Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16 Eylül 2023, 22:16   #39
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

381 – Oynarken çok fazla gevşek bir şekilde neşeli olmamak, ya da hayatta ve çalışırken iç karartıcı bir ciddiyette olmamak iyidir. Her iki durumda da neşeli bir özgürlük ve ciddi bir düzen ararız. Her ne yönde olursa olsun aşırılık bir şiddettir; hakikat ancak huzurda, dengede, ahenkte keşfedilip yaşanabilir.

386 – Hastalıklar gereksiz şekilde uzuyor, ölümün kaçınılmaz olduğu zamandan daha sıkça ölümle sonuçlanıyor, çünkü hastanın aklı, vücudunun hastalığını destekleyip üzerine çörekleniyor. Kesinlikle doğru!

387 – Tıp bilimi insanlık için bir nimet olmaktan çok bir lanet oldu. Salgınların şiddetini kırdı, harika bir cerrahi keşfetti ama, hem insanın doğal sağlığını zayıflattı hem kişisel hastalıkları çoğalttı; akla ve vücuda korkuyu ve bağımlılığı yerleştirdi; sağlığımıza doğal sıhhate dayanmak yerine, mineral ve bitkisel alemin haplarının sarsak, iğrenç koltuk değneğine yaslanmayı öğretti. Harika!

388 – Doktor hastalığa ilaçla nişan alır; hedefi bazen vurur, bazen ıskalar. Iskalar hesaba katılmaz; isabetlerse özenle toplanıp sayılır ve bir bilim şeklinde sistematize edilir.

389 – Büyücüye inanıyor diye vahşiye gülüyoruz; peki doktora inanan uygar insan daha az batıl inançlı mı oluyor? Vahşi, belli bir büyü okunup tekrarlandığında sıkça belli bir hastalığın geçtiğini fark ediyor, inanıyor. Uygar hasta, belli bir reçeteye göre belli miktarda ilaç aldığında sıkça belli bir hastalığın geçtiğini fark ediyor, inanıyor. Ne fark var? Sonuca bağlamak için şöyle diyebiliriz: hastanın inancı ilaçlara iyileştirme gücünü veriyor. Belki de insanlar, Lütfun iyileştirici gücüne tam inansaydı, pek çok hastalığa yakalanmazlardı.

Bugün L.D.’nin [Amerikalı bir öğretilinin] gittiğini haber aldım. Çok ağır bir ameliyat geçirmişti, kanserdi; toparlanmıştı, eve dönmüştü; bana mektup yazmıştı: “Kendimi gittikçe daha iyi hissediyorum...” diye; gitti. Haberini bugün aldım. Ya. Aynen R. gibi: hastalığı tekrar nüksetti. Bu öylesine şeye benziyor ki... evet, bu, Sri Aurobindo'nun barbarlık (Anne sanki bütün dünyanın atmosferini saran bir hareket yapıyor) dediğine karşı sarfedilen şu çaba. Bu sanki... bilmiyorum, bu, akılsal konstrüksyonun içinden çıkmayı red etmek mi, yoksa çıkamamak mı? Bu Bilincin etkisi öyle ki, bütün akılsal konstrüksyonun ne derece yanlış olduğunu göstermek için... nasıl desem.. neredeyse acımasızca davranıyor – her şey, spontane gibi görünen reaksyonlar bile, her şey son derece karmaşık bir akılsal konstrüksyonun neticesi. Ama Bilinç acımasız. İnsan bu akılsal konstrüksyonun içinde doğuyor, ve böyle hissetmek, buna göre tepki vermek, her şeyi buna göre organize etmek o kadar doğal görünüyor ki... insana Hakikati ıskalattırıyor. Vücudun organizasyonu böyle. Ama Aksyon kendini olağanüstü güçle empoze ediyor, bu da acımasız gibi görünüyor, bize acımasız gibi geliyor (Anne yumruğunu sanki maddeye indiriyor), dersi öğrenmemiz için.

(Uzun sessizlik)

Sri Aurobindo buradayken… hatırlıyorum...

