|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri
181 – Başka birine embesil dediğinde, ki bazen diyorsundur, unutma ki kendin, insanlığın yüce embesiliydin.
182 – Tanrı, yeri gelince aptalca Davranmayı Sever; insansa bunu yerli yersiz yapar. Aradaki tek fark budur.
& Tatlı Annem, epey yıldır, büyük küçük neredeyse bütün çocuklarımız konuşurken hep kaba kelimeler kullanmaya alışmış. Mesela her cümleyi “salak”, “manyak” gibi kelimelerle ve buna benzer başka Hint deyimleriyle noktalıyorlar, ama kötü bir niyetleri yok. Böylesine yaygın bu kötü huyu bırakmalarına nasıl yardım edebiliriz?
Tek çare, konuşmadan önce düşünmeyi öğrenmek ve sadece düşüncenin ifadesi için kesinlikle vazgeçilmez kelimeleri söylemek. NE KADAR AZ KONUŞURSANIZ O KADAR İYİDİR. Ve başkasına ya da başkalarına bir şey iletmek vazgeçilmezse, fazlası değil, sadece vazgeçilmez kelimeleri söylemek bilgecedir.
24 Ekim 1969
183 – Budik açıdan, boğulan bir karıncayı kurtarmış olmak bir imparatorluk kurmuş olmaktan daha büyük iştir. Fikirde doğruluk var ama, kolayca abartılabilen bir doğruluk.
184 – Bir erdemi – merhameti bile – bütün diğer erdemlerin üzerine gereksiz yere yüceltmen, bilgeliğin gözlerini elinle kapaman demektir. Tanrı daima bir ahenge doğru İlerler. Bütün abartı, bütün eksklüzivizm, ahenk konusunda bir denge eksikliğidir, bir kusurdur, dolayısıyla bir hatadır mükemmelliği arayan insan için. Çünkü mükemmellik sadece yüce bir ahenkte varolabilir.
28 Ekim 1969
185 – Ruhun ayrım yaptığı sürece, acımayı acı çeken hayvanlara saklayabilirsin; ama insanlık senin daha asil bir şeyini hak ediyor, sevgi istiyor, anlayış istiyor, arkadaşlık istiyor, denginin ve kardeşinin yardımını istiyor.
186 – Kötülüğün dünya iyiliğine olan katkıları ve erdemlilerin bazen yaptığı kötülük, iyiliğe aşık ruhu üzebilir. Yine de üzülme, şaşırma, daha ziyade Tanrı'nın insanlıkla ilgili Hikmetini inceleyip sakince anla. Sri Aurobindo means that there is a height in the consciousness where the ordinary notions of good and bad lose all their value. [Sri Aurobindo’nun demek istediği, sıradan iyilik ve kötülük kavramlarının tüm değerini yitirdiği bir bilinç yüksekliği var.] Ve yeryüzünde olayların oluş şekli tarafından etkileneceğimize, bilincimizde Tanrısal’la birleşinceye kadar yükselmeyi tavsiye ediyor, o zaman olayların neden böyle olduğunu anlarız.
29 Ekim 1969
187 – Tanrı'nın Hikmetinde kötülük yoktur, sadece iyilik, ya da iyiliğin hazırlanması vardır.
188 – Erdem ve günah, ruhunun mücadelesi ve gelişmesi için yaratıldı; sonuçlarsa, Kendini erdemin ve günahın ötesinde Gerçekleştiren Tanrı’ya ait. Erdem ve günah, insan düşüncesinin icadıdır, evrimin ve gelişmenin gereği için, ama Tanrısal Bilinçte ne erdem ne de günah yoktur.
Evrenin tümü, ortaya koyması gerektiği Şeye doğru, yükselen bir şekilde yavaşça evrimleniyor.
30 Ekim 1969
*
Yıllar önce B. bana bir defter gönderirdi, ben de ona cevap yazardım, sonra bir defasında defteri unutmuşum. Dün bana defterini geri istemek için yazdı; defteri buldum. Defterde yanıtlamadığım bir soru vardı. Sorusuna cevap yazdım... Soruyu bu sabah Efendi'ye “sundum”, O da sanki bu fırsatı Kolluyordu.
Öyle bir cevap aldım ki... her zamanki gibi basit, ama HER ŞEYİ, bütün işleyişi açıklayan bir cevap. Yanıtı görünce öylesine aydınlandım ki... her şey öylesine basit oldu ki!
