Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16 Eylül 2023, 22:07   #36
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

301 – Özel münakaşalardan daima kaçın ama aleni mücadeleden çekinme; bu durumda bile rakibinin kuvvetini takdir et.

302 – Hoşuna gitmeyen bir görüş duyduğun zaman, görüşteki hakikati araştırıp bul. Eğer içtenlikle Hakikate göre yaşamak istiyorsanız şunu bilmenizde fayda var: her fırsatta bir şeyler öğrenebilirsiniz, her an gelişme gösterebilirsiniz. Sıkça, büyük bir saçmalık, insana büyük bir ışığı açığa vurur, tabii insan o ışığı görmeyi bilirse.

24 Ocak 1970

303 – Ortaçağın riyazetçileri kadınlardan nefret edermiş, Tanrı'nın, kadınları, rahipleri ayartmaya çalışmak için Yarattığını düşünürlermiş. İnsanın hem Tanrı, hem kadınlar hakkında daha yüce bir görüşe sahip olmasında bir sakınca yok.

304 – Bir kadın seni ayartmaya çalıştıysa, suç onda mı, sende mi? Aptal olma, kendini kandırma

308 – İnsanlar sadece başarı elde etmek için çabalar, ve eğer başarısız olmak için yeterince kısmetliyseler, bu, Doğa'nın bilgeliği ve kuvveti, entelektüel becerilerine üstün geldiği içindir. Bir tek Tanrı Bilir, ne zaman ve nasıl bilgece gaf Yapacağını ve etkili şekilde başarısız Olacağını.

309 – Hiç başarısız olmamış, hiç acı çekmemiş birine güvenme; onunla kader birliği yapma, sancağı altında savaşma.

310 – Başka birinin kölesi hiç olmamış insanla, yabancı boyunduruk altına hiç girmemiş ulus büyük ve özgür olamaz. Bazı temel meziyetler sadece acı ve zorluk çekince gelişir. İnsanlar acıdan ve zorluklardan cahilliklerinden kaçar.

Ama Yüce Efendi, gelişmelerini Hızlandırsın diye, yeryüzünde Kendini temsil etmesi için Seçtiklerine acıyı ve zorlukları Empoze Eder – çünkü Yüce Efendi Yüce Bilgeliktir.

28 Ocak 1970

311 – İdealin ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini tayin etme. Sen çalış, zamanı ve nasılı her şeyi Bilen Tanrı’ya bırak.

312 – İdeal, çabuk ve sağlığında gerçekleşecekmiş gibi çalış; ancak bin yıllık bir çalışmayla gerçekleşeceğini biliyormuş gibi sebat et. Beşinci milenyumdan önce beklemeye cesaret edemediğin şey yarın şafakla doğabilir; şimdi umduğun, göz diktiğin şey de yüzüncü gelişin için tayin edilmiş olabilir. Bu tam, dönüşüm konusunda hepimizin takınması gereken tavır: bu hayatta başaracağımızdan eminmişiz gibi bir enerji ve bir şevk, gerçekleşmesi yüzyıllar gerekiyormuş gibi bir sabır ve bir dayanıklılık.

29 Ocak 1970

313 – Her birimizin daha dünyada yaşayacak bir milyon hayatı var. Öyleyse bu acele, bu yaygara, bu sabırsızlık niye?

314 – Çabuk, uzun adımlarla ilerle çünkü hedef uzak; boş yere dinlenme çünkü yolculuğun sonunda Efendin seni Bekliyor. Sri Aurobindo her zamanki gibi burada da problemin bütün yönlerini görüyor, kıpırdaklara sakinliği ve sabrı vaaz ederken uyuşukları silkeleyip onlara enerjik olmayı vaaz ediyor. Hakiki Bilgelik ve tam etkililik karşıtların birleşmesinde bulunabilir.

30 Ocak 1970

315 – Altın Dağlar kısa günümüzde ya da birkaç yüzyılda ulaşılamadığı için ideali inkar edip bağıran ve kutsal şeylere küfreden çocuksu sabırsızlıktan bıktım usandım.

316 – Arzusuz ruhunu hedefe kilitle ve içindeki tanrısal kuvvetle hedefte ısrar et. O zaman hedefin bizzat kendisi, kendi imkanlarını yaratır, yok, hedef kendi imkanı olur. Çünkü hedef Brahman’dır ve zaten gerçekleşmiştir; hedefe hep Brahman gibi bak, ruhunda hedefe hep zaten gerçekleşmiş gibi bak. Hepimiz ruhumuzda ebedi yolculuğun tanrısal hedefini taşıyoruz, bu kesin; hedefin hemen bilincinde olmamızın önündeki tek engel, kişisel yeteneksizliğimiz. Bu yeteneksizliği gidermenin tek ve harika yolu, Brahman’a, yani Yüce Efendi'ye tam ve şartsız tevekküldür.

