22 Nisan 2023, 21:59
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Savay
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Özlemdeki değişiklik üzerine
Özlemdeki değişiklik üzerine
Açıkçası hiç içime sinmeyen bir yazı olarak birkaç gündür bekliyor köşede. Neresinden tutsam düzeltemedim, kafamı toparlayıp düşüncelerimi uygun bir şekilde aktaramadım maalesef ki. Bana göre belki de en yüzeysel kalan ve çok da anlaşılmayan yazım bu olacak. Ancak yine de paylaşmak istedim.
Uzun bir zaman dilimi düşünün. Onun içine, genellikle, ne istersek sığdırabiliriz; koca hayatlar ve ölümleri içerebilir. Lakin bunların – var oluş ve yok oluşun yerine “olmamak”ı koysak neticede özlemin bir çeşidini elde ederiz. İsteğin tohumlarını böylece ekmiş oluruz.
Yıllardır ya da aylardır olmamanın esaretinde kalan birisi yakınları tarafından kendine karşı duyulan özlemin kokusunu alır. Aslında buna bir ad tanımlamak gerekir diye düşünüyorum. Bu sadece özlenmeyi özlemek, hasrete karşılık ya da ilgi değildir. Veya “ben özledim, sen de özle” olamaz. Özlenmeye maruz kalmaktan da öte ve farklılık içeren bir duygu. Sanıyorum ki, henüz bu durumu açıklayabilecek kapasitede değilim.
Uzun zamandır insanlar kendileriyle savaşırlar. Ve genel olarak harp devam etse de sonuçlanan bazı savaşlar vardır. Bunun üstüne dağları, denizleri aşarak nice yollar kat edenler var. Yorulanlarsa hep bir adada dinlenirler. Ardındansa postacı güvercinler vasıtasıyla diğer kıyılara mektuplar yollarlar. Bu zarflar bir geri dönüşü, arkadaşlarına ve diğer tanıdıklarına ulaştırmak niyetinde olur. Neticesiyse sahibini heyecanlandırır. Çünkü yeni bir sınıflandırma ve ıslah içerir.
Bu süre zarfında birileri tarafından unutulmamış olmak ve özlenmek umuduyla beklenilir. Ve birilerinin sandalla gelip onu oradan alacak diye bekler. Belki evine kadar eşlik eder, belki şerefine bir ziyafet düzenler, kim bilir?
İnsan, cismen yakınında olsalar da ailesini, dostlarını, sevdiği kişileri ve yurttaşlarını, hayvanları ve doğayı dahi özleyebilir. Lakin bazen güvercinler geri dönmez. Uzun zaman sesleri solukları çıkmaz ve giderek özlenmeye karşı hissettiği duygular coşar.
Bunca zaman kendi içinde kendiyle ve başka unsurlarla muharebe içinde olması sebebiyle sonda hasret gidermek ister, ihtiyacı olan şeyler vardır. Ve bu sebeple geri dönmeyen kuşlar için “ama nasıl olur!” der. “Şimdiye kuşlar bana haberlerin ulaştığı bilgisini çoktan veriyor olmalılardı! Bırak sandalı, şimdiye timsahların vücutlarından bana köprü yapıp kıyıya geçmemi sağlamaları lazımdı. Bulutlar birbirleriyle anlaşıp güneşin önünden çekilmelilerdi. Adanın taşı bana yastık, toprağıysa yorgan olmalıydı.” diye isyan eder. İşte böylece gündüzler geceleri kovalayıp durur. Ama sanki o anlarda akrep, yelkovanın varlığını unutur. Cesur yelkovan durmadan savaştığı halde akrep artık onu görmezden gelir, bir süre sonrasındaysa unutur.
Bir süre sonra, sonunda, kuşlardan biri şafakta görünür. Sessizce izler. Biz uyandığımız zaman ona “bu kadar zaman neden gelmedin hiç?” deriz, oysa derin uykuya daldığımız için kaçırmışızdır çoğu şeyi… Kendi değişimimizi merkeze alıp tek önemli şeymiş gibi gördüğümüzden buna sebep olan savaşımızı unutmuşuzdur. Ama o güvercin cevap vermeyi ihmal etmez, “her gün gelip gittiğim halde hep uyurken buldum seni; buraya kadar verdiğin savaş ve gayretin olağanüstü olsa da durmaman lazımdı ve yine erkenden kalkıp tembelliğine fırsat bırakmamalıydın.”
Acaba o adada erken uyandığımız gün olacak mı? Tozpembe bulutlar olmadan bir güne uyanmak… İnsanoğlu bunu yapamadığı için yorgunluğunun üstüne pişmanlık, kırgınlık ve yeis eklenir.
Ertesi dönemlerde, sıcacık saatlerde kendini denize bırakır bu ruhlar. Bunun ardına deniz tüm insanlığa bağırarak haber verir. İçindeki savaşçı yüzmesini bilse dahi deniz bundan bihaberdir; öyle ya bazen sular bile seni unutur. Nerelerden yüzerek geldiğini her öğe bile unutur.
Kısa süre zarfında tanıyan ve tanımayan herkesin kıyıya gelip izlediğine şahit olur. Timsahlar gözyaşı döker, kuşlar bir oraya bir buraya koşuşturup durur.
Hepimizin topluca bir dünya denizinde boğulduğu aşikar. Bu yüzden de basit bir suda boğulmanın anlamı yok. Zaten eninde sonunda başımızın üstünde kargalar uçuşuyor olacak…

İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var.
|
|
|
|