Yani, varlığımın iç kısmı olayları üst bilince göre hisseden, üst bilince göre gören bir bilince giriyordu: olaylar tamamen farkıydı; tam da Sri Aurobindo hastalandığı zaman, tüm bu olaylar olduğu zaman, önce şu kaza oldu: bacağı kırıldı... vücut... VÜCUDUM sürekli: bunlar hayal, üst bilincin gördüğü hayal, bize göre değil; bizim için, vücutlar için durum aynen böyle” (Yer altındaymış gibi bir hareket).

İğrençti... Bunların hepsi gitmişti. Tamamen gitmişti, efor dolu bunca yıl sonra, hepsi gitmişti, vücut Tanrısal Mevcudiyeti hissediyordu... her şeyin ister istemez değişmesi gerekeceği izlenimini alıyordu. Ve bu günlerde, vücut, gitmiş olan bu formasyondan, bu dünyasal formasyondan, tüm insanlığın ortak formasyonundan tamamen kurtulmuştu: yani bu üst Hakikatin vizyonunu görenler, algılayanlar, ya da sadece üst Hakikate özlem duyanlar, maddi Olguya geri döndüklerinde her şeyi sürekli inkar eden bu son derece acı verici olayla karşı karşıya kalıyor – vücudum bundan tamamen kurtulmuştu... ama formasyon geri döndü. Geri döndü ama geri döndüğünde, vücudum formasyonu BİR YALANI GÖRÜR GİBİ GÖRDÜ. Vücudumun ne derece değiştiğini anladım, çünkü formasyonu görünce... ona artık doğruluğu kalmamış eski bir formasyon edasıyla gülümseyerek baktı.

Olağanüstü bir deneyimdi: bunun zamanı, bu formasyonun devri kapandı. Bu formasyonun devri bitti. Bu Bilincin uyguladığı Baskı da, olayları eski halleriyle – yani öylesine sefil, öylesine miskin, öylesine karanlık, görünürde öylesine kaçınılmaz olayları geçmişte bırakan bir Baskı... bunların hepsi (Anne eliyle geçmişte kalan bir şey hareketi yapıyor) geride, geçerliliği kalmamış bir mazi. İşte o zaman gerçekten gördüm; gördüm, anladım: zor olup olmamasını umursamayan, hatta hasarı muhtemelen pek umursamayan bu ACIMASIZ Bilinç, normal hal artık öylesine ağır, öylesine karanlık, öylesine çirkin ve aşağılık olmasın diye, şafak olsun diye, değil mi, ufukta doğan bir şey olsun diye, yeni bir Bilinç olsun diye çalışıyor. Daha doğru, daha ışıldayan bir şey olsun diye çalışıyor. Sri Aurobindo'nun burada hastalıklarla ilgili söylediği tam da bu: hastalıklarda alışkanlığın, bütün konstrüksyonların, “kaçınılmaz”, “kesin” gibi görünen her şeyin gücü; deneyimler peş peşe geliyor, sanki tüm bunların sadece bir tavır meselesi olduğunu göstermek için, öğrenelim diye... insanlık kendini hapsettiği bu akılsal hapsi aşsın ve... yukarıda nefes almayı öğrensin diye. Ve bunlar VÜCUDUN deneyimleri. Eskiden, içsel deneyimler yaşayanlar: “Evet yukarısı öyle ama burası [vücut]...” Yakında bu “ama burası” diye artık olmayacak, çünkü bu değişim fethediliyor, fiziksel hayatı akılsal dünya değil de, üst bilincin yönetmesi gerektiği yönündeki muazzam değişim gerçekleşiyor. Bu otorite değişimi... zor. Meşakkatli. Acı veriyor. Zayiat oluyor tabii ama gerçekten görebiliyorsun, değişimi görebiliyorsun. Bu GERÇEK DEĞİŞİM; yeni Bilince ortaya çıkmasına, kendini ifade etmesine imkan verecek olan da bu. Vücut öğreniyor, dersini öğreniyor, bütün vücutlar öğreniyor.

