|
Çevrimiçi
windflower
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Vakıa Suresi Hikmeti | Sırları | Faziletleri ve Faydaları
Vakıa Suresi Hakkında Her Şey
Vakıa Suresi Konusu
Vakıa suresinde kıyametin kopmasından önceki ve sonraki dehşetli hâller, insanların amellerine göre içinde yer alacağı gruplar konu ediliyor.
Vakıa Suresi Anlamı ve Önemi
Vakıa suresi adını birinci ayette geçen “elvâkı’a” kelimesinden almıştır. Vâkıa, gerçekleşen, meydana gelen olay anlamına geliyor. İçerik bakımından da kıyameti ifade etmektedir.
Peygamber Efendimiz, “Vakıa suresini kim her gece okursa ona fakirlik bulaşmaz” diyerek surenin önemine değinmiştir.
Vakıa suresini düzenli olarak her gün okumak bol rızık ve iman kazandırmakla birlikte, ölüler ve hastalar için de şifa kaynağıdır. Ölünün arkasından okunduğunda ızdırapları azalmaktadır. Eceli gelmiş hastalara okunduğunda imanlı olarak giderler ve sorgu meleklerinin sorularına rahatlıkla cevap verebilirler.
Vakıa Suresi Kaç Ayet Ve Sayfadır? Ne Zaman İndirilmiştir?
Vakıa suresi 56. sure olup, 93 ayetten ve 3,5 sayfadan oluşuyor. Hicretten önce Mekke döneminde indirilmiştir.
Vakıa Suresi Kaçıncı Sayfa ve Cüz İçinde Bulunuyor?
Vakıa suresi 27. cüzde bulunuyor. 533. sayfadan başlayıp, 536. sayfada bitiyor.
Vakıa Suresi Okumanın Fazileti ve Faydaları
Vakıa Suresi, zenginlik suresi olup, oldukça etkili ve kuvvetli bir suredir. Peygamber Efendimiz tarafından her gece okunması tavsiye edilmiştir. Bu süreyi düzenli okuyana fakirlik dokunmayacağı müjdelenmiştir.
Ölüm döşeğindeki kişi için okunduğunda sorgu meleklerinin sorgusu sırasında ölen kişi sorulara daha kolay cevap verir.
40 gün boyunca her gün Vakıa suresi okunduğunda helal rızık kazanılır, zahmet çekilmez. Allah-u Teala kişinin ne muradı varsa verir.
İkindi ve akşam namazlarından sonra okunduğunda bol ve helal kazanç nasip edilir.
Vakıa Suresi Abdestsiz Okunur mu?
Kuran üzerinden okunacak hiçbir ayet ve sure abdestsiz okunmaz. Zaten Vakıa suresinde de bu konu açıklığa kavuşturulmuştur.
Sureyi, Kuran’dan okuyacaksanız abdest almak zorundasınız. Kuran’a el değdirmeyecekseniz, abdestsiz okuyabilirsiniz. Sureyi ezbere biliyorsanız, abdestiniz olmadan da okuyabilirsiniz.
Vakıa Suresi Hikmeti ve Sırları
Peygamber Efendimiz, surenin her gün akşam namazından sonra okunmasını tavsiye etmiştir. Fakirlikten kurtulmak isteyenler, yoksulluktan bıkanlar, rızık, bolluk ve bereket isteyen kişiler, aksatmadan bu süreyi her akşam okumalıdırlar.
Vakıa suresini ikindi namazının hemen akabinde rızkın artması için okunabilir.
Sabah namazından sonra sureyi bir defa okuyup, sonra 1000 defa “Ya Kerim Ya Vedud” tesbihi çeken kişinin Allah (CC) ne dileği varsa kabul eder.
Rızkını artırmak, muradına kavuşmak isteyen kişiler bu sureyi okuyabilir.
Vakıa Suresi Ne Zaman, Neden ve Nasıl Okunur?
