|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri
191 – Fakirlere yanındayken yardım et; ama artık yardıma muhtaç fakir olmaması için de çalışıp çaba göster.
Tanrısal’a hep özlem duyarak kendi içimizde yaşamak, hayata gülümseyerek bakabilmemizi ve dış şartlar ne olursa olsun huzur içinde kalabilmemizi sağlar. Fakirlere gelince, Sri Aurobindo: “Fakirlere yardım etmek iyidir, yeter ki bu kendini beğenmişlikle yapılan gösterişli bir sadaka olmasın; ama yeryüzünde artık fakir kalmaması için sefalete çare aramak, fakirlere yardım etmekten çok daha üstündür” diyor.
31 Ekim 1969
192 – Hindistan’ın eski sosyal ideali, rahipten gönüllü bir hayat sadeliği, saflık, irfan ve toplumu parasız eğitmesini istiyordu; prensten savaşmasını, yönetmesini, zayıfı korumasını ve savaş alanında hayatını feda etmesini istiyordu; tüccardan ticaret, kar ve karın topluma gönüllü bağışlarla geri dönmesini istiyordu; serften bütün diğerleri için çalışıp maddi sahiplik edinmesini istiyordu. Serfliğinin karşılığında telafi olarak da feragat, kan ve zenginlik vergilerinden muaf tutuluyordu. Başlangıçta, yaklaşık altı bin yıl önce bu çok doğruydu, herkes doğasına göre sınıflandırılıyordu. Daha sonralar bu, doğuma göre, bireyin gerçek doğasının hiç önemsenmediği, katı ve gittikçe keyfi bir toplumsal kolaylık oldu.
Yanlış bir kavram olduğu için ortadan kalkması gerekti. Ama yavaş yavaş, insanın gelişmesiyle, insansal meşgaleler gittikçe benzer şekilde, herkesin doğasına ve kapasitesine göre, daha esnek ama daha doğru sınıflandırılmaya başlandı.
7 Kasım 1969
193 – Fakirliğin varlığı, adaletsiz ve kötü organize edilmiş bir toplumun kanıtıdır, aleni sadakalarımız da, bir hırsızın vicdanındaki ilk gecikmiş uyanıştır.
194 – Eski epik şairimiz Valmiki, adil ve aydın bir sosyal durumun göstergeleri arasına sadece evrensel eğitimi, ahlakı ve maneviyatı dahil etmedi, şunları da kattı: kimse adi yiyecek yemek zorunda olmasın; herkes kral, herkes kutsal sayılsın; kimse lüksün adi, zavallı kölesi gibi yaşamasın.
195 – Fakirliğin kabulü, birey ya da bir sınıf için asil, faydalı bir davranıştır, ama eğer genel ya da ulusal bir ideal gibi sapıkça organize edilirse felaketle sonuçlanır, hayatın zenginliğini ve serpilmesini yok eder.
196 – Nasıl ki hastalık, doğal vücudun bir gereği değil, fakirlik de sosyal hayatın bir gereği değil; kötü yaşama alışkanlıkları ve gerçek organizasyonumuzu bilmeyişimiz her iki durumda da önlenebilir bir karışıklığın suçlu nedenleridir.
& Tatlı Annem, dünyada artık hiç fakirin, hiç acının olmayacağı gün gelecek mi?
Sri Aurobindo'nun öğretisini anlayan, Sri Aurobindo'ya inanan herkes için bu kesin.
Auroville’i bunun böyle olabileceği bir yeri yaratma niyetiyle kurmak istiyoruz.
Ama bu realizasyonun mümkün olabilmesi için, herkesin dönüşmek için efor yapması lazım.
Çünkü insanların acılarının büyük çoğunluğu, kendi fiziksel ve akılsal hatalarının ürünüdür.
8 Kasım 1969
& Auroville’de yaşamaya gelenlerin aynı zayıflıklarla, aynı kusurlarla doğmuş bu aynı dünyanın insanları olduğu sürece, Auroville’de artık acının olmayacağına nasıl inanırsın?
Auroville’de artık acının olmayacağını asla düşünmedim, çünkü insanlar şu anki halleriyle acıyı lanetlerken, bir taraftan da acıyı seviyor, çağırıyor. Ama insanlara huzuru gerçekten sevmeyi ve “fark etmez, hiçbir şey keyfimi bozamaz, umurumda değil” tavrını uygulamaya çalışmayı öğretmek için gayret göstereceğiz. İstemdışı fakirliği ve dilenciliği kastetmiştim. Auroville’de hayat öyle organize edilecek ki bunlar olmayacak. Ve eğer dışarıdan dilenci gelirse, ya gitmeleri gerekecek, ya da hastaneye yatırılıp onlara çalışmanın keyfi öğretilecek.
9 Kasım 1969
& Ashram’ın idealiyle Auroville’in ideali arasındaki temel fark ne? Gelecekle ilgili ve Tanrısal’a hizmetle ilgili tavır konusunda temel bir fark yok Ama çok iyi biliyordu ki insan egoizminin çaresi felsefenin ve dinin ötesinde, bizzat fiziksel bilincin kabul ettiği ve yeryüzünde yaşadığı gerçek manevi hayattadır, bu da fiziksel bilinci egodan nihai olarak gerçekten kurtulabilecek duruma getirir.
15 Kasım 1969
201 – Ortaçağ Hristiyanlığı insan ırkına: “Ey insan, dünyevi hayatında kötüsün, Tanrı'nın önünde bir solucansın; egoizmden vazgeç öyleyse, gelecek bir hal için yaşa, Tanrı’ya ve Tanrı’nın rahibine boyun eğ” dedi. Sonuç insanlık için pek de iyi olmadı. Modern bilgi insan ırkına: “Ey insan, fani bir hayvansın, Doğa için, karıncadan, solucandan daha fazla şey ifade etmiyorsun, evrende geçici bir noktasın sadece. Öyleyse Devlet için yaşa, eğitimli idareciye ve bilimsel uzmana aynen karınca gibi boyun eğ” diyor. Bu dogma diğerinden daha mı başarılı olacak?