(Sessizlik)

Bu, eskiden aklın yaptığı bölmeydi: “Yukarısı çok iyi, istediğiniz deneyimleri yaşayabilirsiniz, yukarıda her şey aydınlık, harika; burada [vücutta] çaresiziz, elden bir şey gelmez.” Ve insan doğduğunda, hala “elden bir şeyin gelmediği dünyada” doğduğunu hissediyor. Nitekim, bu, başka türlü olabileceğini öngöremeyenlerin hepsinin neden “En iyisi içinden çıkmak...” dediğini açıklıyor. Her şey öyle aydındandı ki!

Ama bu değişim, OLAYIN ARTIK KAÇINILMAZ OLMADIĞI GERÇEĞİ, büyük zafer bu: OLAY ARTIK KAÇINILMAZ DEĞİL. Hissediyorsun; hissediyorsun, görüyorsun; vücudum da yakında burada da, vücutta da olayın daha gerçek olabileceğini deneyimledi. Dünyada gerçekten... bir şeyler değişti.

(Sessizlik)

Tabi bu zaman alacak, hakikaten yerleşmesi için. Büyük bir mücadele var. Haricen “Değişen bir şey yok” demeye gelen olaylar her taraftan, her düzlemde hücum ediyor – ama bu doğru değil. Doğru değil, vücudum bunun doğru olmadığını biliyor. Ve vücut şimdi biliyor, hangi yönde doğru olmadığını, vücut biliyor.

Sri Aurobindo'nun bu aralar gözden geçirdiğim bu özlüsözlerinde yazdığı, öylesine kahince, öylesine Gerçek Olayın vizyonu ki. Öylesine kahince ki!
(Sessizlik)

Şimdi görüyorum, Sri Aurobindo'nun gidişi ve sübtil fizik düzleminde öylesine... muazzam... ve sürekli çalışması nasıl, ne kadar yardımcı oldu! Olayların hazırlanışında (Anne maddeyi yoğuruyor, işliyor gibi yapıyor), fiziğin strüktürünün değişimine ne kadar yardımcı oldu.

Başkalarının yaşamış olduğu bütün bu üst dünyalarla temasa geçme deneyimleri, buradaki fiziği olduğu gibi bırakıyordu. Nasıl desem... Hayatımın başlangıcından Sri Aurobindo'nun gidişine kadar şu bilinçteydim: insan bilincinde yükselebilir, bilebilir, bütün deneyimleri yaşayabilir (ki aslında yaşıyorduk da), ama vücudunun içine döndüğünde... şu korkunç eski akılsal kanunlar her şeyi yönetiyordu.

Bütün bu yıllar hazırlamak, hazırlamak – kurtulmak ve hazırlamak içindi, ve bu günlerde ooohh!... nihayet, vücudum olayın değiştiğini FİZİKSEL olarak saptadı. Dedikleri gibi, worked out edilmesi [halledilmesi] lazım, tüm detaylarında realize edilmesi lazım, ama değişim GERÇEKLEŞTİ – ger-çek-leş-ti. Yani akıl tarafından geliştirilen, TESPİT EDİLEN (Anne yumruklarını sıkıca sıkıyor) ve öylesine kaçınılmaz görünen maddi şartlar öyle ki, üst alemlerin canlı bir deneyimini yaşayanlar, eğer insan gerçekten Hakikatte yaşamak istiyorsa bu dünyadan kaçmak gerektiğini, bu maddi dünyanın terk edilmesi gerektiğini sanıyordu; bütün bu teorilerin ve inançların nedeni bu; ama şimdi artık öyle değil. Fizik, üst Işığı, Hakikati, Hakiki Bilinci almaya ve ortaya koymaya AR-TIK KA-DİR. Kolay değil, dayanıklılık ister, irade ister, ama bir gün gelecek tamamen doğal olacak. Sadece kapı açıldı, hepsi bu, şimdi ilerlemek lazım.