Vakıa suresi, farz namazlarından sonra okunabilir. Fakat özellikle sevap kazanılmak isteniyorsa akşam namazından sonra okunması daha eftaldir. Helal rızık, bereket, sağlık, kısmet isteyen kişiler farz namazlarının dışında nafile namazı kıldıktan sonra da okuyabilirler.
Sure, Kuran ve dua kitaplarından okunabileceği gibi ezberden de okunabilir. Namaz içinde sessiz okunması gerektiğinden, namaz dışında ortamda bulunanların duyacağı şekilde hafif sesli okunabilir.
Vakıa Suresi Nasıl Ezberlenir?
Vakıa suresi 96 ayetten oluştuğu için bir defada ezberlenmesi çok zordur. Bu nedenle ayet ayet ezberlenmesi en doğrusu ve kolayıdır. Birkaç defa okunduktan sonra, ezbere okunmaya çalışılır. Ayet ezberlendikten sonra bir sonrakine geçilir. Her ayet ezberlendiğinde bir öncekiyle birlikte okuyarak, pekiştirmiş olursunuz.
Vakıa Suresi Ne Anlatıyor?
Surede kıyamet gününün gerçek olduğu anlatılıyor. Geniş bir biçimde cennet ve cehennem tasvirleri yapılıyor. Allah’ın kudretinden kanıtlar örnek veriliyor. Kuran’ın, Allah katından indirildiğine ve insanlar için büyük bir nimet olduğuna dikkat çekiliyor.
Vakıa Suresi Ölülere Okunur mu?
Vakıa suresi ölen kişilerin ardından okunabilir. Sure, mezarlıkta veya herhangi bir yerde okunup, kişinin ölmüşleri için hediye edildiğinde o kişi/kişilerin ızdırabı çektiği acı hafifleyecektir.
Vakıa Suresi Özellikleri
Vakıa suresi dünyada zenginlik, helal rızık, ahrette de iman elde edilmesini sağlayan güçlü ve etkili bir suredir.
Vakıa suresini kim inanarak okursa; Allah’ın, kıyametin ve Kuran’ın varlığına şahadet etmiş oluyor. Bu seriyi kim her gün okursa, o kişiye fakirlik ve açlık nedir bilmez.
Hanesinde helal rızık, bolluk ve bereket eksik olmaz.
Eceli gelen kişiye okunursa, o kişinin sorgusu kolay olur, imanlı şekilde kabre girer. Ölmüş kişiye okunursa, kabir azabı azalır.
Vakıa Suresi Şifa İçin Okunur mu?
Kur'an-ı Kerim genel anlamıyla bir şifa kaynağı olduğu için bu sureyi de Allah (C.C.)'den şifa talep etmek için dua olarak okunabilir. Maddi zenginlik ve rızık için okunur. Bunun dışında ahrete imanlı gidilmesi ve kabir azabının azaltılması için okunur.
Vakıa Suresi Uzun Bağışlama Duası
Vakıa suresini okuduğunuzda “Allahümme inni es’elüke bi meagidil ızzi min arşike ve münteher rahmeti min kitâbike” cümlesiyle başlayan Vakıa duası bulunuyor.
Bunu da okuyarak, Allah’tan ne murat ve niyazınız varsa isteyebilirsiniz.
Vakıa Suresi Üzerinde Taşımak
Vakıa suresi bir kâğıda yazılarak veya cep tipi dua kitapları halinde kişi üzerinde taşıyabilir. Surenin, kişinin üzerinde bulunmasının bir fazileti yoktur. Kişinin dua saati geldiğinde veya namazlardan sonra çıkarıp okuyabilir, sık sık okuyarak ezber yapabilir. Böylece daha çok sevap kazanır.
Vakıa Suresi Ne Zaman Okunmalı?
Peygamber Efendimiz, akşam namazlarından sonra okunmasını tavsiye etse de, farz namazlarından sonra okunabilir. Bunun dışında kişinin dua saati geldiğinde de okuyabilir.
