![]() |
|
||||||
| Türkçe - Edebiyat Edebiyat, literatür veya yazın; olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığı ile estetik bir şekilde ifade etme sanatıdır. |
| ||
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Çevrimiçi
|
Mersiye Nedir? Mersiyenin Özellikleri, Örnekleri
Mersiye, bir ölünün ardından duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak, ölen kişiyi övmek amacıyla kaleme alınan Divan edebiyatında bir nazım/şiir türüdür. Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kişiye de mersiyehan denir. Mersiyenin bir başka tanımı: Başta padişah ve şehzade olmak üzere devlet büyüklerinin ölümünden duyulan üzüntünün dile getirildiği manzumelerdir. Mersiyelerde saygı ve sevgi duyulan bir şahsın ölümünden kaynaklanan üzüntü ifade edilmekle birlikte söz konusu şahsın olumlu vasıfları/özellikleri sıralanır. Bu nedenle, mersiyeler bir yönüyle de methiyedir, denilebilir. Lirik bir anlatımın egemen olduğu manzum mersiyeler genellikle terkib-i bend biçiminde yazılır. Ayrıca kaside ve terci-i bend biçiminde yazılmış manzum mersiyeler de vardır. Taşlıcalı Yahya Bey, Sami, Fünuni, Rahmi, Fazli, Nisayi, Müdami’nin, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa için yazdıkları mersiyeler gibi. Ayrıca savaşlarda kaybedilen yerler için yazılan mersiyelere “vatan mersiyesi” denir. Hayvanların ölümü için yazılmış mersiyeler de vardır. Divan Edebiyatı‘nda ağıt karşılığı olarak kullanılan bir terim olan mersiye, bir şahsın ölümünden duyulan üzüntüyü anlatmak için yazılan şiirlere denir. Mersiyelerde ölen kişinin iyi tarafları, cömertliği, kahramanlığı, yaptığı hizmetleri övülür, ölümünden duyulan acı dile getirilir. Bu tür şiirlere İslamiyet’ten önceki edebiyatımızda sagu, Halk Edebiyatı‘nda ise ağıt adı verilir. Divan Edebiyatı nazım türlerinden olan mersiyeler, mesnevi veya terkib-i bend şeklinde yazılırdı. Ağıt’larla, sagu’lar ise Halk Edebiyatı nazım şekillerine göre ve dörtlükler halinde yazılırdı. Fars edebiyatındaki ilk mersiye Rudeki’ye aittir. Türk edebiyatında Alp Er Tunga sagusu bilinen ilk Türkçe ağıt manzumesidir. Divan edebiyatında bilinen ilk mersiye ise XV. yüzyılda Ahmedi tarafından kaleme alınmıştır. Ahmedi bu mersiyeyi Süleyman Şah’ın ölümü üzerine yazmıştır. Kanuni’nin oğlu olan Şehzade Mustafa Türk edebiyatında hakkında en çok mersiye yazılan kişidir. Ünlü divan şairi Baki‘nin Kanuni Sultan Süleyman‘ın ölümü üstüne yazdığı Kanuni Mersiyesi, bu türün en güzel örneklerindendir. 8 bentten oluşur. Arapça ve Farsça kelimeler çok olduğundan dili ağırdır. Aruz ölçüsüyle ve Mef’ûlü fâilâtü mefâilü fâilün kalıbıyla yazılmıştır. Mersiye Örnekleri Kanuni Sultan Süleyman Mersiyesi (Baki) TERKÎB-İ BEND’DEN Mersiye-i Hazret-i Süleymân Hân aleyhi’r-rahmetü ve’l-gufrân (Birinci bend) Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng Tâ key hevâ/yi meşgale-i dehr-i bî-direng An ol günü ki âhir olub nev-bahâr-ı ömr Berg-i hazana dönse gerek ruy-ı lale-reng Âhir mekânının olsa gerek cür’a gibi hâk Devrân elinde irse gerek câm-ı ayşa seng İnsân odur ki âyine veş kalbi sâf ola Sînende n’eyler âdem isen kîne-i peleng İbret gözünde niceye dek gaflet uyhusu Yetmez mi sana vâkıa-i şâh-ı şîr-çeng Ol şeh-süvâr-ı mülk-i saâdet ki rahşına Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdi teng Baş eğdi âb-ı tîğına küffâr-ı Engerüs Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng Yüz yire kodu lûtf ile gül-berg-i ter gibi Sanduka saldı hâzin-i devrân güher gibi (İkinci bend) Hakka ki zîb ü ziynet-i ikbâl ü câh idi Şâh-ı Skender-efser ü Dârâ-sipâh idi Gerdûn ayağı tozuna eylerdi ser-fürû Dünyâya hâk-ı bâr-gehi secde-gâh idi Kem-ter gedâyı az atâsı kılurdu bây Bir lûtfu çok mürevveti çok pâd-şâh idi Hâk-ı cenâb-ı Hazreti der-gâh-ı devleti Fuzl u belâgat ehline ümmîd-gâh idi Hükm-i kazâya virdi rızâyı egerçi kim Şâh-ı kazâ-tüvân ü kader-dest-gâh idi Gerdûn-ı dûna zâr ü zebûn oldu sanmanuz Maksûdu terk-i câh ile kurb-ı İlâh idi Cân ü cihânı gözlerimiz görmese n’ola Rûşen cemâli âleme hurşîd ü mâh idi Hurşîde baksa gözleri halkın dolagelür Zîrâ görünce hâtıra ol meh-likaa gelür (Beşinci bend) Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan Yollarda kaldı gözlerimüz gelmedi haber Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-meâbdan Reng-i izârı gitdi yatur kendü huşk-leb Şol gül gibi ki ayru düşübdür gül-âbdan Gâhî hicâb-ı ebre girer Husrevâ felek Yâd eyledikçe lütfunu terler hicâbdan Tıfl-ı şirişki yerlere girsün duâm odur Her kim gamından ağlamaya şeyh u şâbdan Yansun yakılsun âteş-i hecrinle âftâb Derdinle kara çullara girsün sehâbdan Yâd eylesün hünerlerüni kanlar ağlasun Tîğın boyunca kara batsun kırâbdan Derd ü gamınla çâk-i girîban idüb kalem Pirâhenini pâralesün gussadan âlem (Altıncı bend) Tîgın içürdü düşmene zahm-ı zebânları Bahsetmez oldu kimse kesildi lisânları Gördü nihâl-i serv-i ser-efrâz-ı nizeni Ser-keşlik adın anmadı bir daha bânları Her kande bassa pây-semendin nisâr içün Hânlar yolunda cümle revân etdi kanları Deşt-i fenâda murg-ı hevâ durmayub döner Tîgın Hudâ yolunda sebîl itdi cânları Şemşîr gibi rûy-ı zemine taraf taraf Saldın demür kuşaklı cihân pehlevânları Aldun hezâr büt-kedeyi mescid eyledin Nâkuus yerlerinde okutdun ezânları Âhir çalındı kûs-ı rahîl itdin irtihâl Evvel konağın oldu cinân bûstânları Minnet Hudâya iki cihânda kılub saîd Nâm-ı şerîfin eyledi hem gaazi hem şehîd ŞEHZADE MUSTAFA MERSİYESİ I Meded meded bu cihânûn yıkıldı bir yanı Ecel Celâlîleri aldı Mustafâ Han’ı İmdat! Eyvahlar olsun! Bu cihanın bir yanı yıkıldı; [zira] ölüm eşkıyaları Şehzade Mustafa’yı yok ettiler. Tulundı mihr-i cemâli, bozuldı dîvânı Vebâle koydılar âl ile Âl-i Osmânı. Yüzünün güneşi battı, divanı dağıldı. Osmanlı sultanını hile ile günaha soktular. Geçerler idi geçende o merd-i meydânı Felek o cânibe döndürdi şâh-ı devrânı. O savaş meydanlarının yiğidini adı geçtikçe çekiştirirlerdi. Felek zamanın padişahını o [iftiracılardan] yana döndürdü. Yalancınun kuru bühtânı bugz-ı pinhânı Akıtdı yaşumuzı yakdı nâr-ı hicrânı. Yalancının kuru iftirası ve gizli kini gözyaşımızı akıttı, ayrılık ateşini yaktı. Cinâyet itmedi cânî gibi anun cânı Boguldı seyl-i belâya, tagıldı erkânı. O cani gibi cinayet işlemedi; [fakat kendi] canı, bela selinde boğuldu, erkânı dağıldı. N’olaydı görmeye idi bu mâcerâyı gözüm Yazuklar ana revâ görmedi bu râyı gözüm. Keşke gözüm bu olup biteni görmeseydi Yazıklar olsun! Gözüm bu muameleyi ona layık görmedi. II Tonandı aglar ile nûrdan menâre dönüp Küşâde-hâtır idi şevk ile nehâre dönüp Nurdan bir minare gibi ak giysilerle donandı; Gönlü şevk ile gündüz gibi [aydınlık]idi. Görindi halka dıraht-ı şükûfe-dâre dönüp Yürürdi kulları önince lâlezâre dönüp. Çiçek açmış bir ağaç gibi halka