Forumel.Com

Geri Git   Forumel.Com > Dinler ve Kültürleri > Dini Paylaşımlar > Dini Hikayeler

Dini Hikayeler Beğendiğiniz dini hikayeleri burada paylaşabilirsiniz.


Haram Yoldan Zenginlik

Beğendiğiniz dini hikayeleri burada paylaşabilirsiniz.



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Haram Yoldan Zenginlik
Konudaki Cevap Sayısı
1
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
4619

Kullanıcı Etiket Listesi

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
Eski 19 Nisan 2022, 17:06   #1
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
dftr Haram Yoldan Zenginlik

Haram Yoldan Zenginlik

“Kalp katılığı, çok yalan ve hasetten meydana gelir.” Hz. Ebû Bekir

Talip Efendi, bir tıp fakültesi hastanesinde uzun yıllardan beri çalışıyordu. Canına tak etmişti gurbette çalışmak. Memleketine, oradaki tıp fakültesine gitmeye karar verdi. Dilekçesini bugünden tezi yok yazmalıydı. Hizmetli kulübesine gitti. Bir hastadan aşırdığı kalemi aldı. Muhasebeden alıp kullanmak İçin orada bulundurduğu bir kağıda dilekçesini karaladı, altına imza attı. Kalemi bir kenara fırlatarak hastane müdürünün odasına yöneldi.

Yolda giderken birkaç arkadaşına takıldı. Onlara el şakası bile yapmayı düşündü ama nedense bunu yapmaktan vazgeçti. Neşeliydi. Oradan ayrılması ve yeni tayini için bütün şartlar hazırdı.

Müdürün kapısını kendinden emin bir şekilde tıklattı. İçeriden kalın ve emir verici bir, “Gel!” sesiyle içeri girdi. Müdür onu görünce tebessüm etti. O da müdürün karşısında olduğundan daha ciddi ve iş bilir bir görünüm aldı. Elindeki dilekçeyi müdürün parlak, geniş masasına bırakırken, “Tayinimi istiyorum, “ diyerek, yavaş bir sesle rahatsız edişinin sebebini açıkladı.

Müdür, “İyiydik Talip Efendi!” dedi öylesine. Bu o kadar belliydi ki yüzünde hiçbir ifade belirmemişti müdürün. Talip’in ne kadar menfaatçi biri olduğunu bilmekteydi. Başka personelden gelen şikâyet dilekçeleri bunun ispatıydı.

“Müdürüm, memlekete gideyim; burada çoluk çocuk geçinemiyoruz,” dedi Talip.

Müdür, “Peki, hemen işleme alacağım dilekçeni, “ dedi ve üzerine bir havale yazısı yazarak kaleme gönderdi dilekçeyi. Tayin işlemleri böylece başlamıştı.

Talip, zengin olma fikrini kafasından bir türlü atamıyordu. Bu dünyada çalışmak zengin olmak pek zordu, bundan dolayı zengin olmanın kolay bir yolunu bulmalıydı. Kahrolası şans oyunları hiçbiri para getirmemişti bugüne kadar.

Dilekçeyi verdikten sonra hırsızlık planları kurmaya başladı. Beyin cerrahisi bölümündeki en pahalı aleti pazarlayıp geliriyle memlekette daha iyi yaşama şansını elde etmeyi düşündü. Hayallerini gerçekleştirebilir miydi? Tayini çıktığından dolayı kimse ondan şüphelenmeyecek, gittikten sonra da mesele kapanıp gidecekti.

Akşam yemeğinde bu düşüncelerle karısıyla ve çocuklarıyla hiç konuşmamış, yemekten sonra yatak odasına çekilmişti. Giderken karısına, “Tayinimiz çıkıyor, evdeki eşyaları toplamaya başla!” diye bir emir vermeyi ihmal etmedi.

Kadın sevinmişti bu duruma. Bir yandan da kocasının kafasında bir tilkinin dolaştığını hissetmiş ama yine de hiçbir şey dememişti. Kocası ne zaman burnundan solumaya başlarsa susar, onu kızdırmamaya çalışırdı.