Yazdıklarım bir şeye benzemiyor, sanki bir banallik. Ama bütün sorulara son veriyor. Gerçekten harikaydı! Defteri geri göndermedim, sana göstermek için sakladım, çünkü yazdıklarım bir şeye benzemiyor, ama eğer bana yaşattığı deneyimi başkalarına yaşatırsa bu yabana atılmayacak bir şey!...
Birkaç saat boyunca hiçbir şeyin bozamayacağı bir Huzur içinde yaşadım...
Öylesine basit, öylesine basit ki
Bu şekilde evrenin işleyişi TAMAMEN açıklanmış oluyor, açıklığa kavuşmuş oluyor. Bu anında bütün günah ve kötülük kavramlarını ortadan kaldırıyor...
Bütün insansal konstrüksyonlar yıkılıyor, hepsi. Öylesine basit ki! Öylesine basit ki. Ve insanların, açıklamaya çalışmak için inşa ettikleri bu devasa akılsal yapı da yerle bir oluyor. İşleyiş otomatik. Otomatik ve evrensel. Ve şunu fark ettim, bu müphem olan, kesin olmayan, net olmayan bir şey değil: sanki her unsurun kendi kaderi varmış gibi kesin, noktaya yönelik...
Bir gün geriye doğru büyük bir adım atabilirsin, ertesi gün de ileriye doğru büyük bir adım atabilirsin. Ve bu, dünyada görünen kargaşayı açıklıyor.
Birden hafifledim. Üzerimden sanki bir cehalet yükü indi.
(Sessizlik)
Görüyorsun değil mi, nasıl denk geldi: isteyerek yapmadım, defteri ancak anlayabileceğim zaman buldum. O zamanlar cevap olarak Tanrı Bilir ne yazardım! Tam da anlayabileceğim zaman oldu. Harika! Evet, tüm bunlar gerçekten mikroskopik bir duyarlılıkta, noktaya yönelik. Evet, öyle değil mi ama! Gerçekten hassas, noktaya yönelik, tam zamanında – Yüce Bilinç her yerde. Bizler bunu tasavvur etmekte bile zorlanıyoruz. Ama bu apaçık... gün gibi ortada...
(Sessizlik)
Bir şey mi söyleyecektin? Yoo, sormak istediğim bir yazım sorusu var!
(Anne gülüyor)
Evlat, yapılabilecek bütün yazım hatalarını yapıyorum! Şu ünlü “Aurovillelilerle” ilgili... Ben Aurovilleliyi tek “l” ile yazıyorum74. Kasten mi? Kasten. (Anne gülüyor) “Aurovilleli” Fransızca değil, Aurovillece.
(Sessizlik)
Sabahtan beri müthiş mutluyum, her şey aydınlandı! Komik olan, bildiğini sanıyorsun, bunu bildiğini sanıyorsun, çünkü bir vahiye benzemiyor... ama aslında hiç bilmiyormuşsun! Bu sanki bir şey altüst oldu, sanki tamamen farklı oldu.
(Sessizlik)
Bu anlayış farkını açıklayabilseydik, bu akılsal işleyiş ile (en üst akılsal işleyişle, en yüksek entelektüel işleyiş ile) tanrısal Bilincin işleyişi arasındaki fark açıklanırdı, açıklığa kavuşurdu, anlaşılırdı. Bunu hissediyorum ama... (Anne izah etmeye çalışıyor sonra vazgeçiyor)
Akılsal işleyiş izah ediyor. Açıklıyor. Şeyler, olaylar birer sonuç, deftere yazdığım “sonuç” [conséquence] kelimesinin bile yerinde olup olmadığından emin değilim, akıl “izah ediyor”, halbuki bu spontane, bir kararın sonucu değil, spontane.
Neredeyse otomatik diyebiliriz. Tanrısal Aksyonu düşünürken bize, yani insanlara hep insanüstü bir aksyonmuş gibi geliyor, önce bakan SONRA karar veren – hayır, kesinlikle öyle değil! Bu... evet, bu bir otomatizm... nasıl desem bilmiyorum...
