|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Anarşizm: Teoriden Pratiğe 1. Bölüm: Anarşizmin Temel Fikirleri – Daniel Guérin (An
Esin Kaynakları: Kitleler
Proudhon, 1848 Devrimi’nden kitlelerin devrimlerin güç kaynağı olduğunu öğrendi. 1849 sonunda şöyle yazıyordu: “Devrimlerin kışkırtıcıları yoktur; kader işaretini verince ortaya çıkarlar, ve onu geliştirip büyüten gizemli gücün tükenmesi ile de sona erer”. “Tüm devrimler halkın kendiliğinden eylemi ile yapılagelmişlerdir; eğer hükümetler zaman zaman halkın inisiyatifine yanıt verdiyse bunun sebebi bunu yapmaya zorlanmaları veya mecbur bırakılmalarıdır. Onlar [hükümetler] her zaman bloke ederler, baskı kurarlar, müdehale ederler”. “Halk kendi içgüdülerine bırakılırsa, neredeyse her zaman liderlerin politikalarıyla yönetildiğinden daha iyi görür”.
“Toplumsal devrim, … hazır bulunan bir kurama sahip bir efendinin buyruğu altında veya bir peygamberin diktası altında gerçekleşmez. Gerçek bir organik devrim evrensel bir yaşamın ürünüdür, ve her ne kadar kendi habercileri ve icracıları olsa da hiçbir [belirli] insanın işi olamayacak bir şeydir”. Devrim yukarıdan değil, aşağıdan idare edilmelidir [yönlendirilmelidir]. Devrimci kriz sona erer ermez, toplumsal yeniden inşa halk kitlelerinin kendi işi [yapacakları bir iş] olmalıdır. Proudhon “kitlelerin şahsiyeti ve özerkliğini” ifade etmiştir.
Keza Bakunin de bıkıp usanmadan toplumsal devrimin ne yukarıdan emredilebileceğini, ne de yukarıdan örgütlenebileceğini; ve ancak kendiliğinden [ortaya çıkan] ve devamlılık [gösteren] kitlesel eylemlerle gerçekleştirilebileceğini ve tam olarak gelişebileceğini tekrarlamıştır.
Devrimler “gece gelen hırsızlar gibi” ortaya çıkarlar. Onlar “olayların dayatması ile oluşurlar”. “Onlar kitlelerin içgüdüsel bilinçlerinin derinliklerinde uzunca bir süre hazırlanırlar –sonra ise patlarlar, sıklıkla görünüşte önemsiz görünen nedenlerle hızlanırlar”. “Onu önceden görebilir, yakınlaşmalarını önceden sezebilirsiniz, … ama patlamasını asla hızlandıramazsınız”. “Anarşist toplumsal devrim … insanların kalbinde kendiliğinden ortaya çıkar; insanların ruhlarının derinliklerinden ortaya çıkacak olan özgür toplumsal hayatın yeni biçimlerini yaratmak için, insanların hayatlarının kuvvetlice yükselmesi önündeki tüm engelleri tahrip eder”. Bakunin, 1871 Komününde görüşlerinin çarpıcı bir onanmasını görmüştür.
Komüncüler, toplumsal bir devrimde “bireylerin eylemlerinin hiçbir şey olduğuna” ve “kitlelerin kendiliğinden eyleminin her şey demek olduğuna” inanmışlardı.
Öncellerine benzer bir şekilde, Kropotkin de “insanların bu kadar yüksek bir derecede sahip olduğu, ama uygulamaya geçirmelerine nadiren izin verilen bu takdire şayan kendiliğinden örgütlenme duyusunu” yüceltmişti. Şaka ile şunu da ekliyordu; “yalnızca burnu resmi kağıtlara ve kırtasiyeciliğe gömülüp kalmışlar bundan şüphe edebilirler”.
Bu cömert ve iyimser beyanatları yapmışken, hem anarşist hem de onun kardeşi ve düşmanı olan Marksist derin bir çelişki ile yüz yüze kalır. Kitlelerin kendiliğindenliği önemlidir ve mutlak [olarak] önceliklidir, ama bu kendi başına yeterli değildir. Kitlesel [düzeyde] bilinci artırmak için, devrim konusunda derinlemesine kurgulama yapabilen devrimci bir azınlığın yardımının gerekli olduğu ispatlanmıştır. Bu seçkinin kitlelerin rolünü gasp etmek için entelektüel üstünlüklerini kullanması, onların inisiyatifini felce uğratması, ve hatta onlar üstünde yeni bir tahakküm oluşturması nasıl engellenebilir?
