|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: İnsan Kuyruğu ve Kuyruklu İnsanlar | Neden Hala Kuyruklu Doğan İnsanlar Var?
Neredeyse tümünde kuyruklar, vücudun sacracoccgeal bölgesinde, vücut ekseninin yaklaşık olarak ortasında yer almaktadır. Bu bölge, kuyruğun tam da oluşmasını beklediğimiz bölgedir. Öyle ki, sahte kuyrukların da neredeyse tamamı bu bölgede oluşmaktadır; sadece 1 sahte kuyruk (ki o da parazitik bir fetüstür; yani bireyin vücudunda bir diğer kardeşi gelişmeye çalışmıştır) lumbar bölgede oluşmuştur. Kimi vakada merkezden en fazla 1.5 santimetrelik sapma keşfedilmiştir.
Körelmiş gerçek kuyrukların büyük bir kısmı penis, parmak, sosis, domuz kuyruğu veya fil hortumu gibi şekillere sahiptir. Çoğunda pigment vardır (yani deri ile aynı renktedir) ve hatta üzerinde kıllar büyüyebilir. Daha kısa ve künt olan kuyruklar düz şekilde de olabilir; daha uzun olanlarsa genellikle kıvrımlıdır. Kuyrukların uzunlukları genellikle 3-13 santimetredir; çapı ise 0.7-3 santimetre arasında değişebilir.
İnsan Kuyrukları Bazen Hareket Edebiliyor!
Bu kuyruklar, bazı vakalarda istemsiz olarak hareket edebilir! Özellikle de korkma, öksürme veya ağlama sırasında kuyruğun hareket edebildiği görülmüştür. Bu hareketin büyük bir kısmı kuyruğun orta ve distal bölgelerinde yaşanmaktadır. Distal bölge orta bölgeye doğru uzayıp kısalabilmektedir; bu sayede kuyruk daha kısa ve şişkin bir hal alabilmektedir. Öte yandan sahte kuyrukların birçoğu daha kısadır, kesilmiş bir ağaç gövdesine benzemektedir ve bazen çıkıntı yapmaktadır.
İnsan Kuyruklarının Anatomisi ve Fizyolojisi
Körelmiş gerçek insan kuyruklarında ufak kan damarları ve sinir uçları, kuyruk boyunca dağılmış halde bulunur. Hatta bu sinirler son derece iyi gelişmiştir, gliyal fiberlerle sarılıdır ve gliyoma içeren bir vakada kalsifikasyon da gözlenmiştir. Kuyruklarda boylamasına uzanan çizgili kaslar vardır; ancak bunların bir kısmı dejenere olmuş haldedir. Yüzey boyunca deri normal bir şekilde gelişir; hatta üzerinde aktif kıl kökleri ve ter bezleri de bulunmaktadır.
Dermis, vücudun geri kalanından biraz daha kalın olmaya meyillidir. Sahte kuyruklarda ise böbrek tipi teratom-benzeri bileşenlere, lipoma içinde adipoz dokuya ve hiperplastik kondrodistrofik bir vakada kıkırdak dokuya rastlanmıştır.
Her ne kadar bazı araştırmalarda bugüne kadar kemik oluşumu gözlenen bir körelmiş gerçek insan kuyruğuna rastlanmadığı iddia edilse de, bu oldukça tartışmalıdır. Bilim insanları arasındaki anlaşmazlık, tanımlar konusunda anlaşamamaktan kaynaklanıyor gibi gözükmektedir: Örneğin 1820 yılında Gould ve Pyle tarafından tanımlanan bir Türk erkeğinin gerçek kuyruğunda 4 adet omur bulunduğu raporlanmıştır. Ancak bu rapor, detaylandırılmadığı için konu hakkında tam bir bilgi bulunmamaktadır ve bazı uzmanlar kemikli kuyruk iddiasını reddetmektedir. Bir diğer vakada, kuyruk içinde bulunan 3 adet omura dair radyografik kanıtlar sunulmuştur; ancak bu hastanın omur sayısı, normal bir insanınkiyle aynıdır. Dolayısıyla kuyrukta ek bir omur oluşumu gözlenmemiştir; sadece anormal derecede uzun bir kuyruk sokumu kemiği bulunduğu düşünülmektedir.
