|
Çevrimdışı
R5
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
32 Significant Words
32 Significant Words
1. **Acerbic** - Asidik
- Despite his acerbic wit, which could often be cutting, he was well-liked by his peers.
- (Keskin zekasına rağmen, ki bu çoğu zaman iğneleyici olabilirdi, arkadaşları tarafından çok seviliyordu.)
2. **Burgeon** - Yeşermek
- As the city burgeoned, new industries were established, offering a plethora of job opportunities.
- (Şehir yeşerdikçe, yeni endüstriler kurulmuş ve birçok iş fırsatı sunulmuştu.)
3. **Cacophony** - Kakofoni
- The cacophony of sounds, which included the honking of horns and the chatter of people, filled the bustling market.
- (Kakofoni içeren sesler, kornaların çalması ve insanların konuşması da dahil, hareketli pazarı dolduruyordu.)
4. **Diaphanous** - Şeffaf
- She wore a diaphanous dress, through which the light softly filtered, creating an ethereal glow.
- (Işığın yumuşakça süzüldüğü, eteryal bir parıltı yaratan şeffaf bir elbise giymişti.)
5. **Effulgent** - Parlak
- His effulgent smile, which could light up any room, was his most charming feature.
- (Herhangi bir odayı aydınlatabilecek parlak gülümsemesi, en çekici özelliğiydi.)
6. **Felicity** - Mutluluk
- In moments of felicity, she felt a profound connection to the universe, as if all was in perfect harmony.
- (Mutluluk anlarında, tüm evrenle derin bir bağlantı hissediyor ve sanki her şey mükemmel bir uyum içindeydi.)
7. **Garrulous** - Geveze
- Though he was often garrulous, talking incessantly about trivial matters, his stories were always entertaining.
- (Sık sık önemsiz konulardan durmaksızın bahsetse de, hikayeleri her zaman eğlendiriciydi.)
8. **Halcyon** - Sakin
- Those were the halcyon days, where life seemed simpler and peace reigned unchallenged.
- (Bunlar, hayatın daha basit göründüğü ve barışın sorgusuz sualsiz hakim olduğu sakin günlerdi.)
9. **Ineffable** - Tarif edilemez
- The beauty of the sunset was ineffable, leaving everyone in awe and silence.
- (Gün batımının güzelliği tarif edilemezdi, herkesi hayranlık ve sessizlik içinde bıraktı.)
10. **Juxtapose** - Yan yana koymak
- To fully appreciate the artist's intention, one must juxtapose his earlier works with his latest pieces.
- (Sanatçının niyetini tam anlamıyla anlamak için, önceki eserlerini en son yapıtlarıyla yan yana koymak gerekir.)
11. **Kaleidoscopic** - Renkli ve değişken
- The city's nightlife was kaleidoscopic, offering a variety of sights, sounds, and experiences that constantly changed.
- (Şehrin gece hayatı, sürekli değişen bir dizi manzara, ses ve deneyim sunarak renkli ve değişkendi.)
12. **Lugubrious** - Kederli
- His lugubrious demeanor, which was a stark contrast to his usual jovial nature, concerned his friends.
- (Genellikle neşeli doğasıyla keskin bir tezat oluşturan kederli tavrı, arkadaşlarını endişelendiriyordu.)
13. **Mellifluous** - Tatlı
- Her mellifluous voice, which flowed like honey, captivated the audience.
- (Bal gibi akan tatlı sesi, izleyicileri büyüledi.)
14. **Nefarious** - Kötü
- The villain's nefarious plans, designed to bring chaos, were thwarted at the last minute.
- (Kötü adamın kaos yaratmak için tasarladığı kötü planları son dakikada engellendi.)
15. **Obfuscate** - Bulandırmak
- Rather than provide clarity, his elaborate explanations only served to obfuscate the matter further.
- (Açıklık getirmek yerine, ayrıntılı açıklamaları konuyu daha da bulandırdı.)
16. **Palpable** - Elle tutulur
- The tension in the room was palpable, almost as if one could reach out and touch it.
- (Odadaki gerginlik elle tutulabilirdi, sanki uzanıp dokunacak kadar gerçekti.)