Bu kendilindenliğe karşı olan saf heyacanının ardından, hükümetler lehine [olan] önyargılardan hayalkırıklığına uğrayan Proudhon kitlelerin ataletini, halkın ayaklanmasını engelleyen hürmetkarlık içgüdüsünü ve aşağılık kompleksini[-n varlığını] kabullenir. Bu nedenle halkın kolektif eylemini canlandırmak gerekir, ve dışardan [olanları] açığa çıkarma gerçekleşmezse aşağı sınıfların hizmetkarlığı sonsuza kadar devam edecektir. Ve o [Proudhon] şunu kabullenir: “Her devirde kitleleri hareketlendiren fikirler önce az sayıdaki düşünürün aklında filizlenir. … Kalabalık hiçbir zaman inisiyatifi üstlenmez. … Bireysellik insan ruhunun her hareketinde önceliklidir”. Bu bilinçli azınlığın bilimlerini, [yani] devrim bilimini halka aktarması ideal olacaktır. Ama pratikte Proudhon bu sentez hakkında şüpheli gözükmektedir: bunu beklemek otoritenin zorlayıcı [tecavüzkar] doğasını hafife almak olacaktır. En iyisinden, bu iki unsuru “dengelemek” mümkün olabilir.
1864’de anarşizme yönelmesinden önce, Bakunin komplolara ve gizli topluluklara katılmıştı; ve küçük bir azınlığın geniş kitlelerin uyanmasının önünden gideceği, ve onları uyuşukluklarından çekip çıkardıktan sonra onların [kitlelerin] en ileri unsurları ile birleşecekleri şeklindeki Blanquist fikirlere yakındı. En nihayetinde büyük hareketin oluştuğu zaman, [yani] emekçiler Enternasyonali’nde ise sorun farklı idi. Her ne kadar anarşist olmuş olsa da, Bakunin bilinçli bir öncü gerektiği [fikrine] bağlı kalmaya devam etti: “Tepki karşısında devrimin zafer kazanması için; devrimci düşünce ve eylem birliği, kendisi bizzat devrimin yaşamı ve tüm enerjisinin kaynağı olacak halk anarşisi arasında bir araç [ing. organ] olmalıdır”. Aynı fikir tarafından esinlenmiş ve ortak bir amacı paylaşan bireylerden oluşan –küçük ya da büyük– bir grup, “kitleler üzerinde doğal bir etki” oluşturacaktır.
“Berrak bir anlayışa ve iyi bir örgütlenmeye sahip, ne istediklerini ve nereye doğru gittiklerini bilen on, yirmi veya otuz adam kolaylıkla yüz, ikiyüz, üçyüz ve hatta daha fazlasını beraberlerinde götürebilir”. “İyi örgütlenmiş ve doğru bir şekilde esinlenmiş bir kitlesel hareket liderleri kadrosu [ing. staffs, personel] yaratmamız gerekiyor”.
Bakunin tarafından savunulan yöntemler bugün “sızma” [ing. infiltration] olarak tanımlanan şeyin oldukça benzeridir. Bu her mevkideki [ing. locality yereldeki] en zeki ve en etkili bireyler üzerinde sabırla çalışmayı içerir; “ki böylece [her] örgüt mümkün olduğunca fikirlerimize uysun. Bizim etkimizin tüm sırrı işte budur”. Anarşistler, fırtınalı kitleler arasındaki “görünmez pilotlar” gibi olmalıdırlar. Onları [kitleleri] “görünür bir güç” ile değil, ama “hiçbir sembolü, rütbesi veya resmi bir ayrıcalığı olmayan, gücün hiçbir damgasına sahip olmaması nedeni ile çok daha güçlü olacak bir diktatörlük” ile yönlendirmelidirler. Bakunin kendi terminolojisinin (“liderler”, “diktatörlük”, vb.) anarşizm karşıtlarından ne kadar az farklılaştığının tamamen farkındaydı, ve “bu şekilde örgütlenen bir eylemi kitlelerin özgürlüğüne karşı yapılan başka bir saldırı, başka bir yeni otoriter güç yaratma girişimi olarak mahkum eden kişilere” karşın cevabını peşin peşin vermişti: Hayır! öncü ne iyilik eden [iyiliksever] birisidir, ne de halkın diktatöryal lideridir; [o] basitçe onların kendilerini-özgürleştirmesinin [yardımcısı] ebesidir. Onların içgüdülerine karşılık gelen [uygun düşen] fikirleri kitleler arasında yaymaktan daha fazlasını başaramaz. Geriye kalanların tümü bizzat halkın kendisi tarafından yapılabilir ve yapılmalıdır. “Devrimci otoriteler” (Bakunin bu terimi kullanmaktan sakınmadı, ama bunların “mümkün olduğunca az sayıda” olacağını umduğunu belirterek özür de diledi) kitlelere devrimi dayatacak değildirler, ama onu [devrimi] onların arasında yükselteceklerdir; onları [kitleleri] herhangi bir örgüt biçimine bağımlı kılacak değildirler, ama onların aşağıdan yukarıya [bir tarzda oluşacak] kendi özerk [otonom] örgütlerini teşvik edeceklerdir.