Vakıa ne demek?
Mekke döneminde inmiştir. Sûre, adını birinci âyette geçen “elvâkı’a” kelimesinden almıştır. Vâkı’a, gerçekleşen, meydana gelen olay demektir. Burada kıyameti ifade etmektedir. Sûrede başlıca, kıyametin kopmasından önceki ve sonraki dehşetli hâller ve insanların amellerine göre içinde yer alacağı gruplar konu edilmektedir.
Vakıa Suresi Fazileti ve Tefsiri
Kıyamet sahneleriyle ilgili çarpıcı bir tasvire yer verildikten sonra, âhirette insanların üç gruba ayrılacakları belirtilmektedir. Bu gruplardan ilki, 8. âyette “ashâbü’l-meymene”, 27, 38, 90 ve 91. âyetlerde “ashâbü’l-yemîn” olarak adlandırılmış olup, Kur’an’daki başka açıklamalardan anlaşıldığına göre bu, “amel defteri sağ tarafından verilenler” demektir (bk. İsrâ 17/71; Hâkka 69/19; İnşikåk 84/7). İkinci grup 9. âyette “ashâbü’l-meş’eme” ve 41. âyette “ashâbü’ş-şimâl” olarak adlandırılmış, ayrıca 51 ve 92. âyetlerde “yoldan sapmış inkârcılar” diye anılmıştır. Bunlar amel defteri sol tarafından veya arka tarafından verilenlerdir (bk. Hâkka 69/25; İnşikåk 84/10). Üçüncü grup ise 10. âyette “es-sâbikûne’s-sâbikûn” (önde olanlar, o önde olanlar), 11 ve 88. âyetlerde “mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) şeklinde nitelenmiştir; bunların, amel defteri sağından verilenlerin önde gelen, mertebesi yüksek olan kesimi oldukları anlaşılmaktadır. Birinci grup için kullanılan “ashâbü’l-meymene” tamlamasındaki meymene kelimesi “uğur, bereket”, “ashâbü’l-meş’eme” tamlamasındaki meş’eme kelimesi “uğursuzluk” anlamına gelmekle beraber esasen bunlar da Araplar’da hayrın sağdan ve şerrin sol taraftan geldiği telakkisiyle bağlantılıdır. Yine, Arapça’da bu mâna ile ilişkili olarak söz konusu tabirlerden birincisi değerli ve yüksek mevkideki insanları, ikincisi de düşük mertebede bulunanları ifade etmek üzere kullanılır.
Bazı müfessirler Hadîd sûresinin 12 ve Tahrîm sûresinin 8. âyetlerine dayanarak burada birinci gruptakilerin sağ yanlarının Allah’ın nuruyla aydınlanacağına işaret bulunduğu yorumunu yapmışlardır (Zemahşerî, IV, 56; Râzî, XXIX, 142–145). Bu bilgiler dikkate alınarak, –bağlama göre farklı tercümeler yapılabilirse de– ashâbü’l-meymene ve ashâbü’l-yemîn tamlamaları için “Allah’ın hoşnut olduğu tavırları benimseyen, O’nun katında değerli kimseler” anlamını yansıtacak bir tercüme yapılması uygun olur. Bu sebeple, belirtilen âyetlerin meâllerinde bu deyimler “hakkın ve erdemin yanında olanlar” şeklinde çevrilmiştir. Aynı anlayışla, ashâbü’l-meş’eme ve ashâbü’ş-şimâl deyimleri de ilgili âyetlerde “bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlar” şeklinde karşılanmıştır.