göründü; kulları bir gelincik tarlası gibi önünde yürüyorlardı. Tururdı şâh-ı cihân hiddetiyle nâre dönüp Otagı haymeleri karlu kûhsâre dönüp. Cihan Sultanı kızgınlığından ateşe dönmüş hâlde duruyordu; otağının çadırları karlı dağlara benziyordu. Müzeyyen idi bedenlerle ak hisâre dönüp El öpmege yüridi mihr-i bî-karâre dönüp. Bedenlerle süslenmiş beyaz bir hisara benziyordu. Yerinde duramayan güneş gibi el öpmeye yürüdü. Tutuldı gelmedi çünkim o mâhpâre dönüp Görenler agladılar ebr-i nev-bahâre dönüp. O ay parçası tutuldu; dönüp gelmeyince [bu durumu] görenler ilkbahar bulutu gibi ağladılar. Bir ejderhâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ Dehânına düşen olur hemîşe nâpeyda. Bu dünya çadırı iki başlı bir ejderhadır. Onun ağzına düşen elbette görünmez olur. III O bedr-i kâmil ü ol âşinâ-yı bahr-i ulûm Fenâya vardı telef itdi anı tâli’-i şûm. O olgun dolunay [gibi kemâle ermiş şehzade], o ilimler denizinin aşinası yok olup gitti; onu uğursuz talih telef etti. Dögündi kaldı hemân dâg-ı hasretiyle nücûm Göyündi şâm-ı firâkında toldı yaş ile Rûm. Yıldızlar dövünüp tamamen [şehzadenin] hasreti yarasıyla kaldı. Anadolu, onun ayrılık akşamında yandı, yaşla doldu. Kara geyürdi Karamana gussa itdi hücûm O mâhı ince hayâl ile kıldılar ma’dûm. Gam Karaman’a hücum etti kara[lar] giydirdi. O ayı ustaca hilelerle yok ettiler. Tolandı gerdenine hâle gibi mâr-ı semûm Rızâ-yı Hak ne ise râzî oldı ol merhûm Zehirli yılan [gibi kement] boynuna hale gibi dolandı; o merhum [şehzade], Allah’ın takdiri ne ise razı oldu. Hatâsı gayr-i muayyen günâhı nâmalûm Zihî şehîd-i saîd ü zihî şeh-i mazlûm Şuçu belirsiz, günahı malum değil. Ne kutlu bir şehit ve ne büyük zulme uğramış bir şah. Yüz urdı hâke o meh aslına rücû itdi Seâdet ile hemân kurb-i Hazrete gitti O ay [gibi parlak şehzade] yüzünü toprağa koydu, aslına döndü. Mutlulukla çabucak Allah’ın huzuruna gitti. IV Getürdi arkasını yire Zâl-i devr ü zemân Vücûdına sitem-i Rüstem ile irdi ziyân. Zamanın Zal’i [şehzadenin] arkasını yere getirdi, vücuduna Rüstem’in zulmü ile zarar geldi. Döküldi gözyaşı yılduzları çoğaldı figân Dem-i memâtı kıyâmet güninden oldı nişân. Gözyaşı yıldızları döküldü, feryat çoğaldı; onun ölüm saati kıyamet gününü andırdı. Girîv ü nâle vü zâr ile toldı kevn ü mekân Akar su gibi müdâm aglamakda pîr ü cüvân Kâinat feryat, figan ve inilti ile doldu. Genç, ihtiyar [herkes] akar su gibi durmadan ağlamakta. Vücûd iline akın saldı akdı eşk-i revân Eyâ serîr-i seâdetde pâdişâh-ı cihân. Ey saadet tahtında [oturup duran] cihan padişahı! Dökülen gözyaşları vücut ülkesine akın salıp aktılar. O cân-ı âdemiyân oldı hâk ile yeksân Diri kala ne revâdur fesâd iden şeytân. O insanların canı [gibi sevdiği şehzade] toprak ile bir oldu. Fitne çıkaran şeytanın diri kalması reva mıdır? Nesîm-i subh gibi yirde koma âhumuzı Hakâret eylediler nesl-i pâdişâhumuzı. Padişahımızın soyunu tahkir ettiler. Âhımızı sabah rüzgârı gibi yerde bırakma. V Bir iki egri fesâd ehli nitekim şemşîr Bir iki nâme-i tezvîri kıldı katline tîr. Kılıç gibi eğri birkaç fesatçı, birkaç sahte mektubu [şehzadeyi] öldürmeye ok gibi kullandılar. Gelür ezelde mukadder olan kalîl ü kesîr Hezâr kayserün oldı leyâl-i ömri kasîr Ezelde az veya çok olarak takdir edilen [her şey başa] gelir. Binlerce kayserin ömür geceleri kısa oldu. Eceldür âdeme derbend-i teng ü târ-ı asîr Zarûrîdür