Çok sonraları Rosa Luxemburg Bakunin’in ipuçlarını verdiği şeyi açıkça ortaya koyacaktı: yani liberter kendiliğindenlik ile bilinçli öncülerin eylemliliği gereksinimi arasındaki çelişkinin ancak bilimin ve işçi sınıfının kaynaşmasıyla, ve kitlelerin tamamen bilinçlenerek artık “liderlere” değil, sadece kendi “bilinçli eylemlerinin yönetsel organlarına” gereksinim duymalarıyla tam anlamı ile çözümlenebileceği [-ni ortaya koymuştur]. Proletaryanın hala bilim ve örgütlenmeden yoksunluğunu vurguladıktan sonra; Rus anarşistleri, “sosyalizm biliminin, felsefesinin ve politikasının her bir üyesinin yükselen bilinçliliğine tesir etmesine yol açtığı zaman”, Enternasyonal’in yalnızca kurtulmanın [özgürleşmenin] bir vasıtası olabileceği sonucuna varmışlardır.
Ama bu sentez kuramsal olarak ne kadar tatminkar olsa da, bu çok uzaktaki bir gelecek için hazırlanmış bir taslaktı. Tarihsel evrim bunu becermeyi olası hale getirene kadar, anarşistler –aynen Marksistler gibi– bu çelişkinin içine –az ya da çok– hapsolup kaldılar. Bu [çelişki], sovyetlerin kendiliğindenliğinin gücü ile Bolşevik Parti’nin “yönetici rolü” iddiası arasında hırpalanan [devrimin], Rus Devrimi’nin parçalanmasına neden olacaktı. Bu [çelişki], libertelerin bir uçtan diğer bir uca savrulduğu, yani kitlesel hareketten bilinçli anarşist seçkinlere [doğru savrulduğu], İspanyol Devrimi’nde de kendisini gösterdi.
İki tarihsel örnek bu çelişkiyi betimlemek için yeterlidir.
Anarşistler Rus Devrimi deneyiminden belirli bir sonuç çıkarmışlardır: parti’nin “öncü rolü”nün lanetlenmesi. Voline bunu şu şekilde ortaya koyuyor:
“Anarşizmin ana fikri basittir: hiçbir parti, siyasi veya ideolojik grup –her ne kadar samimiyetle arzuluyor olsa da–, onları ‘yönetmek’ veya [onlara] ‘rehberlik etmek’ için kendisini kitlelerin üstüne veya dışına konumlandırarak, emekçi kitleleri kurtarmakta asla başarılı olamaz. Gerçek kurtuluş yanlızca … ilgili olanların, işçilerin kendilerinin, hiçbir siyasi parti veya ideolojik gövde bayrağı altında değil, bizzat kendi sınıf örgütleri (üretim sendikaları, fabrika komiteleri, kooperatifler, vb.) aracılığıyla [yürüttükleri] doğrudan eylemlilikle sağlanacaktır. Onların kurtuluşu, kitlelerin üstünde [yer alan] değil, [bizzat] kitlelerin içinde çalışan devrimciler tarafından yardım edilen –ama kontrol edilmeyen– somut eylemler ve ‘özyönetim’ üstünde temellenmelidir. … Anarşist fikir ve gerçek kurtuluşu [sağlayacak] devrim, anarşistler tarafından asla kitleler tarafından olgunlaştırılacağı kadar olgunlaştırılamaz …; anarşistler –ve genel olarak diğer devrimciler– ancak belli durumlarda onları aydınlatmak veya [onlara] yardım etmek için gerekli olabilirler. Eğer anarşistler toplumsal devrimin kitlelere “rehberlik edilerek” oluşabileceğine inanıyorlarsa, aynen Bolşevikler için olduğu gibi ve aynı nedenlerle bu haksız iddia yanlış olacaktır”.