202 – Vedanta daha ziyade şöyle diyor: “Ey insan, doğan ve özün Tanrı’yla birdir, ruhun hemcinslerinin ruhuyla birdir. Uyan öyleyse ve tam tanrısallığına doğru ilerle.” Eskiden sadece bir azınlığa bahşedilen bu hakikat şimdi bütün insanlığa armağan edilmeli ki kurtulsun. Eklenecek hiçbir şey yok. Sri Aurobindo önce hastalığı, sonra da çaresini açıkça, ustalıkla söyledi. Bize sadece öğrettiğini uygulamaya koymak kalıyor.
16 Kasım 1969
203 – İnsan ırkı hep Doğa'ya karşı kendi önemini, kendi özgürlüğünü, kendi evrenselliğini daha iyi ortaya koyduğu zaman en çok ilerler.
204 – Hayvan insan karanlık başlangıç noktasıdır, günümüzün doğal insanı değişik ve karışık yarı yoldur, ama doğaüstü insan, insansal yolculuğumuzun ışıldayan yüce hedefidir. İnsan tam gelişme gücünü, artık Doğa'ya bağlı olmadığını ve Doğa’nın kanunları tarafından sınırlandırılmadığını hissettiği zaman edinir.
Doğa, Tanrısal’ın sadece sınırlı bir ifadesidir, oysa insan, içerdiği bütün güç ve ışık imkanıyla Tanrısal’ın bilinçli ifadesi olmak için yaratıldı.
18 Kasım 1969
205 – Her düşüncende ve her hareketinde, sanatta, edebiyatta ve hayatta, zenginliğin ediniminde, sahip olunmasında veya harcanmasında, evde, hükümette ve toplumda, Ölümsüz Bir’i Kendi aşağı ölümlü Varlığında sembolize etme ve ortaya koyma gücüne eriştiğin zaman, hayat ve eylem senin için doruğuna ulaşır ve ebediyen taçlandırılır. Bu hiç şüphesiz varlığının zirvesine ulaşmış insanın tarifi. Ama bu sadece süperinsanın ilk adımı.
24 Kasım 1969
Manevi gelişmeyle ve özlemle, karmanıza hakim olabilecek duruma gelirsiniz.
206 – İnsan yanlış yoldayken bile Tanrı insana Kılavuzluk Eder; üst doğa, kendi aşağı ölümlülüğünün tökezlemelerine göz kulak olur; bu karışıklıktan, bu çelişkiden kurtulup benliğin birliğine ulaşmamız gerek; sadece benliğin birliği açık bilgiyi ve hatasız eylemi başarabilir. Hayatta tek güvenlik, geçmiş hataların sonuçlarından kurtulmanın tek yolu, varlığımızın ve tüm varlıkların Hakikati olan, tek etkili kılavuz olan Tanrısal Mevcudiyetle bilinçli birleşmeyi sağlayan iç gelişmedir.
25 Kasım 1969
207 – Yaratıklara acıman iyidir ama kendi merhametinin kölesiysen iyi değildir. Tanrı’dan başka hiçbir şeyin kölesi olma, en ışıldayan meleklerinin bile. Hakikate göre yaşamak isteyenler için tek yol, Tanrısal Varlığın bilincine varmak ve sadece Tanrısal Varlığın İradesine uygun biçimde yaşamaktır.
Bu, kötülükten ve acıdan kurtulmanın, hep huzur, ışık ve neşe içinde olmanın tek yolu.
26 Kasım 1969
75 Karma: Eylem, çalışma; insanın işi veya işlevi; ruhun devamlılığıyla ve gelişmesiyle sübjektif ve objektif kuvvet olarak tekrarlanan varoluşlarının türünü ve ihtimallerini belirleyen güç.
208 – Tanrı insanlığın mutluluğunu Amaçlar; bu yüce iyiliği önce kendin elde et ki hemcinslerine iyice dağıtabilesin.
209 – Sadece kendisi için elde eden, kötü elde eder, elde ettiğine cennet ve erdem dese bile. İnsanın mutlu olmaya hakkı var, madem ki bunun için yaratıldı. Ama bütün egosantrik hareket bu mutluluğun tam tersidir. Öyle ki, insan mutluluğu sadece kendisi için ararsa, mutluluğu çekeceğine geri iter. İnsan hiç yok olmayan iç huzuru ve neşeyi kendini unutunca bulur, karşılığında hiçbir şey istemeden kendini adayınca bulur, herkese yayılması için o mutluluğun içinde deyim yerindeyse eriyince bulur.
29 Kasım 1969
& Tatlı Annem, ‘Kendini unutmak’ ile ‘kendini adamak’ arasındaki fark ne?
Kendini unutmak kısaca egoizmin tam yokluğunun sonucu olan pasif bir hal olabilir.
Kendini Tanrısal’a adadığındaysa, adanma bütün değerini kazanır; bu aşkı en saf, en yüksek biçimiyle içeren aktif bir harekettir. Kendini tamamen Tanrısal’a adamak, varoluşun gerçek nedenidir.
30 Kasım 1969
210 – Cahilliğimden, kızgınlığın asil, intikamın da görkemli olabileceğini sanırdım; ama şimdi, destansı bir öfkeye kapılmış Aşil’e bakınca, bir güzel kudurmuş çok güzel bir bebek görüyorum, bu da hoşuma gidiyor, eğleniyorum.
|