17. **Quixotic** - Hayalperest
- His quixotic quest, driven by noble but impractical ideals, seemed destined for failure.
- (Soylu ama uygulanamaz ideallerle yönlendirilen hayalperest yolculuğu, başarısızlığa mahkum görünüyordu.)
18. **Rhapsodic** - Coşkulu
- The musician's performance was rhapsodic, filled with spontaneous bursts of passion.
- (Müzisyenin performansı, spontane patlamalarla dolu coşkuluydu.)
19. **Serendipity** - Beklenmedik şans
- It was through sheer serendipity that they discovered the hidden treasure, completely by accident.
- (Gizli hazineyi keşfetmeleri tamamen beklenmedik bir şansla, tamamen tesadüfen oldu.)
20. **Taciturn** - Suskun
- Although he was typically taciturn, preferring silence over idle chatter, his words carried weight when he did speak.
- (Genellikle boş konuşmalar yerine sessizliği tercih eden suskun biri olmasına rağmen, konuştuğunda kelimeleri ağırlık taşırdı.)
21. **Ubiquitous** - Her yerde var olan
- In the age of digital technology, smartphones have become ubiquitous, found in nearly every pocket.
- (Dijital teknolojinin çağında, akıllı telefonlar her cepte bulunabilen her yerde var olan cihazlar haline geldi.)
22. **Vicarious** - Dolaylı
- She lived vicariously through her children, experiencing their joys and sorrows as if they were her own.
- (Çocukları aracılığıyla dolaylı olarak yaşadı, onların sevinçlerini ve üzüntülerini kendiymiş gibi deneyimledi.)
23. **Wistful** - Özlem dolu
- As he looked at the old photographs, a wistful smile spread across his face, recalling the past.
- (Eski fotoğraflara bakarken, geçmişi hatırlarken yüzüne özlem dolu bir gülümseme yayıldı.)
24. **Xenophile** - Yabancı hayranı
- Her xenophile tendencies led her to embrace cultures from around the world with open arms.
- (Yabancı hayranı eğilimleri, dünyanın dört bir yanından kültürleri açık kollarla benimsemesine neden oldu.)
25. **Yoke** - Boyunduruk
- The peasants struggled to free themselves from the yoke of oppression that had bound them for centuries.
- (Köylüler, yüzyıllardır kendilerini bağlayan baskı boyunduruğundan kurtulmak için mücadele etti.)
26. **Zephyr** - Hafif rüzgar
- A gentle zephyr, whispering through the trees, brought a sense of calm to the evening.
- (Ağaçların arasında fısıldayan hafif bir rüzgar, akşama sakinlik getirdi.)
27. **Aberrant** - Sapkın
- His aberrant behavior, which deviated significantly from societal norms, raised many eyebrows.
- (Toplumsal normlardan önemli ölçüde sapmış olan sapkın davranışı, birçok kaşı kaldırttı.)
28. **Benevolent** - İyiliksever
- The benevolent actions of the anonymous donor provided much-needed relief to the struggling community.
- (Anonim bağışçının iyiliksever eylemleri, mücadele eden topluluğa çok ihtiyaç duyulan bir rahatlama sağladı.)
29. **Cognitive** - Bilişsel
- Cognitive development in children is influenced by a variety of factors, including environment and genetics.
- (Çocuklardaki bilişsel gelişim, çevre ve genetik dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden etkilenir.)
30. **Dubious** - Şüpheli
- The results of the experiment, which were dubious at best, did not convince the scientific community.
- (En iyi ihtimalle şüpheli olan deneyin sonuçları, bilim camiasını ikna etmedi.)
31. **Ebullient** - Coşkulu
- Her ebullient personality, characterized by boundless enthusiasm, was infectious.
- (Sınırsız bir coşkuyla nitelendirilen coşkulu kişiliği bulaşıcıydı.)
32. **Hapless** - Şanssız
- The hapless travelers, lost and without resources, struggled to find their way back.
- (Şanssız gezginler, kaybolmuş ve kaynakları olmadan, geri dönüş yollarını bulmak için mücadele ettiler.)

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
#SOMA
|