Ama İspanyol anarşistleri, kendi dönemlerinde ideolojik olarak bilinçli bir azınlığı örgütleme gereksinimini yaşayacaklardı; Ulusal Emek Konfederasyonu [ing. National Confederacion of Labor, CNT] [adlı] yaygın işçi sendikası örgütlenmesine sahip İberya Anarşist Federasyonu [ing. İberian Anarchist Federation, FAI]. [FAI], bazı “saf” sendikalistlerin reformist eğilimleri ve “proletarya diktatörlüğü” ajanlarının manevraları ile mücadele etmek için [oluşturulmuştu]. FAI’nin esin kaynağı Bakunin’in fikirleriydi, ve bu nedenle yönlendirmekten ziyade aydınlatmayı denedi. Keza CNT’nin sıradan pekçok üyesinin göreceli olarak yüksek seviyedeki liberter bilinçliliği, [FAI’nin] otoriter evrimci partilerin aşırılıklarından kaçınmasına yardımcı oldu. Ama sendikalar üzerindeki vesayeti [ing. tutelage] hakkındaki beceriksiz ve tereddütlü olması, stratejisindeki kararsızlık ve pratikten ziyade kuram düzeyinde daha berrak düşünceleri olan –devrimcilerden ziyade– eylemci ve demogoglarla fazlasıyla donanmış olan [FAI], rehber olma rolünü pek iyi bir şekilde yerine getiremedi.
Kitleler ve bilinçli bir azınlık arasındaki ilişkiler, Marksistler ve hatta anarşistler tarafından herhangi bir nihai çözüme kavuşturulamamış bir sorunu oluşturmaktadır, ve son sözün henüz söylenmemiş olduğu [bir sorun] olarak gözükmektedir.
Notlar:
05. 1883’de aktif bir devrimci sosyalist çekirdek ABD’de Uluslararası İşçi Birliği’ni [Enternasyonal] kurdu. 1881’de Londra’da düzenlenen Uluslararası Anarşist Kongresi’nin ve 1882’de Amerika’ya gelen sosyal demokratlıktan anarşistliğe geçmiş olan Johann Most’un etkisi altındaydılar. Sekiz saatlik işgünü [mücadelesini] kazanmaya yoğunlaşmış olan devasa kitlesel hareketin önderliğini üstlenen birliğin, hareket ettirici ruhları Albert R. Parsons ve Adolf Fischer’di. Bu amaçla Emek Şövalyeleri ve işçi sendikaları tarafından bir kampanya başlatıldı; ve sekiz saatlik işgününü uygulamaya geçirmek için 1 Mayıs 1886 nihai gün olarak saptandı. Mayıs’ın ilk yarısında, 80.000’i Chicago’da olmak üzere ulusal çapta 190.000 işçi grevlere katılmıştı. Şehirde [Chicago’da] 1 Mayıs’ta etkileyici bir kitlesel miting düzenlenmişti ve [mitingler] daha sonra da devam ettiler. Bu ayaklanmadan paniğe ve korkuya kapılan burjuvazi hareketi kaynağında –gerekirse kanlı bir provakasyona başvurarak– ezmeye karar vermişti. Haymarket Alanı’nda 4 Mayıs 1885’de düzenlenen sokak toplantısı sırasında bilinmeyen bir şekilde polisin ayağına atılan bir bomba gerekli özürü sağlamış oldu. Devrimci ve liberter sosyalist hareketin sekiz önderi tutuklandı, yedisi ölüm cezasına çarptırıldı ve en sonunda ise dördü asıldı (beşincisi ise idamından bir gün önce hücresinde intihar etti). Bu tarihten sonra Chicago şehitleri –Parsons, Fischer, Engel, Spies ve Lingg– uluslararası prolateryaya mal oldu; ve evrensel olarak kutlanan 1 Mayıs günü halen Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan bu vahşi suçu anmak üzere düzenlenmektedir.
06. Tüm alıntılar İngilizce’ye çevirmen tarafından tercüme edilmiştir.
07. Asıl olarak coğrafyacı olarak bilinen Fransız yazarı (1830-1905). Erkek kardeşi Elie, 1871 Paris Komününde aktif rol oynamıştır. (Çevirenin notu)
08. Wilhelm Weitling (1808-1871), Ütopyacı komünist yazar ve 1830’ların ve 1840’ların Komünist İşçi Klüplerinin kurucusu. (Çevirenin notu)
09. Guizot, Louis Philippe’nin bakanı; aşırı muhafakazar görüşleri ile tanınır. (Çevirenin notu)
10. Auguste Blanqui’nin (1805-1881) takipçisi; Fransız sosyalisti ve azınlık ayaklanmasının devrimci savunucusu. (Çevirenin notu)
11. “Biricik ve Kendisi” kitabında.
12. Çalışmalarını okuyup, okumadığını bilmediğimiz Stirner’den doğrudan bahsetmeden.
Çeviri: Anarşist Bakış
|