Forumel.Com

Geri Git   Forumel.Com > Dinler ve Kültürleri > Dini Paylaşımlar

Dini Paylaşımlar Dini paylaşımları bu bölümde bulabilirsiniz.


Muhyiddin İbnü'l-Arabi Kimdir.

Dini paylaşımları bu bölümde bulabilirsiniz.



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Muhyiddin İbnü'l-Arabi Kimdir.
Konudaki Cevap Sayısı
1
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
258

Kullanıcı Etiket Listesi

3Beğeniler
  • 2 Post By heLen
  • 1 Post By windflower

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Eski 13 Şubat 2023, 12:31   #1
Çevrimdışı
heLen
heLen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Muhyiddin İbnü'l-Arabi Kimdir.

Muhyiddin İbnü'l-Arabi Kimdir.

Muhyiddin İbnü'l-Arabi
Muhyiddin İbnü'l-Arabi, İslam dünyasının büyük alimlerinden birisidir.

Tam adı Muhyiddin Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabi et-Tai el-Hatimi'dir. Muhyiddin İbnü'l-Arabi, 28 Temmuz 1165 tarihinde Endülüs'te doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi. Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir bilgi bulunmasa da anne-baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılmaktadır. Akrabaları arasında tasavvufi bilgilere sahip kimseler vardı.
İlk tahsilini bu şehirde yapan Arabi, çocuk yaşlarında Ahmed İbnu’l-Esiri adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. Endülüs'te bir süre daha kaldıktan sonra yolculuğa çıktı. Şam, Bağdat ve Mekke'ye giderek burada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü. Arabi, gerçek bilginin sadece akıldan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşif yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı.

Bu dönemde ''Şekkaz'' adında bir şeyhle tanıştı. Şekkaz, küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin İbnü'l-Arabi, Şekkaz ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de ''Lahmî'' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı.
1184-1185'de ''Ureyni'' isimli bir şeyhle tanıştı. Arabi eserlerinde ondan ilk hocam diye bahsetmektedir.

''Ureyni'', ubudiyet (kulluk) meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllarda ''Martili'' adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureyni Arabi'ye ''Sadece Allah’a bak'' derken Martili ise ''Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma'' diye öğüt vermiştir.

Martili'ye bu zıt görüşlerin içyüzünü soran Arabi şu cevabı aldı:

''Oğlum, Ureyni'nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Biz ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermişizdir''
Muhyiddin İbnü'l-Arabi, 1189 yılında Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefi adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyyeli olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılan bu zatın ibadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayaklarının şiştiği söylenir.

Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalanıp okuma kabiliyyetini kaybetti. İki yıl bu halde kaldıktan sonra Sebte şehrine giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi.

1196 yılında Fas’a gitti. Burada yaptığı seyahatler sırasında büyük bir şöhret kazandı. 1198'de yeniden Endülüs’e geçti. Gırnata şehri civarlarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Arabi, onun Tasavvuf yolunda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söylemektedir.
1199-1200'de İlk defa hac için Mekke’ye gitti. Burada el-Kassar (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahısla sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Kuds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserlerini yazdı.

1204 yılında Medine, Musul ve Bağdad'da bulundu. Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye"yi yazdı. Buradan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevî’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken "Risaletü’l-Envar"ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Daha sonra Mısır’a geçti.
Burada Futuhat-ı Mekkiye'deki sözlerinden ötürü Mısır uleması tarafından hakkında verilen idam fetvasıyla yüzyüze gelince gizlice oradan kaçtı. Tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Bağdat ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra yeniden Konya’ya geldi. Ardından Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı. Şam'da kendisinin Fütuhat'tan sonra en büyük eseri olarak kabul edilen Fusus'u kaleme aldı. Arabi, bu eseri rüyasısında peygamberden ümmetine aktarmak üzere aldığını belirtir.

Muhyiddin İbnü'l-Arabi, 10 Kasım 1239 tarihinde Şam'da vefat etti. Kabri Şam şehri dışında bulunan Kasiyun dağı eteğindedir. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim bölgeyi Osmanlı topraklarına kattıktan sonra oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirmiştir.

Eserleri

Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiye

Fusûsu'l-Hikem

Kitabu'l-İsra ilâ Makâmi'l-Esrâ

Muhadaratü'l-Ebrâr ve Müsameretü'l-Ahyâr

Kelamu'l-Abâdile

Tacu'r-Resail ve Minhacu'l-Vesâil

Mevaqiu'n-Nucûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm

Ruhu'l-Quds fi Münasahati'n-Nefs

et-Tenezzülatü'l-Mevsiliyye fi Esrari't-Taharat ve's-Salavat

Kitabu'l-Esfar

el-İsfar an Netaici'l-Esfar

Divan

Tercemanu'l-Eşvak

Kitabu Hidayeti'l-Abdal

Kitabu Taci't-Terâcim fi İşarati'l-İlm ve Lataifi'l-Fehm

Kitabu'ş-Şevâhid

Kitabu İşarati'l-Qur'an fi Âlaimi'l-İnsan

Kitabu'l-Ba'