Öte yandan, diğer araştırmada incelenen 195 vakanın 35'inde oluşan kuyruklarda kemiksi veya kıkırdaksı dokulara rastlanmıştır. Hatta uzmanların yazdığına göre, insan kuyruklarında yapılan elle muayene ve radyografik analizler, kemikleri kolaylıkla teşhis edebildiği için, bilim ve tıp tarihi boyunca kuyruklu insan kemikleri sıklıkla raporlanmıştır. İnsan kuyruğundaki kemikler, kuyruk kemiği (coccyx) ve kuyruk kemiği olmayan kemikler (non-coccyx) olarak iki gruba ayrılmaktadır. 35 vakanın 26'sında oluşan insan kuyruklarında coccyx dışarıya doğru uzamıştır. Bu insan kuyrukları genellikle ufaktır ve yarı-küreseldir. Coccyx uzayıp da insan kuyruğunun temelini oluşturduğunda, coccyx'i oluşturan kaudal omur sayısı normal sınırlarda (2-4 omur olarak) kalmaktadır ve herhangi bir ek omur oluşumu gözlenmemektedir. Bu tür kuyruklara genelikle sacrococcygeal seviyenin orta hattında rastlanmaktadır.
Coccyx kemiği olmayan kemikleri içeren insan kuyrukları çok daha nadirdir. Bu durumda olan birçok vakada kemikler ve kıkırdaksı dokular mevcuttur. Bu kemikler ve/veya kıkırdaksı dokular sacrum veya coccyx tarafından kontrol edilememektedir ve genellikle lokasyonları, omurga hattından oldukça uzaktadır. Dolayısıyla bunları ek omurlar olarak kategorize etmek zordur. Bu tür insan kuyruklarına da lumbar bölgede veya sacrococcygeal bölgenin orta hattında rastlanmaktadır. Vakaların büyük bir kısmında ise hiçbir kemik oluşumu gözlenmemiştir.
Kuyruk Oluşumuyla İlişkili Doğuştan Gelen Anomaliler
Körelmiş gerçek kuyruk vakalarının 5 tanesinde (%22) ve sahte kuyrukların 5 tanesinde (%50) doğuştan gelen anomaliler tespit edilmiştir. Bunlardan 4 tanesinde spina bafida (2'si gerçek, 2'si sahte kuyruklu), 1 tanesinde tavşan dudaklılık, 1 tanesinde yumru ayaklılık, 1 tanesinde von Recklinghausen hastalığı, 1 tanesinde 4 ve 5. ayak parmaklarında çift parmaklılık ve 1 tanesinde anormal küçüklükte bir sol ayak parmağı görülmüştür.
İnsan Kuyruğunun Büyüme Hızı
Vakalardan 3 tanesinde kuyruğun gelişimi kayıt altında tutulmuştur. Birinde 2 haftalık bir bebekteki kuyruk 4.4 santimetre olarak ölçülmüşken, 2. ayda 5 santimetre, 6. ayda 7 santimetre olarak ölçülmüştür. Yani çocuğun gelişimi ile kuyruğun gelişimi orantılı bir şekilde yaşanmıştır. Bir diğer vakada doğumda kuyruk 2 santimetre olarak ölçülmüşken, 3 aylıkken 5 santimetre olarak ölçülmüştür. Bir diğer vakada ise 2 hafta aralıkla ölçülen kuyruğun 1 santimetre büyüdüğü gözlenmiştir. Yani insan kuyruklarının haftada 1-5 milimetre uzadığı söylenebilir.
