm, felsefe, tasavvuf, dil, edebiyat, tıp bunun dışında kimya ve astronomi gibi tabiat bilimleri alanında uzman âlimlerin yetişmesine zemin hazırlamıştır. O dönemde yetişen seçkin âlimler, birçok heterodoks etkinin zayıflamasını sağlamada etkili olmuşlardır. Ayrıca Muʻtezilî âlimlerin de dolaşma sınırlarını daraltmış ve bölge Müslümanlarının Ehl-i sünnet mezhebine sarılmalarında büyük etkisi olmuştur. Bu durum, Karahanlılar’ın ve Gaznelilerin saldırıları sonucu 389/999’da Sâmânîler’in yıkılmasına kadar devam etmiştir.
Muʻtezile kelâmcıları aklı, inanç konularında neredeyse tek kaynak kabul etmişlerdir. Sadece nakle bağlı kalan ve ona güvenen muhaddisler ve fakihlere de bu yöntemlerinden dolayı sert eleştirilerde bulunmuşlardır. Bu durum, çoğunluğun nefret ve tepkilerine yol açarak Muʻtezile kelâmcıları ile Muhaddis ve Fakihler arasındaki mücadelenin dozajının artmasına neden olmuştur. Bu fikri ve sosyal gelişme, nakil ve aklın kullanımını bir arada değerlendiren Mâtürîdî’nin Doğu İslam dünyasında ön plana çıkmasını sağlamıştır. Mâtürîdî’yi Basra’da, Ebü’l-Hasan el- Eş‘arî takip etmiş, başka bir deyişle bir süre sonra kendisiyle bilmeden arkadaşlık yapmaya başlayarak Ehl-i Sünnet’in itikadi mezheplerinin oluşumuna zemin hazırla- mışlardır.
Eşʻarî kelâmcıları, İmam-ı Eşʻarî’nin görüşlerini sistemleştirerek nakli ön planda tutmuş aklı da onunla desteklemiştir. Mâtürîdî ise akıl sahasına giren konularda naklin ışığında akla Eşʻarîlerden daha fazla önem vermiştir.
Matürîdî, kendi adıyla anılan akaid ekolünün esas kurucusu olmayıp bu ekolün kurucusu olarak, hocası Ebu Hanife kabul edilir. Çünkü Mâtürîdî, Ebu Hanîfe’nin yolunu takip etmiştir.
3.1. İlmi Kişiliği
Mâtürîdî’nin ilmi kişiliğindeki en önemli özelliklerinden birisi naslara karşı objektif duruşu ve doğruyu tespit etme konusunda gösterdiği azami gayrettir. Tabii bunu yaparken esas amaç İslam’ın ve bu dinin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in doğru anlaşılmasını sağlayarak dine hizmet edip bu kültürü sonraki nesillere aktarmaktır.
Bu belirttiğimiz duruma delil olarak Mâtürîdî’nin Te’vîlâtü’l-Kur’ân adlı tefsir kitabının mukaddimesini örnek olarak gösterebiliriz. Burada Mâtürîdî, tefsirin sahâbelere, te’vilin ise âlimlere(fakih) uygun olduğunu belirtiyor.
Çünkü sahabeler bizzat peygamberi görmüş ve sözlerini dinlemişlerdir. Aynı durum Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin nazil olmasında da gerçekleşmiştir. Söz konusu durumdan dolayı tefsir sahâbelere uygundur. Bunun sebebi Allah’ın ne kastettiğini en isabetli olarak sahâbelerin ifade edebilmesidir. Kur’an-ı Kerim’i kendi görüşleriyle tefsir etmek demek “cehennemdeki yerini hazırlamak” anlamına gelir. Te’vili ise âlimler yapar. Çünkü te’vil, ağırlıklı bir anlamı ifade etmek yerine ihtimali ifade eden yorumlar yapar. Ancak tefsirde ise ağırlıklı bir anlam vardır ve o anlama Allah şahit tutulmuş olur.
İmam Mâtürîdî’nin ortaya koyduğu bu görüşler, kendisinin tefsir ve te’vil olayına bakış açısını bize göstermektedir.
Buna göre her şeyi açık bir yüreklilikle ifade ederek objektif davranmadaki hassasiyetini ortaya koymuştur.
3.1.1. Hocaları
Elimizdeki kaynaklar Mâtürîdî’nin, döneminin ve yaşadığı bölgenin âlimlerinden ders aldığı konusunda aynı fikirdedir. Ayrıca bu âlimlerin İmam Ebu Hanife’ye ulaşan bir zincir oluşturdukları belirtilmektedir. Mâtürîdî’nin bilinebilen hocaları Ebû Bekir Ahmed b.İshak b.Sâlih el-Cûzcânî (3.asrın başları), Ebû Nasr Ahmed b.Abbas b.Hüseyin el-İyâzî (ö. III/IX. yüzyılın son çeyreği) 21, Nusayr b.Yahyâ el-Belhî (268/881), Kadılkudât Muhammed b. Mukātil er-Râzî (248/862) 22 ve Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed b. Recâ el-Cüzcanîdir (285/898)23. Mâtürîdî, Ebû Nasr Ahmed b.Abbas b.Hüseyin el-İyâzî 24 ve Ebû Bekir Ahmed b.İshak b.Sâlih el-Cûzcânî’den fıkıh ve kelâm alanında ders almıştır. Nusayr b.Yahyâ el-Belhî 26, Kādılkudât Muhammed b. Mukātil er-Râzî 27 ve Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed b. Recâ el-Cüzcanî’den28 ise fıkıh dersleri almıştır.