(Sessizlik)

Tabii, önceden yerleşmiş olan şeyler asılıp kendini ümitsizce savunuyor, bütün bu kargaşa da bundan kaynaklanıyor (Anne sanki dünyanın atmosferinde bir kaynama hareketi yapıyor), ama mücadeleyi kaybettiler. Bitti. Olay bitti.

(Sessizlik)

Bu yeni bilincin, süperinsan bilincinin bu zaferi kazanması, bir yıldan biraz daha fazla sürdü. Tabii zaferi ancak gönül gözü olanlar görebiliyor, ama... tamamdır, oldu.

(Uzun sessizlik)

Sri Aurobindo'nun bana verdiği iş buydu. Şimdi anlıyorum. Ama sanki her taraftan, her yerden bu akılsal kuvvetler, bu akılsal güçler eski kanunlarını empoze etmek için şiddetli bir protestoyla ayaklanıyordu: “Ama eskiden hep böyleydi!...” Artık bitti. Artık hep “her zaman böyle” olmayacak, o kadar...

(Uzun sessizlik)

Bu son günlerde mücadelenin bir kısmı vücudumda yer alıyordu... Hakikaten çok enteresan... Dışarıdan kaynaklanan bir çaba vardı, vücuduma deneyimler yaşatma çabası vardı, vücudum: “Hayır, böyle gelmiş, böyle gidecek; deneyebilirsin ama, bu bir hayal” diye tespit etmek zorunda olsun diye; ve gelen bir şey vücudumun düzenini iyice bozuyordu; vücudum da tavrıyla cevap veriyordu: öyle bir huzur ki (Anne kımıldamadan duruyor), tavrı da (Eller açık, avuçlar yukarı doğru, Tanrısal'a sungu şeklinde): “Nasıl İstersen Efendim, nasıl İstersen...” hepsi yıldırım hızıyla yok oluyor!

Bu birkaç kez oldu, bir günde en az on kez oldu. Vücudum da “İşte bak!...” diye hissetmeye başlıyor... yaşadığı Harikuladeliğin sevincini hissediyor. Eskisi gibi değil, ARTIK eskisi gibi değil... eskisi gibi değil artık. Hala mücadele etmek lazım, sabırlı, cesur, iradeli olmak lazım, güvenmek lazım, ama artık eskisi gibi değil. Bu, hala asılmaya çalışan eski... iğrenç şey! iğrenç! Ama... artık eskisi gibi değil, artık eskisi gibi değil. Öyle.

(Sessizlik)

Bir de şu var: vücudum nereye kadar dayanabilir? Bu konuda da vücudum TAMAMEN huzurlu ve mutlu: Efendim, Sen nasıl İstersen.

(Uzun sessizlik)

Geri kalan her şey öylesine eski, öylesine eski görünüyor ki... sanki dirilmeye çalışan bir geçmiş gibi – ama artık dirilemez.

Ve her şey, bütün durumlar olabildiğince vahim: problemler, komplikasyonlar, zorluklar, sanki her şey yırtıcı hayvan gibi, kuduruk... ama bitti.

Vücut olayın bittiğini BİLİYOR; olayın yok olması asırlar sürebilir, ama artık bitti. İnsanın eskiden sadece maddeden çıktığında yaşayabildiği şu somut ve mutlak realizasyon var ya: (Anne parmağıyla dizini dürtüyor) kesin olarak BURADA yaşanacak.

(Anne Satprem’e uzunca bir süre baktıktan sonra ellerini avuçlarının içine alıyor)

Bu, Bilinç [1 Ocak 1969’da inen “Süperinsan Bilinci”] geldiğinden beri on dördüncü ay...

On dördüncü ay: iki kere yedi.

Bugün ayın on dördü mü? Evet, on dördü. Enteresan. Sri Aurobindo gittiğinden beri amma çalıştı... sürekli çalıştı, sürekli.

(Sessizlik)

Bu formasyonun yok oluşu vücuda bir mucizeymiş gibi geliyor, hakikaten mucizevi gibi geliyor. Ve her şey aydınlanıyor. Göreceğiz.