Nisabü'l-Hiraq

Fazlu Şehâdeti't-Tevhîd ve Vasfu Tevhîdi'l-Mükinîn

Cevâbü's-Sual

Kitabu'l-Celal ve hüve Kitabu'l-Ezel

Kitâbu'l-Cem ve't-Tafsîl fî Esrâri'l-Ma'ânî ve't-Tenzîl

eş-Şeceretü'n-Nu'mâniyye




Bazı kadınların yaraları hücreseldir,
Bazılarınınki ise zihinsel.
Birini iyi etmek için gereken tek şey
Ucube bir yara bandı, diğerini iyileştirmek içinse
Zürafaların uçması gerekmektedir.
Hüsran dolu bir geçmişten asla
Bakire bir gelecek beklenmez.
Umut yorucudur, hayal kırıklıkları ise
Saç kırıklarına sebeptir.
Ve bilinsin ki saçlarını kendi kesen kadınlar,
Geceleri uyumadan yastığı ısırarak ağlıyordur.
Vesselâm..
 
Eski 11 Mart 2023, 12:05   #2
Çevrimiçi
windflower
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Muhyiddin İbnü'l-Arabi Kimdir.


Muhyiddin İbnü'l-Arabî

Muhyiddin İbnü'l-Arabi, Muvahhidler döneminde, 28 Temmuz 1165'te Mursiye (Murcia), Endülüs'te doğdu. Bilinmeyen bir sebeple sekiz yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye'ye geldi. Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı.
İsminin sonunda yer alan el-Hâtimî et-Tâî, onun cömertliği ve hayırseverliğiyle ün kazanmış olan Taî kabilesine mensup Adî b. Hâtim et-Taî'nin kardeşi Abdullah b. Hâtîm et-Taî'nin soyundan geldiğini göstermektedir. Bu kabilenin Arap olması sebebiyle İbn Arabî ve ataları “Arabî” (Arab) diye tanınmışlardı. Endülüs'te bir süre daha kaldıktan sonra çıktığı seyahatte Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış âlim ve şeyhlerle görüşmeler yaptı. Babası, kendisinde bir değişiklik olduğunu fark ederek İbnü'l-Arabî ile görüşmek isteyen filozof İbn Rüşd'e ondan bahsetmişti.

İbn Rüşd, gerçek bilginin akıl yoluyla elde edildiğini savunurken İbnü'l-Arabî; gerçek bilginin sadece aklımızdan vücuda gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok tasavvuf yoluyla elde edilebileceğine inanıyordu.
Daha sonra Sufizmi benimsedi ve hayatını manevî yola adadı.

İbnü'l-Arabî, kendisine "Manevî annenim ve dünyevî annenin ışığıyım" diyen Kordovalı Fatma adında 95 yaşından büyük bir kadına hizmet etti. Takvası ve tevekkülü ile bilinen bu kadın, kendisi üzerinde de oldukça büyük bir etki bırakmıştı.

Seyahatleri

İbnü'l-Arabî, ilk defa 36 yaşında İspanya'dan ayrıldı ve 1193'te Tunus'a geldi. Tunus'ta bir yıl geçtikten sonra 1194'te Endülüs'e döndü. Babası İbnü'l-Arabî'nin Sevilla'ya gelmesinden kısa bir süre sonra öldü. Annesi de birkaç ay sonra öldüğünde İspanya'yı ikinci kez terk etti ve iki kız kardeşi ile 1195'te Fas'ın Fez kentine gitti. 1198'de İspanya'nın Córdoba şehrine döndü ve son kez 1200'de İspanya'yı Cebelitarık'tan geçerek tamamen terk etti. Mağrip'teki bâzı yerleri ziyaret ederek 1201'de Tunus'tan ayrıldı ve 1202'de hac etti. Üç yıl Mekke'de yaşadı ve orada el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye (Arapça: اَلْفُتُوحَاتُ الْمَكِّيَّة) adlı eserini yazmaya başladı.

Mekke'de vakit geçirdikten sonra Suriye, Filistin, Irak ve Anadolu'ya seyahat etti.

1204 yılında İbnü'l-Arabî, Selçuklu döneminde büyük tanınmış bir şeyh olan Mecdüddin İshak ile buluştu. İbnü'l-Arabî, bu kez kuzeye yöneldi; önce Medine'yi ziyaret ettiler ve 1205'te Bağdat'a gittiler. Bu ziyaret, ona Şeyh Abdülkâdir Geylânî'nin doğrudan öğrencileriyle tanışma fırsatı sundu. İbnü'l-Arabî, âlim Ali bin Abdullah bin Câmî'yi görmek için Musul'u ziyaret etmek istediği için sadece 12 gün orada kaldı. Orada Ramazan ayını geçirdi ve et-Tenezzülâtü’l-Mevṣıliyye ile el-Celâl ve’l-cemâl'i yazdı.

Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Ekberî Öğretisi
Ana madde: Ekberilik

Varlık birliği (Vahdet-i Vücud) öğretisinin baş sözcüsü olmakla birlikte kendisinden sonra vahdet-i vücud görüşünü benimseyen sufiler için Muhyiddin İbn Arabi'nin lakaplarından olan Şeyh-i Ekber'e atıfla Ekberî sıfatı kullanılmıştır. Her ne kadar varlığın bir olduğunu kabul etmiş olsalar da Ekberî sufiler, bâzı görüşlerinde farklılıklar sergilemişlerdir. Meselâ Abdülkerim el-Cili ve Sadreddin Konevî her ikisi de Ekberî olmakla birlikte özgün görüşleri de olan ve başlı başına bir sufi metafiziği ve felsefesine sahip olan düşünürlerdir.

İbnü'l-Arabi'ye yönelik eleştiriler

Muhyiddin İbnü'l-Arabî'ye karşı öğretisini benimseyenlerce Şeyh-i Ekber (en büyük şeyh), öğretisine karşı çıkanlar tarafından Şeyh-i Ekfer (en kâfir şeyh) gibi birbirine taban tabana zıt lakapların verilişi, İbnü'l-Arabî'nin İslâm tarihinde üzerine en sert tartışmaların yapıldığı kişilerden biri olduğunun göstergesidir.

İbnü'l-Arabî'ye ait birçok görüş tartışılagelmiş, fakat üzerinde en çok durulan konu şüphesiz vahdet-i vücud düşüncesidir.

İbnü'l-Arabî, vahdet-i vücud (varlığın birliği) dolayısıyla panteizmi savunduğu, yani varlığın Tanrı olduğunu söylemesi iddiasıyla hem bâzı fakihlerden, hem de bâzı sufîlerden ılımlı ve sert eleştiriler almıştır.[11]
Fakat Fususu'l-Hikem şârihlerinden Ahmed Avni Konuk, panteizmin vahdet-i vücud kavramından farklı olduğunu ifade eder ve 11 madde ile açıklar. Bu maddelerden ikisi şöyledir:

Madde 4: Vahdet-i vücudu müşahede edenler, taayyünat ve eşyanın hakikatinin Hak olduğunu söylerler; fakat taayyünatın ve eşyanın kendisine Hak demezler. "Hak, Hak'tır ve eşyalar da kendi zatlarında eşyadır" derler. Vücûdîler (panteistler) ise eşyanın taayyünlerinin ve zatlarının Hak olduğunu söylerler.

Madde 8: Vahdet-i vücudu müşahede edenler, Cenabı Hakk'ı hem "tenzih", hem "teşbih" ederler. Vücûdîler (panteistler) ise yalnız "teşbih" ederler.

İbnü'l-Arabî'nin en sert eleştirmenlerinin başında gelen kişi Hanbelî Mezhebi geleneğinden beslenen âlim İbn Teymiyye'dir. İbn Teymiyye'ye göre vahdet-i vücud küfürdür, dolayısıyla onu savunanlar da kâfirdir.


İbn Arabî'nin Ortaçağ'da yayınlanmış kitaplarının listesi

Bâzı tasavvuf ehilleri Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin geldiği idrak ve ilâhî anlayış seviyesinin peygamberler hariç insanlığın gelebileceği en yüksek seviye olduğu görüşündedirler. Tasavvuf çevrelerindeki genel kanaat, gelmiş geçmiş en büyük birkaç şeyhten biri olduğu yönündedir; bu da "Şeyh-ül-Ekber" yakıştırması ile paraleldir. Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin öğretisinin ve anlayışının ancak onun düzeyinde olanlarca anlaşılabileceği, yani ancak cüz'î iradenin tamamen devre dışı bırakılması ile anlaşılmasının mümkün olabileceği; aksi hâlde cüz'î iradeden tamamen kopamayan ve ilâhî iradeyle tamamen bütünleşemeyen bir kişinin Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin bu yöndeki söylemlerini dillendirmesinin bir mânâda yalan beyan olacağı ifade edilmiştir.








Alıntı


Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
...
 

Yer İmleri


Konuyu 1 kişi okuyor: (0 üye ve 1 misafir)
 

Gönderim Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Ek dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm saatler GMT +3 biçimindedir. Şu anki saat 21:31.

Forum Bilgilendirme Künye
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.

Forumel, lisanslı vBulletin kullanmaktadır!
Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece

Sitemiz; yer sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un ilgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacak, gerekli işlemler tesis edilecektir.

Eğlenceli Genel Forum Sitesi, Genel Forum Sitesi, Genel Forum Siteleri, Genel Forum