Talip Efendi ertesi gün elini yüzünü yıkadıktan sonra evdekilerle vedalaşmadan ayrıldı. Hastaneye varınca önlüğünü giydi. Gereken işleri yapmaya başladı fakat aklında hep tasarladığı şeyi nasıl yapabileceği vardı.

Arkadaşları, “Talip oğlum, yüzünden düşman bin parça, ne bu Allah aşkına? Tayinim çıkacak diye adam sevinir, sen ise üzülüyor gibisin. Haydi gel, çaylar hazır. Birer bardak içelim de kurtulalım şu kasvetten,” demişlerdi.

Talip bu sözlerden sonra kendine geldi. Bir yandan küçük odanın bir köşesinde kaynamakta olan çaydanlıktan bardaklara çay dolduruyor, diğer yandan da planlarını tazeliyordu. Çayların dumanı kasvetli havayı biraz olsun dağıtmıştı. Gülüşmeler, şakalaşmalar sarmıştı odayı. Hallerinden şikâyet ediyordu hepsi. Böyle sıkıntılı bir ortamda çalışmak zordu ama yine kendilerine göre onlar fedakarlık edip çalışıyorlardı. Başka bir şanslarının olup olmadığını düşünmeden yapılan bu konuşmalar, yakınmalardan öte gitmiyordu. Orada çalışmaktan başka çareleri de yoktu ama hayat standartları yüksek insanları kıskanmak, onları daha hırslı hale getirmişti. Kendilerinden daha aşağıda olanlara hiç bakmıyor, kendinden üstekilere haset ediyorlardı. Sahip olmak istediklerinin bir sınırı yoktu. Azına ve helaline bereket okuma gibi bir anlayışları da olmadığından, hep şikayet ediyorlardı. Kendileriyle aynı statüde çalışan bir arkadaşları, onların bu durumlarını bilerek aralarına pek karışmazdı. İkinci çayları içerken de onun dedikodusunu yaptılar.

Çay faslından sonra her gün olduğu gibi isteksiz bir çalışma başlamıştı. Talip o gün nöbetçi kalacaktı hastanede. Özel bir yerle yaptığı anlaşmayı o akşam gerçekleştirecek, o kıymetli aleti planladığı gibi hastaneden çıkaracaktı.

Saat gecenin üçünü gösteriyordu. Bütün hazırlıklar tamamdı. Hastaneden ve dışarıdan anlaştığı kişiler, bir hastayı dışarıya çıkarıyormuş gibi hazırlıklarını yapmışlardı. Onlar da kendilerine düşen payı alacaklardı. Aletin bulunduğu odaya girdiler. Binlerce kişinin vergisiyle alınan bu cihazlarda onların da hakkı vardı; ithal edilirken çok zorluklara katlanılmıştı. Binlerce hayatı kurtaran bu aletler ne kadar iyi düşüncelerle oralara kadar gelmişti.

Talip, depodan getirdiği bir battaniyeyle cihazı iyice sarıp sarmaladı. Hasta arabasının üzerine beraberce tutup koydular. Yerine de başka bir yerden buldukları bozuk bir aleti bıraktılar. Bir kere gözünü para kazanma hırsı bürümüştü; insan canının ne kadar değerli olduğunu düşünecek durumu yoktu. Kendi menfaatinden başkasını düşünmüyordu.

Ertesi gün o da hastaneden ayrılacak ve birkaç gün içinde memleketine taşınacaktı. Zamanlama onun açısından çok mükemmeldi. Plan iyi yapılmış, başarıyla uygulanmıştı. Evde hazırlıklar daha önceden başlamıştı. Şehirlerarası taşımacılık şirketi kapıya gelmiş, göreve başlamıştı bile. Talip’in içi içine sığmıyordu. Kazandığı parayla daha zengin olmanın yollarını bulacaktı. Şimdilik parayı bankaya yaptıramazdı. Bankada parası olduğu öğrenilirse, cihazın onun tarafından çalındığı anlaşılabilirdi. Paranın faiziyle bile geçinse olurdu.