Bu âlimler temsil ettikleri ilmî gelenek olarak Ebû Hanîfe’ye dayanmakta olup birçok eserleri bulunmaktadır. Fakat günümüze kadar ulaşılan ya da ortaya çıkarılan olmamıştır.
Bunlardan sadece şimdilik Ebû Bekir el-İyâzî’nin “Aşr mesail min asli’d-dîn” adlı eserine ulaşılabilmiştir. Mâtürîdî’nin Semerkant’ın dışına gidip gitmediği bilinmemektedir. Fakat Belh, Rey ve Nisabur’un Semerkant ilim çevresinde bıraktığı etki doğrultusunda ya Mâtürîdî bu şehirlere gitmiş ya da hocaları Semerkant’a gelerek ona ders vermiş olabilir. Eserlerine de genel anlamıyla bakılırsa sadece Semerkant ve çevresiyle ilgili bilgiye sahip olmayıp farklı fıkhî ve itikadî mezheplerle de ilgili bilgi vermektedir.
Mâtürîdî, kendi dönemindeki hoca ve eserlere yetinmeyerek, dönemindeki farklı din, mezhep ve felsefik metinlere de ulaşarak onları eserlerinde değinmiştir. Bu değindiği farklı görüşlerin bazılarını savunmuş, bazılarını da eleştirmiştir. Örneğin, yaptığı alıntılar arasında Aristo’nun “Mantık” eserinin de olduğu görülmektedir.
3.1.2. Öğrencileri
Ebü’l-Kasım İshak b. Muhammed b. İsmail el-Hâkim es-Semerkandî (ö.340\951) kelâm, fıkıh ve Kur'an'ın te’vilinde,32 Ebü’l-Hasan Ali b.Said er- Rüstüğfenî (ö.345\956) fıkıh ve kelâmda, 33 Ebü’l-Leys Nasr b.Muhammed b. Ahmed b. İbrahim el-Buhari es-Semerkandî (ö.373\984) fıkıh, tefsir ve tasavvufta, 34 Ebû Ahmed b. Ebî Nasr Ahmed b. Abbâs el-İyâzî (IV/X. asrın başları) kelâm, fıkıh ve mezhepler alanında35 ve Ebû Muhammed Abdülkerim b. Musa el-Pezdevî (ö.390\1000) ise fıkıh ve kelâmda 36 ön plana çıkmış olan bu âlimler, Mâtürîdî’nin öğrencileri arasında yer alırlar.
Mâtürîdî, hocalarına ait olan sözlü ve yazılı bilgileri, öğrencilerine aktarmış ve onları geliştirip sistemleştirmiştir. Bunu yaparken bilgi birikimini akideden ilme dönüştürmüş, ortaya konan yöntem kesin delillerle desteklenmiş ve şüpheden arındırılarak sistemleştirilmiştir.
Mâtürîdî, Ebû Hanîfe’nin sözlü ve yazılı nakillerine karşı takındığı bu tavrın aynısını kendi öğrencileri de onun eserlerine karşı takınmış ve kesintisiz olarak aynı şekilde imamlarının mezhebini geliştirmek için gayret göstermişlerdir.
Mâtürîdîyye’nin gelişmesine katkıda bulunanlardan biri Ebü’l-Yüsr Muhammed b. Abdülkerim el-Pezdevî (ö.493\1100) olup, ilmi babası ve dedesi yoluyla Matüridi’den almış ve “Usülü’d-din”i yazmıştır. Pezdevî’den sonra Ebu’l- Muîn en-Nesefî (ö.508\1115), Mâtürîdîyye mezhebine hizmet edip yayılmasına katkıda bulunanların başında yer alır. Ebu’l-Muîn en-Nesefî’nin kaleme aldığı Tebṣıratü’l-edille adlı eser Matüridi’den sonra mezhebin temel kaynaklarından biri olmuştur. Bunun dışında kaynak olarak, Ebû Hafs Necmeddin Ömer b. Muhammed b. Ahmed en- Nesefî’nin (ö. 537/1142) “Aḳāʾidü’n-Nesefî” ile Nûreddin Ahmed b. Mahmûd b. Ebû Bekir es-Sâbûnî’nin (ö. 580/1184) “el-Kifâyefi’l-hidâye” ile “el- Bidâye fi usûli’d din” 38 adlı eserler söylenebilir.
|