06 Temmuz 2022, 20:33
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Yetim Sofrası
Yetim Sofrası
Etiketler; Yetim Sofrası hikayesi, dini hikayeler, anlamlı yazılar, ders veren dinle ilgili hikayeler
“Kötü bir işin en gizli şahidi vicdanımızdır.” Hz. Ömer
Genç bir adam, bir eczanede kalfa olarak işe girmiş, tatlı dili ve çalışkanlığıyla kısa sürede göz doldurmuştu. İstenen ilaçları son hızla hazırlarken, bir yandan da müşteriyle sohbet ederdi. Gelenler hep keyifsiz insanlardı fakat kalfa mutlaka bir ortak nokta buluyor ve onlarla arkadaşlık kuruyordu.
Orta yaşlı bir hanım olan eczacı, kalfasından son derece memnundu. Bu yüzden de aylığına sık sık zam yapıyordu. Genç adam, yapılan bu zamları yetersiz bulduğundan, en pahalı ilaçlardan aşırmaya başladı. Bunları el altından pazarlarsa, fakirlikten yavaş yavaş kurtulacaktı.
Kalfanın gecekondularla çevrili evi, çok geçmeden değişmeye başladı. Birtakım tamirat ve ilavelerden sonra tepeden tırnağa boyanan ev, çatısına yerleştirilen bir uydu antenle tamamlanmıştı. Fakat dikkatleri en çok çeken şey, evden günaşırı yükselen ızgara kokularıydı. Mahallenin bayramdan bayrama et gören insanları, bu kokuların köfteye mi yoksa pirzolaya mı ait olduğu konusunda tahminler yürütüyor ve kokular arttığında çocukların imrenmemesi için pencereleri kapatıyorlardı.
Kalfa, eşinin yemek konusundaki ikazlarına kulak asmıyor ve özellikle bitişik gecekonduda yaşayan çocuklara yardıma yanaşmıyordu. Bu çocuklar, babaları öldüğü için zor durumdaydı. Ama kendisi de devlet değildi elbet, herkese bakamazdı. O çocuklara verdiği bayram harçlığı, hiç de az sayılmazdı. Küçük kızına dar gelen ya da artık dudak büktüğü için bir kenara atılan elbiseler de hesaba katılmalıydı. Herkes o kadar verse, köşeyi dönerlerdi.
Genç adamın karısı, ara da bir de olsa yetimlerin annesine yemek gönderiyordu. Fakat eşi et vermeyi yasaklamıştı çünkü etin tadını bir kere alırlarsa başka bir yemeği beğenmezlerdi. Kalfanın küçük kızı, iki de bir et yemekten bıktığı için, “Orası yağlı, burası kemikli,” dediği pirzolalardan bir ısırık atıp kalanı öylece bırakıyordu. Küçük kıza göre bu parçalar, komşu bahçeye uğrayan kedi ve köpekler için nefis bir ziyafetti. Genç adam, hayvanlardan nefret ederdi. Bu yüzden de başta bu “ziyafet”e itiraz etmiş fakat sonunda kızına boyun eğmişti.
Köpeklerin havlaması, özellikle geceleri onu çıldırtıyordu. Havlamalarını duyduğunda balkona çıkıp onları kovuyordu.
Yetimlerin annesi de hep bahçede olurdu. Anlaşılan bu işten kadın da rahatsızdı. Genç adam, köpekleri toplamaları için belediyeye yaptığı şikayetlerden bir sonuç alamayınca, problemi tek başına çözmeye karar verdi. Ve pirzola artıklarını, eczaneden getirdiği haşere ilaçları ile zehirledikten sonra bahçeye attı. Böylelikle kesin çözüm sağlanacaktı. Ertesi gün, yetimlerin öldüğünü duydular. Doktorlar, annesinin itirazına rağmen çocukların haşere ilacı içtiklerini söylüyorlardı.
|
|
|
|