(Uzun sessizlik)

Nispeten çabuk oldu. İyi... Yani, birazcık inancı olan herkes artık bu akılsal hipnotizmin dışına çıkabilecek, öyle mi? Evet, öyle. Aynen öyle. Ay-nen öy-le.

14 Mart 1970

390 – Hindistan’da Kuzeyli bir çobanın ateşi çıktığı zaman bir derenin buz gibi akıntısında bir saat kadar oturur, ateşi kalmaz, sapasağlam kalkar. Eğitimli biri aynı şeyi yapsaydı ölürdü, özünde aynı deva birini öldürüp bir başkasını iyileştirdiği için değil, çünkü akıl, vücutlarımıza çaresi olmayacak şekilde kötü alışkanlıklar aşıladı.

391 – Hastayı ilaçtan çok hastanın doktora ve ilaca olan inancı iyileştirir. Doktor da ilaç da, yok ettikleri insanın kendi gücüne olan doğal inancının beceriksiz ikameleridir.

392 – İnsanlığın en sağlıklı çağları, en az miktarda maddi çarenin olduğu çağlardı.

393 – Yeryüzünde kalan en sağlam, en sağlıklı ırk Afrika vahşileriydi; ama fiziksel bilinçlerine uygar insanın akılsal aberasyonları bulaştıktan sonra daha ne kadar sağlam ve sağlıklı kalabilirler ki?

Sri Aurobindo'nun sözleri her zaman olduğu gibi kahince. Çünkü insanlık ancak akılsal aberasyonlarından kurtulduğu zaman süpraakılsal bilinci ortaya koyabilir, ancak o zaman aklının ona kaybettirdiği doğal sağlığına tekrar kavuşabilir.

14 Mart 1970

394 – İçimizdeki tanrısal sağlığı, hastalıkları iyileştirmek ve önlemek için kullanmamız gerekirdi; ama Galien, Hipokrat ve alayı, bize yerine bir sürü ilaç, fiziksel ilke olarak da Latince barbar bir okuspokus verdi.

395 – Tıp bilimi iyi niyetli, pratisyenleri de sıkça iyiliksever ve fedakar; ama cahilin iyi niyeti kötülük yapmasını ne zaman engelledi ki?

396 – Aslında bütün ilaçlar gerçekten etkili olsaydı, bütün tıp teorileri de sağlam olsaydı, bu, bizim doğal sağlığımızı ve canlılığımızı kaybetmemizi nasıl teselli eder ki? Upas ağacının her yeri sağlıklı, ama sonuçta bir upas ağacı82.

397 – İçimizdeki ruh, tamamen etkili olan tek doktordur, vücudun ona boyun eğmesi de tek gerçek her derde devadır.

398 – İçimizdeki Tanrı kendiliğinden gerçekleşen sonsuz iradedir. Ölümden korkmadan, rahatsızlıklarını deneme olarak değil, sakin ve tam bir inançla içindeki Tanrı’ya bırakamaz mısın? Sonunda göreceksin, O bir milyon doktordan daha maharetlidir.

399 – Yirmi bin tedbirin koruduğu sağlık: doktorun ilkesi bu; ama Tanrı'nın vücut için ilkesi bu değil, Doğa'nınki de değil.

Aklın egemenliği insanlığı doktorların ve ilaçlarının kölesi yaptı. Sonuç olarak, hastalıklar sayı ve vahamet açısından artıyor. İnsanlar için tek gerçek selamet, tamamen tevekkül ederek edinebilecekleri Tanrısal Nüfuza kendilerini açıp akılsal egemenlikten kurtulmaktır.

15 Mart 1970

400 – Bir zamanlar insan doğal olarak sağlıklıydı, izin verilse bu ilk durumuna geri dönebilir, ama tıp bilimi vücudumuzu sayısız ilaçla takip ederek hayal gücümüze yırtıcı bir mikroplar ordusuyla saldırıyor.