1. âyette geçen vâkıa kelimesi “meydana gelen, vukûu kesin olan önemli hâdise” demektir. Kıyametin geleceğinde kuşku bulunmadığı için bu kelimeyle anılmıştır. Müfessirlerin bir kısmı, “büyük olay gerçekleştiği zaman” ifadesinin devamında “göreceksiniz neler olacak!” gibi bir mânanın bulunduğunu düşünmüşlerdir. Buna göre 2. âyete “Ki onun meydana geleceğini kimse yalan sayamaz” şeklinde mâna vermek uygun olur. Yine bu âyetteki kâzibe kelimesinin cümledeki görevini farklı değerlendirerek “onun oluşu asla yalan değildir” anlamı da verilebilmektedir (Zemahşerî, IV, 55-56; İbn Atıyye, V, 238).
Bazı müfessirlere göre 3. âyette söz konusu edilen “alçaltma ve yükseltme” kıyametle birlikte evrende meydana gelecek fizikî değişikliklerle ilgili olup mevcut düzen ve dengenin altüst olacağı anlamındadır; bu yorum 5-6. âyetlerdeki tasvire uygun düşmektedir.
Diğer bir yaklaşıma göre alçaltma ve yükseltme insan unsuruyla ilgilidir. Bu da iki farklı yorum ortaya çıkarmaktadır: a) Kıyametin kopması âhirette inkârcıları cehennemin aşağılarına düşürecek ve müminleri cennetin yukarılarına yükseltecektir; b) Kıyametin kopması bu dünyada büyüklenen nice kimseleri ve toplumları alçaltacak, rezil rüsvâ edecek, horlanan veya tevazu gösteren nicelerini de yüceltecektir (Taberî, XXVII, 166-167; Zemahşerî, IV, 56; İbn Atıyye, V, 239).
“Mukarrebûn” (Allah’a en yakın olanlar) diye nitelenen “es-sâbikûne’s-sâbikûn” (önde olanlar, o önde olanlar) grubu ile “Allah ve resulüne ilk iman edenler, ilk muhacirler, iki kıbleye doğru da namaz kılmış sahâbîler” şeklinde belirli kimselerin kastedildiği yorumları yapılmış olmakla beraber, İbn Atıyye esasen âyetin dünyada iken iyilik yapma ve kötülüklerden sakınma hususunda öncü konumunda olan ve âhiret mutluluğunda da en önde olmayı hak eden bütün insanları kapsadığını belirtir (diğer yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVII, 170-171; İbn Atıyye, V, 240; Şevkânî, V, 172). 13. âyette geçen ve “çoğu” diye tercüme edilen sülle kelimesi “az olsun çok olsun insan topluluğu”nu ifade eden bir kelimedir. Buna göre âyeti “bir kısmı öncekilerdendir” şeklinde çevirmek mümkündür. Fakat sonrakilerden söz eden 14. âyette “birazı” dendiği için buna da “çoğu” anlamı verilmiştir. Burada Kur’an’ın muasırları ve sonrasını kapsayan bir tasniften söz edildiği kabul edilirse, “sâbikûn”dan çoğunun öncekilerden olduğunu izah kolaylaşır; zira bu grubun öncüleri sahâbe-i kirâmdır. Bu tasnifin geçmiş ümmetleri de kapsadığı kabul edildiğinde ise, gelip geçmişlerden “sâbikûn”un çokluğu, bütün peygamberleri içine almasıyla izah edilebilir (İbn Atıyye, V, 241). 15-26. âyetlerde ve daha sonra da 28-37. âyetlerde cennet nimetiyle ödüllendirilecek ve onurlandırılacak kimseleri bekleyen hayata ilişkin canlı tasvirlere yer verilmektedir. 17. âyette, dünyadaki tasavvurlarımıza göre hatıra gelebilecek bir soruya cevap verilmekte; cennette dünyada olduğu gibi bir kısım insanların diğerlerine hizmet vermesinin söz konusu olmayacağı, cennetle ödüllendirilen herkesin “hizmet edilen” konumunda bulunacağı, ikramları sunmak üzere –sonsuza dek genç kalacak– hizmetçiler tahsis edileceği bildirilmektedir (başka yorumlarla birlikte bk. Şevkânî, V, 173-174). 19. âyetteki cennet içkilerinin içenlere baş ağrısı vermeyeceğine dair ifade “toplantıları dağıtılmaz, ağızlarının tadını kaçıracak bir durumla karşılaşmazlar”, aynı içkinin sarhoşluk vermeyeceğine dair ifade ise “içtikleri tükenmez” mânalarıyla da açıklanmıştır (İbn Atıyye, V, 242; cennet ve nimetleri hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Bakara 2/25; Zuhruf 43/68-73; M. Süreyya Şahin-Bekir Topaloğlu, “Cennet”, DİA, VII, 374-386).
