19 Mart 2022, 19:29
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Kaderin Hikayesi
Kaderin Hikayesi
“Hayat, inanmak ve mücadele etmektir.” Hz. Hüseyin
Uzun zaman önce bir ülke varmış refah içinde yaşayan. Ülkenin refah içerisinde yaşamasının sebebi iyi yürekli ve dürüst kralıymış. Kral zaman zaman tebdil-i kıyafet ülkeyi dolaşır, halkının dertlerini dinler, sorunlara çözüm bulurmuş.
Kral yine böyle bir günde dolaşırken, yolu dağ başında bir göl kenarına düşmüş. Gölün kenarındaki ağacın dibine çökmüş Aksakallı bir dede görmüş. Yaşlı adamın bir elinde bir kese, diğerinde bir kese varmış. Birinden bir taş alıp diğerinden aldığı taşa bağlıyor ve göle atıyormuş.
Bu iş epey bir süre devam etmiş ve nihayet bittiğinde, dede yoluna gitmek üzere ayağa kalkmış ve kralla göz göze gelmiş. Kral, dedeye, “Dede bütün bir gün seni izledim, ne yaptığını anlayamadım,” demiş.
Dede kralın sorusunu şöyle cevaplamış: “Oğlum, ben insanların kaderlerini birbirine bağlarım.”
“Peki en son kimin kaderini birbirine bağladın?”
“Kralın güzel kızı ile uşağı Ahmet’in kaderini bağladım.”
Kral bu cevabı alınca dünyası kararmış. Bir yanda güzeller güzeli, biricik kızı, ülkenin prensesi; diğer yanda oğlu olsa ancak bu kadar seveceği Arap uşağı Ahmet… Ne yaparım, nasıl eder de Ahmet’e bir zarar vermeden bu kaderi bozarım diye düşünerek sarayın yolunu tutmuş.
Saraya gidince hemen sevgili uşağı Ahmet’i huzuruna çağırmış ve ona, “Oğlum, Ahmet sana bir mektup vereceğim, bu mektubu alacak ve Güneş’e götüreceksin,” demiş.
Krala sorgu sual edilmez. Biçare Ahmet mektubu ve yolluğunu alarak düşmüş bilinmez yollara. Düşmüş ki ne düşmek. Babası kadar sevdiği kralı ona bir görev vermiş ve o, bu görevi yerine getirmeli, ama nasıl? Günlerce dere tepe demeden yol gitmiş. Nihayet yorgunluktan bitkin halde iken gördüğü bir ulu ağacın gölgesinde dinlenmeye karar vermiş ve uykuya dalmış. Uyandığında bir de ne görsün! Ağacın az ötesinde bir göl… O göl ki üzerine Güneş’in aksi vurmuş…
“Kralımın dediği Güneş bu olsa gerek, “ diyerek, üzerinde sadece iç çamaşırı kalana kadar soyunup atmış kendini göle. Dibe doğru yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş… Ta dipte, güneşin aksinin tükendiği yerde bir de ne görsün! Şahane bir hazine sandığı… Almış sandığı çıkmış yüzeye. Çıkmış ama Ahmet artık koyu tenli değil, bembeyaz bir Ahmet… Sadece iç çamaşırının olduğu bölge eski renginde. “Var bu işte bir hikmet,” demiş ve açmış sandığı. Sandık gerçek bir hazine sandığıymış. İçinde binbir türlü mücevherat ile birlikte, üzerinde Güneş’ten Kral’a yazan bir zarf varmış. Ahmet ne yapacağını bilemez hale gelmiş bir anda. Yeni ten rengi ve yaşadıkları yüzünden, ülkesine dönünce kimsenin kendisine inanmayacağını düşünerek ülkesine zengin bir tüccar kimliği ile gerçekleşmiş Ahmet’in.
Kral, ülkesinin bu yeni dürüst ve yakışıklı tüccarı ile güzeller güzeli kızını evlendirmeye karar verince dünyalar Ahmet’in olmuş. Kral, kızını zengin tüccara vermiş vermesine ama aklı da bir yandan oğlu gibi sevdiği ve kendisinden hiçbir haber alamadığı uşağı Ahmet’te imiş.
Gel zaman git zaman, kral damadı ile birlikte bir ziyafet yemeğinde iken Ahmet yere düşen bir çatalı almak için eğilince şalvarlının kenarından kaba eti gözükmüş. Bunu gören kral gözlerine inanamamış. Yemek bitip de herkes odasına çekilirken koridorun sonuna ilerleyen damadının arkasından seslenivermiş kral, “Ahmet!” diye.
Ahmet seneler sonra duyunca gerçek adını, kendisine seslenen krala istemsizce dönüvermiş ve “Neler oluyor Ahmet, evladım? Anlat başından geçenleri bana,” diyen kralına bütün olanları bir bir anlatmış.
Bunun üzerine kral, “Peki Güneş bana bir şey gönderdi mi?” diye sorunca da hemen odasına koşarak sandıktan çıkan mektubu almış ve kral vermiş. Mektupta şu satırlar yer alıyormuş:
“Güneş’e yazı yazılmaz… Yazılan yazı ise bozulmaz!”
|
|
|
|