İnsan Kuyruğunun Olası Genetik Altyapısı
Kuyruklu doğumlarda bir miktar genetik altyapı olduğu söylenebilir. Örneğin bir vakada, vakanın erkek kardeşinde de kuyruk gözlenmiştir. Bir diğer vakada, kuyruklu doğan çocuğun anneannesinin de kuyruklu doğduğu belirlenmiştir. Bir diğer vakada, kardeşlerden birinde spina bafida gözlenmiştir; ancak diğer bir vakada, ikiz kardeşlerden sadece bir tanesinde kuyruk oluşmuştur. Dolayısıyla insan kuyruğunun genetik altyapısı henüz çok net değildir.
Modern İnsan Kuyruğu Sınıflandırması
İnsan kuyruklarının nadir olması ve bu alandaki araştırmaların yetersiz olmasından ötürü bilim insanları iletişim kolaylığı sağlayabilmek adına yeni kategorizasyon sistemleri geliştirmeye çalışmaktadırlar. Bu çabaların bir sonucu olarak, aşağıdaki gibi bir kategorizasyon önerilmektedir:
- Tip-1 İnsan Kuyruğu:Bu tür insan kuyruklarında kemik veya kıkırdak vardır. Bu, elle muayene veya radyografi ile net bir şekilde doğrulanabilir. İki alt türü vardır.
- Tip-1a İnsan Kuyruğu: Bu tür insan kuyrukları, coccyx kemiğinin dışa çıkıntı yapmasıyla oluşur. Kaudal omur sayısı normaldir (en fazla 4-6 omur), coccyx dışa çıkmıştır ve sacrococcygeal bölgenin ortasında yarı-küresel ve ufak bir kuyruk oluşumu gözlenir. Bu vakaların %50'sinde başka herhangi bir sorun görülmez.
- Tip-1b İnsan Kuyruğu:Bu tür insan kuyrukları, coccyx ile ilişkili olmayan kemik veya kıkırdak dokularına sahiptir. Bunlar, Tip-1b'den kolaylıkla ayırt edilebilir; çünkü bu kuyruklarda oluşan kemikler omurgaya bağlı değildir. Bu tür kuyruklar genellikle lumbar bölgede veya sacrococcygeal bölgede bulunurlar. Kemikler, genellikle teratomlar veya lipoma tarafından üretilir.
- Tip-2 İnsan Kuyruğu:Bu tür insan kuyruklarında kemik veya kıkırdak oluşumu yoktur. Genellikle natal yarıktan daha yukarıda bulunurlar; ancak konumları Tip-1 kuyruklara göre daha değişkendir. Tip-2 insan kuyrukları, lokasyona göre kategorize edilir.
- Tip-2a İnsan Kuyruğu: Bu tür insan kuyrukları çoğunlukla lumbar bölgenin veya sacrococcygeal bölgenin orta hattında oluşurlar. En yaygın görünen insan kuyruğu tipidir. Çoğunda omurilik malformasyonları da görülür.
- Tip-2b İnsan Kuyruğu: Çoğunlukla para-anal bölgede bulunurlar ve diğer para-anal bölge anomalileriyle yakından ilişkilidirler. Bu tür kuyrukların bir kısmında isteğe bağlı olarak kuyruğun hareket ettirilebildiği görülmüştür.
Evrimsel Analiz
Sonuç olarak, her ne kadar artık kuyruğumuzu tamamen yitirmiş olsak da, kuyruklu atalarımızın genetik ve kimi zaman anatomik mirasını vücudumuzda halen taşımaya devam ediyoruz. Kimi zaman, milyonlarca yıldır biriken mutasyonlarla susturulmuş olan bu sahtegenler, tersine işleyen mutasyonlarla aktive olabiliyor ve kuyruklu doğumlar görülebiliyor. Her ne kadar her kuyruk-benzeri oluşumla doğan kişide, gerçek bir kuyruk görülmüyor olsa da, bugüne kadar birçok insanın körelmiş bir kuyrukla doğduğunu ve bu yapının bir kuyruk artığı olduğunu biliyoruz.