Biricik kızı Feray’a iyi bir okul ve istikbal hazırlamalıydı. Kendisi de dünya nimetlerinden yararlanmayı ihmal etmemeliydi. Eşyalar taşınırken hep bunu düşünüyordu. Son defa arkadaşlarıyla oynayan üç yaşındaki kızına bakıyordu.

Bir ara kızının su içmek için yukarı çıktığını gördü. Arkadaşlarına oradan sesleniyordu. Kız, onlardan ayrılmak istemiyordu. Fakat balkondan o kadar sarkmıştı ki dengesini koruyamadı. Bir çığlık duyuldu. Aşağıdaki babasının, kucağını açıp onu tutmasını isteyen masum ve zavallı bir kızın feryadıydı bu.

Talip koştu ama yetişemedi. Küçük kız başının üzerine düşmüştü. Annesi feryat ediyordu. Talip kızını kucakladı.

Oradan geçen bir taksiyi durdurdu, “Çabuk hastaneye!” dedi. Evi, çalıştığı hastaneye yakın olduğundan hemen ulaşıvermişlerdi. Kızı hemen ameliyata aldılar. “Geçmiş olsun,” diyen pek çok insan vardı. Talip hiç kimseyi duyacak durumda değildi.

Beyin cerrahi uzmanı Talip’in çaldığı aleti arıyordu. Hemşirelere, “Buradaki cihaz nerede?” diye bağırıyordu.
“Bilmiyoruz!” diyorlardı hemşireler, şaşkın şaşkın. Akşam kendileri silip temizleyip yerine yerleştirmişlerdi halbuki. Yerinden hiç hareket etmeyen bu cihaz nasıl kaybolurdu bir anda?

Doktor, onu Talip’in çocuğu için kullanacak, beyindeki kanın pıhtılaşmasına engel olacaktı. Lakin yoktu ortalıkta. Doktorun, “Çabuk bulun şu aleti, çabuk!” sesi koridorda çınlıyordu.

Talip ne yapacağını şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Dili tutulmuştu sanki. Başka bir hastaneye yüksek bir ücret karşılığında sattığı cihaz aranıyordu.

Boğazını tırmalar şekilde çıkan bir sesle, “O cihazın yerini biliyorum. Akşam cihazı çalıp başka bir hastaneye satmıştım. Gidip size onu getireyim!” dedi.

Cihazı sattığı hastaneye gitmek üzere koşarak çıktı. Atladığı arabayla aleti binbir zahmetle ve izinle getirebilmişti ancak çocuğuna anında müdahale edilememişti. Çocuk sakat kalmış; konuşamaz, yürüyemez, kendini bilemez olmuştu. Talip, kendi eliyle çocuğunun hayatını perişan etmiş, kendi hatasını ciğerparesinin sakatlığıyla ödemişti.

İki polis memuru, kriz geçiren Talip’in ellerini kelepçeyle birleştirmeye çalışırken; gözü yaşlı anne, çocuğunun durumuna ağlıyor, hıçkırıklara boğuluyordu.

Talip, tutuklanarak polis memurlarının arasında cezaevine doğru yol çıkarılıyordu.

Unutmayın ki beşer zulmeder, kader adalet eder!


 
 

Yer İmleri


Konuyu 1 kişi okuyor: (0 üye ve 1 misafir)
 

Gönderim Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Cevap yazamazsınız
Ek dosya gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm saatler GMT +3 biçimindedir. Şu anki saat 22:02.

Forum Bilgilendirme Künye
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions Inc.

Forumel, lisanslı vBulletin kullanmaktadır!
Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece

Sitemiz; yer sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un ilgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacak, gerekli işlemler tesis edilecektir.

Eğlenceli Genel Forum Sitesi, Genel Forum Sitesi, Genel Forum Siteleri, Genel Forum