Son Bir Kedi
Evvel zaman içinde, bir varmışla bir yokmuş arasında kalmış bir kedi…
Öylesine engin görünüyordu ki umman, sanırsın her yere götürebilirdi. Limana indi kedi. İskeleye kadar ilerledi. Gelgelelim sudan ölesiye korkardı, bir pati daha atmaya yüreği el vermedi. O son gemiye binmedi.
Bir anlığına gök limanının gemilerine binip gitmek düştü aklına. Bu fikir kafasına yatar yatmaz da harekete geçti. Uçağa binişi sağlayan koridor açıldığında kalabalığın peşi sıra ilerledi. Ne var ki göğe muazzam bir hayranlık beslerdi kedi. Bundan sebep duraksadı, göğü incitirim diye tasalanmadan edemedi. Gönlü bir türlü el vermedi. O son uçağa binmedi.
Vagonlar başının birbiri ardına gelen o ısrarcı düdük sesleri diğer herkes gibi kediye de seslendi. Ama yonup yontulurken çınlayan o demir çığlıkları oldum olası kediyi rahatsız eder, çıldırtır, perişan bir hâle getirirdi. O yüzden o son trene binmedi kedi.
Kavşağa vardı kedi. O yol ayrımında karşıya geçmek için bekledi. Ayrılanlar konvoyundan biri otomobilini durdurup ona seslendi. Yalnız gitmek istemediğini ve yol boyunca kendisine iştirakını teklif etti. Acele etmelisin diye de ekledi. Sürücüyü gözü hiç tutmadı, fırsatını bulmuşken karşıya geçmeyi yeğledi.
Er ya da geçti, ille velakin o son hep gelirdi. Kedi, bunu bilirdi. Evvel zaman içinde bir kedi, bir varmışla bir yokmuş arasında kalmış o kedi. İşte o kedi, bu sefer bitsin istedi.
Bu medyayı görüntüleyebilmeniz için üye olmanız ve üye hesabınızla oturum açmanız gerekmektedir.