Bu kuyrukların "gerçek" bir kuyruk olmadığı veya spina bifida gibi hastalıklardan ibaret olduğuna yönelik argümanların bilimsel bir geçerliliği bulunmuyor. İnsan kuyruğu, elbette işlevsel bir kuyruk değil; çünkü neredeyse 25 milyon yıl önce körelerek tamamen yok olmuş ve aradan geçen on milyonlarca nesilde hiçbir zaman yeniden belirmemiş bir yapıdır. Bu süreçte insan genomunda ve tüm atalarının genomlarında bulunan, kuyruk oluşumu ile ilgili genlerde biriken mutasyonlar dolayısıyla kuyruk oluşumunun mekanizması bozulmuştur. Evrimsel süreçte körelmiş organ, yapı ve özelliklere ait, mutasyonlarla bozulmuş genlere sahtegenler (İng: "pseudogene") adı verilmektedir. İnsan genomunda bulunan WNT3A gibi genler, doğrudan doğruya kuyruk oluşumuyla ilgili sahtegenlerdir.
Ayrıca memelilerin genomunda, sadece anormal kuyruk uzunluğuyla ilişkilendirilen 63 farklı gen tespit edilmiştir. Bunların bir kısmı, insanlarda da bulunan genlerdir. Ancak bir kuyruğu tam olarak üretebilecek genlerin tamamı insanda artık bulunmamaktadır. Bu nedenle kuyruklu doğumlar, kimi durumda diğer omurilik ve omurga hastalıklarıyla bir arada görülmektedir; daha önceden de belirttiğimiz gibi spina bifida gibi hastalıklar buna güzel bi örnektir. Unutulmamalıdır ki, en nihayetinde kuyruklu doğumlar, insan türü için bir gelişim anomalisidir; normalde bu tür bir gelişimin olması evrimsel veya morfolojik olarak beklenmemektedir. Ancak bu anomalinin olabiliyor olması, hareketli ve damarlarla, sinirlerle ve diğer dokularla beslenen bir kuyruğun oluşabiliyor olması ve bu yapının genellikle tam da kuyruğu görmeyi beklediğimiz bölgede gelişiyor olması, bunun evrimsel olarak atasal bir niteliğin, beklenmedik şekilde de olsa torunda ortaya çıktığını göstermektedir. Evrimsel süreçte bu tür özelliklere atavizm adını vermekteyiz. Kuyruklu insan doğumları, atavistik bir özelliğe işaret etmektedir.
Mutasyonlar var olan genleri değiştirerek genoma yeni bilgiler eklerler; var olan bilgileri değiştirirler veya tamamen silerler. Bunlar, fiziksel görünüme (fenotipe) çeşitlilik olarak yansır. Kimi zamansa bu değişen (mutant) genler hiçbir fiziksel değişim yaratmadan öylece genomda kalırlar. Ancak yıllar sonra, başka mutasyonların oluşmasıyla, bu gen bölgeleri de anlamlı hale gelebilirler ve fiziksel görünüme etki edebilirler. Fakat bunlar sadece çeşitlilik yaratır, evrim değildir. Evrim, ancak ve ancak bu yeni varyasyonların hayatta kalma başarısına bağlı olarak gerçekleşir. Eğer yeni bir varyasyon hayatta kalıp ürerse, kendisindeki mutant genleri gelecek nesillere aktarır ve bu genlerin popülasyon içerisinde görülme sıklığı artar. Eğer bu mutant genler avantaj sağlamıyorsa, sürüklenerek gelecek nesillere aktarılabilir ya da yine diğer genlerle sürüklenerek yok olur. Eğer bu mutant gen dezavantaj sağlıyorsa, popülasyondan elenerek yok olur, görülme sıklığı azalır. İşte bu popülasyon için gen sıklığındaki değişime bilimde "evrim" adı verilir.
Ve evrim, aradan geçen 20-25 milyon yıldan sonra, halen atalarımızın kuyruklarının bazen beliriyor olmasının yegane bilimsel açıklamasıdır.
Kaynak
|