1 Şubat 1970

317 – Aklınla plan yapma, bırak planlarını tanrısal görüşün senin için ayarlasın. Bir imkan, yapılacak şey olarak karşına çıktığında, o imkanı hedefin yap; hedefe gelince, dünyada gerçekleşiyor, ruhundaysa zaten gerçekleşmiş durumda.

318 – İnsanlar olayları olmamış, çaba harcanması, yapılması gereken şeyler olarak görüyor. Bu yanlış bir görüş: olaylar olmaz, ortaya çıkar. Olay zaten ezelden olmuş Brahman’dır, ama şimdi ortaya çıkar.

“Her şey ezelden beri var, bizler maddi dünya olarak adlandırdığımız şeyde olayların gittikçe farkına varıyoruz” diyebiliriz.

Bu bakış ve söyleyiş biçimi, sıradan insanın bilincinin tamamen altüst olması demek.

2 Şubat 1970

319 – Nasıl ki bir yıldızın ışığı, yıldız yok olduktan yüzlerce yıl sonra dünyaya ulaşır, Brahman’da başlangıçta zaten olmuş olay da maddi deneyimimizde şimdi ortaya çıkar. Evet ama, Brahman’ın, bizim bu olaya müdahale etmemiz yönündeki İsteği aynı ana ait, aralarındaki ilişkiler de aynı. Yani önemli olan tek şey, kişisel bir dürtüyle değil, Brahman’dan alınan emirle hareket etmektir.

4 Şubat 1970

320 – Yönetimler, şirketler, krallar, polis, hakimler, kurumlar, dinler, yasalar, adetler, ordular, bize bir dizi yüzyıl için empoze edilmiş geçici gerekliliklerdir, çünkü Tanrı Yüzünü bizden Sakladı; Yüzü, hakikatiyle ve güzelliğiyle bize tekrar göründüğünde bu geçici gereklilikler bu ışıkta yok olacak.

321 – Anarşik hal, sonda olduğu gibi başlangıçta da insan için gerçek tanrısal haldir, ama sonla başlangıç arasında bizi doğruca şeytana, şeytanın krallığına götürür.

...Ohohohoho, bu özlüsöze her şeyi koymuş: dinlerle polisi aynı kefeye koymuş!


Tabii, takım oluşturuyorlar: birbirlerini tamamlıyorlar, biri olmazsa diğeri de olmaz, birbirlerinden ayrılmazlar, uyuyorlar birbirlerine! Bayıldım! Yorum olarak ne yazmışım? (Satprem defterden okuyor “Anarşik hal, herkesin kendi kendini yönetmesidir. Ve bu, herkes iç Tanrısal'ın bilincinde olduğunda, sadece ve sadece iç Tanrısal'a itaat ettiğinde mükemmel yönetim olacak.” demişsin.

Yazıyorum, devamı da sonra geliyor, ama not etmeye vaktim olmuyor... Auroville’den biri bana, “Ben buraya başkasından emir almaya gelmedim” diye yazmış (ya da bunun gibi bir şey) ama Auroville’de kurallar, yasalar olduğunu fark etmiş. “Ben bu kurallara uymam, ben özgürüm. Uymayı reddediyorum” demiş. Tabii bu bana aktarıldı, ben de ona şöyle yazdım (tam olarak hatırlamıyorum): “İnsan ancak Tanrısal'ın bilincinde olduğunda ve içindeki Tanrısal kararları aldığında özgürdür, yoksa arzularının, alışkanlıklarının, bütün adetlerin kölesidir...” Ona bunu gönderdim; o günden beri uslu duruyor. Bu özlüsözle ilgili eklemek istediğim buydu. Şunu demek gerekirdi: İnsan ancak kararları kendi içindeki Tanrısal verdiği zaman özgürdür, aksi takdirde arzularının, alışkanlıklarının, bütün adetlerin, bütün kanunların, bütün kuralların kölesidir... ve insanlar kendilerini ne kadar özgür sanırsa o kadar bağlıdır!

5 ve 7 Şubat 1970

322 – Özünde, komünist toplum prensibi bireyci prensipten, kardeşliğin, kıskançlıktan ve karşılıklı katliamdan üstün olduğu kadar üstündür; ama Avrupa’da icat edilen sosyalizmin bütün pratik sistemleri birer boyunduruk, tirani ve hapistir.