bu iki ugrar ana cüvân ile pîr. Ölüm insan için dar ve karanlık olan zorlu bir geçittir. Genç ve ihtiyar [herkesin] ona uğraması kaçınılmazdır. Yirini zîr-i zemîn eyledi o mihr-i münîr Yirini gitdi cihândan nite ki merd-i fakîr. O parlak güneş yer altına yerleşti. Dünyadan fakir bir kimse gibi yerinerek gitti. Bu vâkıa olumaz halka kâbil-i tabîr Ki Erdişîr-i velâyetde ola âdet-i şîr. Bu rüyanın halka yorumlanması mümkün olamaz. Velayetin Erdişîr’inde arslan âdeti bulursun. Bunun gibi işi kim gördi kim işitdi aceb Ki oglına kıya bir server-i Ömer-meşreb. Acaba böyle bir işi kim görmüş, kim işitmiştir? Ömer tabiatlı bir hükümdar oğluna kıysın. VI Ferîd-i âlem idi, âlim idi, alem idi Muhammed ümmetine mevti mevt-i âlem idi. Âlemde biricik idi, alim idi [hatta] çok alim idi. Onun ölümü Muhammet ümmetine âlemin ölümü gibi oldu. Ziyâde mâtem idi, haylî emr-i muzam idi Salâh ü zühdî kavî itikâdı muhkem idi. [Şehzadenin ölümü] büyük bir yas, pek büyük bir hadiseydi. Onun iyiliği, zühdü ve takvası kuvvetli, inancı sağlamdı. Meşâyih ile musâhib ricâle hemdem idi Kerâmetiyle kerîmü’l-hisâl âdem idi. Şeyhlerle sohbet eder, rical ile bir arada olurdu. Kerem ve ihsanıyla yüce hasletlere sahip bir kimseydi. Nücûm gibi cihândîde vü mükerrem idi Vücûdı muhteşem ü şevketi muazzam idi. Yıldızlar gibi dünya görmüş ve hürmet edilen idi. Vücudu ihtişamlı ve heybeti azametliydi. Tevâzu ile selâmında hôd müsellem idi Aceb o bedr-i temâmun ne âdeti kem idi Onun tevazu ile selam alıp verişi de [herkesçe] bilinirdi. Acaba o tam dolunay [gibi olgun zat] ın ne huyu kusurluydu? Hayflar oldı ana iftirâ ile gitdi Huzûr-ı Hakk’a düâ vü senâ ile gitdi Ona çok yazık oldu, iftira ile gitti. Allah’ın huzuruna dua ve övgülerle gitti. VII Sipihrün âyenesinde göründi rûy-i fenâ Kodı bu kesret-i dünyâyı kıldı azm-i bekâ Feleğin aynasında yokluğun yüzü göründü; [bunun üzerine şehzade] bu çokluk alemini bırakarak sonsuzluk âlemine yöneldi. Garîbler gibi gitdi o yollara tenhâ Çekildi âlem-i bâlâya hemçü mürg-i Hümâ. Kimsesizler gibi o yollara yalnız başına gitti. Hüma kuşu gibi yüce âleme çekildi. Hakîkaten sebeb-i rifat oldı düşmen ana Nasîbi olmasa tan mı bu cîfe-i dünyâ. Gerçekte düşman onun yücelmesini sağladı. Bu dünya leşi onun kısmeti olmasa buna şaşılır mı? Hayât-ı bâkîye irişdi rûhı ey Yahyâ Şefîkı rûh-ı Muhammed refîkı zât-ı Hüdâ. Ey Yahya! [Şehzadenin] ruhu sonsuz hayata kavuştu. Şefkatçisi Muhammet’in ruhu, yoldaşı ise Allah’ın zatı[dır]. Enîsi gâyib erenler, celîsi ehl-i safâ Ziyâde ide yaşum gibi rahmetin Mevlâ. Dostu gayb erenleri, oturup kalktığı kimseler safa ehli[dir]. Allah rahmetini yaşım gibi çok eylesin. İlâhî cennet-i Firdevs ana durag olsun Nizâm-ı âlem olan pâdişâh sag olsun. Allah’ım! Firdevs cenneti ona mesken olsun. Âleme nizam veren padişah sağ olsun. Taşlıcalı Yahya Bey (d.1489 – ö.1582) ![]() İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var. İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var. |
| Yer İmleri |
| Konuyu 1 kişi okuyor: (0 üye ve 1 misafir) | |
|
|
| Forum | Bilgilendirme | Künye |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc. Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece |
Sitemiz; yer sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un ilgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacak, gerekli işlemler tesis edilecektir. |
|