Hakkın ve erdemin yanında olanları bekleyen âhiret nimetlerine ilişkin bazı ayrıntılı bilgiler verilmektedir. 39-40. âyetlerde, 13-14. âyetlerdekinden farklı olarak hem öncekiler hem de sonrakiler için “bir çoğu” anlamı verilen sülle kelimesi kullanılmıştır. 14. âyette sâbikûnun “az” olmasının ifade edilmesi bir yandan bu mertebeye erişmenin zorluğunu belirtirken diğer yandan da iyi davranışlar için yarışmaya özendirme taşımaktadır. Burada ise sâbikûna göre bir alt derecede bulunacak müminlerin hemen bütün nesillerde çoğunluğu teşkil edeceğine işaret edilmiş olup olayın tabiatına uygun olan da budur (Derveze, III, 103-104, 106).
28. âyette geçen ve “dalbastı kiraz” olarak çevrilen tamlama daha çok Arabistan kirazının dikensiz olanı manasıyla açıklanır (bu tercihin izahı için bk. Elmalılı, VII, 4706-4707). 29. âyette geçen tamlama müfessirlerin çoğunluğunca “meyve yüklü muz ağaçları” diye anlaşılmış olmakla beraber başka ağaç tasvirleri de yapılmıştır (başka açıklamalar için bk. Şevkânî, V, 177). 34. âyet daha çok “Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar)” diye anlaşılmıştır. Birçok müfessir ise –müteakip âyetlerin ifadesi ile Hz. Peygamber’in cennet ehli kadınların genç ve aynı yaşta olacakları ve hep öyle kalacakları yönündeki açıklamalarını dikkate alarak– bunu “ve mertebeleri yükseltilmiş eşleriyle birlikte olacaklar” şeklinde yorumlamıştır (Zemahşerî, IV, 58-59; İbn Atıyye, V, 244-245).
35 ve 61. âyetler, âhiret hayatında insanların ve eşlerinin hangi biçimde olacağı hususunda önemli bir ilkeyi hatırlatmaktadır:
Yüce Allah orada herkesi oraya mahsus bir biçimde yeniden yaratacak, –âyetin ifadesiyle– “inşâ” edecektir; bizim bu dünyadaki tasavvurlarımızla bunun mahiyetini bilmemiz, anlamamız mümkün değildir. Şu halde oraya ilişkin olarak verilen diğer bilgi ve ayrıntıları hep bu ilke ışığında düşünmek gerekir.
Buna göre öyle anlaşılıyor ki, âyet ve hadislerde cennet hayatı anlatılırken gençlik, bâkirelik, aynı yaşlarda olma gibi özelliklerden söz edilmesindeki amaç mahiyet bilgisi vermek değil, oradaki nimetlerin, dünya nimetleri gibi gelip geçici olmadığını, dolayısıyla insanların bunlardan mahrum kalıp tekrar elde edebilmek için özlem ve hasret hissetmeyecekleri yahut paylaşma kaygısı, kıskançlık ve birbirlerini çekememe gibi olumsuz durumların söz konusu olmayacağını belirtmek, bu hayatta gerçekleşmesi mümkün olmayan istek, özlem ve hayallerin, kısacası mükemmelliğin ve tam mânasıyla mutluluğun ancak orada bulunabileceğini somut bir anlatıma kavuşturmaktır.
Kaynak;hurriyet
|