323 – Eğer komünizm yeryüzünde başarıyla tekrar yerleşecekse, bu, ruhun kardeşliği ve egoizmin ölümü üzerine olmalı. Zoraki bir birlik ve mekanik bir yoldaşlık dünya çapında bir fiyaskoyla sonuçlanır.

324 – Gerçekleştirilmiş Vedanta, komünist bir toplum için tek pratik bazdır. Bu, Hristiyanlığın, İslamın ve Puranik Hinduizmin hayal ettiği azizler krallığıdır.

Sri Aurobindo'nun da çok güzel söylediği gibi bireycilik, meşrulaştırılmış bir kıskançlığın, “herkes başının çaresine baksın”ın, “herkes kendini düşünsün”ün egemenliğidir.

Halbuki tek gerçek çare, tüm varlıklarda varolan ve bilinçli olan Yüce Efendi'nin eksklüzif ve evrensel egemenliğiyle birlikte, Yüce Efendi'nin hakikaten bilincinde olan ve İradesine tamamen boyun eğmiş kişilerin ara yönetimidir.


7 Şubat 1970

325 – Fransız devrimciler “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” diye haykırıyordu, ama aslında belli bir eşitlik dozuyla birlikte sadece özgürlük hayata geçirildi; kardeşliğe gelince, sadece Kabil’in ve Barabbas’ın kardeşliği kuruldu: kendine bazen “Tröst” ya da “Kartel”, bazen de “Avrupa Birliği” diyor.

326 – “Mademki özgürlük olmadı, özgürlüğü artı eşitliği deneyelim, ya da, mademki ikisini eşleştirmek biraz zor, özgürlüğün yerine eşitliği deneyelim. Kardeşliğe gelince, mümkün değil, dolayısıyla kardeşliği sanayi birliğiyle değiştiririz” diye haykırıyor Avrupa’nın ileri düşünürleri. Ama sanırım Tanrı bu sefer de Yutmayacak. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik şimdilik sadece büyük haykırışlarla ilan edilen ama henüz hiç uygulamaya konulmayan sözlerdir. Ve insanlar şu an oldukları gibi kaldıkları sürece, yani sadece fevkalade tanrısal Yüce Bir tarafından yönetileceğine, egolarının ve arzularının yönettiği varlıklar olarak kaldıkları sürece de hayata geçirilemez sözlerdir. Özgürlük ancak bütün insanlar Yüce Efendi'nin özgürlüğünü bildiği zaman olabilir.

Eşitlik ancak bütün insanlar Yüce Efendi'nin bilincinde olduğu zaman olabilir. Kardeşlik ancak bütün insanlar Yüce Efendi'den aynı şekilde geldiklerini ve Birliğinde bir olduklarını hissettikleri zaman olabilir.

Bu, insanlara imkansız gibi geliyor ama muhtemelen Yeni Tür için mümkün olacak.

8 ve 11 Şubat 1970

327 – Hindistan’ın kolektif hayatında üç kalesi vardı: köy topluluğu, geniş ortak aile, ve sannyasin sınıfı; üçü de sosyal hayatın egoist kavramları altında parçalandı ya da parçalanıyor; ama sonuçta bu, daha engin, daha tanrısal bir komünizmin yolunda, sadece bu kusurlu kalıpların parçalanışı değil mi?

328 – Birey, şimdi “kendim” dediği her şeyi tanrısal Varlığa adamadığı sürece mükemmel olamaz. Aynı şekilde, insanlık her şeyini Tanrı'ya vermediği sürece mükemmel bir toplum asla olmaz.

Sri Aurobindo, daha önce ifade etmeye çalıştığım şeyi burada açık ve nihai şekilde yazmış. Yüce Efendi'nin yönetimi her yerde ve her şeyde tanınmadığı, kabul edilmediği sürece hiçbir mükemmelliğe ulaşılamaz.

9 Şubat 1970

329 – Tanrı'nın Gözünde hiçbir şey küçük değildir; sen de hiçbir şeyi küçümseme: Tanrı bir deniz kabuğunun oluşumuna, bir imparatorluğun kuruluşuna Bahşettiği tanrısal emek ve enerji kadar emek ve enerji Bahşeder.

Sana gelince, iyi bir ayakkabıcı olmakta, lüks içindeki beceriksiz bir kral olmaktan daha fazla büyüklük vardır.


330 – Sana ayrılan iş konusunda, mükemmel olmayan kapasite ve mükemmel olmayan bir sonuç, yapay bir yetenekten ve yapmacık bir mükemmellikten iyidir.