74 Fransızca’nın yazımına göre Aurovilien (Aurovilleli) Auroville gibi iki ‘ l’ ile Aurovillien yazılması gerekir.
Şunu belirtmeliyim, iki gün önce bir deneyim yaşadım (yine R.’leyken, R. buradaydı): bütün evren deneyimiydi, bir Enginliğin sanki global bir vizyonunu gördüm, ve birden bilincim sanki yer tutmayan bir nokta oldu, ve bu nokta Ebedi Bilinçti. Öyle kuvvetliydi ki! Müthiş... Nasıl her şey, açılıp yayılmış bütün bu evren bu Bilincin sonucuydu... (Anne bir noktayı gösteriyor). Yani, bilincim o Ebedi Bilinç oldu (birkaç saniyeliğine… bir dakika bile sürmemiştir, çünkü bu deneyimin zamanla hiçbir ilgisi yok): Ebediydi, Bilinçti. Bu deneyim içimde bir şeyler hazırlamıştı, çünkü ikisi simültaneydi, biri diğerini yok etmiyordu: ebedi Olan ve her şey Olan bu yer tutmayan Nokta, ve aynı zamanda açılıp yayılan bu evren, ikisi simültaneydi. Çok yoğun bir deneyimdi. Sonra geriye bir tek “her şey” olan bu müphemlik kaldı; ama deneyimdeki müphemlik izlenimi yok olmadı, hala net değil, kesin değil.
O andan beri bir değişiklik var bende. Ve bugün, bu bilinçteyken cevap geldiğinde, “olayın” bilinmesi değildi – bilgisi değildi: “işleyişti”. Birden işleyiş OLMUŞTUM. Olayı elimden geldiği kadar deftere yansıttım... Öyle basitti ki!
Çok basit, mutlak güçte, harika! Kelimeler yaklaştırım. Kelimeler kullanmam gerekti çünkü ona bir cevap yazmam gerekti, ama işleyiş deneyimi öyle geldi: tanrısal Bilince geri dönen şu evrensel Enginlik, tanrısal Bilince nasıl geri dönüyor – mümkün olan sayısız deneyimle birlikte, harika bir basitlikte.
(Uzun sessizlik)
Kelimeler... Bu bana aynı zamanda bilincin Tanrısal’a doğru evrensel geri dönüş hareketinin vücutsal bir deneyimini yaşattı sanki; ve bu... kesinlikle akılsal bir algı değildi, kesinlikle: sanki bütün hücreler bu hareketi, Bilince doğru bu müthiş geri dönüş hareketini hissediyordu. Bu, evrenin Yüce’ye doğru hareketi olmalı.
Bazı şeylerin deneyime katkıda bulunduğunu söylemeliyim: dün, Z. bana, bazı sorulara cevaben Dünya’nın yaşından ve Dünya’nın yaşını şimdi nasıl hesaplamayı başarabildiklerinden bahsetti. Olaya aklen yaklaşıyorlar. Z. konuştuğunda birden bir tür birleşme geldi ve vücudum, tanrısal Bilince geri dönen dünya hissini... nasıl desem... hissetti.
Bütün bunların birleşmesi, kombine olması yaşadığım bu deneyimle sonuçlandı.
(Sessizlik)
Eskiden, deneyim yaşadığımda, çok eskiden, uzun yıllar önce, bundan az çok aklım faydalanıyordu, sonra deneyimi yayıyordu, kullanıyordu; şimdi öyle değil: doğrudan vücudum faydalanıyor, deneyimi vücudum yaşıyor, ve bu ÇOK DAHA GERÇEK. Entelektüel tavır olayların algısına bir tür peçe ekliyor, ya da ne bileyim ... gerçekdışı bir şey ekliyor – bir tavır ekliyor. Bu sanki belli bir peçenin ya da belli bir... şeyin... bir atmosferin arasından görüyormuşsun gibi. Halbuki vücut olayı kendi içinde hissediyor, vücut o olay OLUYOR. Olayı kendi içinde hissediyor. Olayı sanki böyle alıyormuş gibi değil (Anne olayı içine koyma hareketi yapıyor): sanki vücut o olay OLUYORMUŞ gibi (Anne dağılma, yayılma hareketi yapıyor). Deneyimi bireyin boyutuna indirgeyeceğine birey, deneyimin boyutuna genişliyor.
(Anne seyre dalıyor) Söylemek istediğin...? Bir defasında şöyle hissettim...
Tam da bütün bu evrensel geri dönüş hareketini ‘bir algı şeklinde’ deneyimledim, hakikaten çok kuvvetliydi, her şeyin BUNA doğru gittiğini, her şeyin BUNUN için var olduğunu, BUNUN içinde herhangi bir“karşıt” şey olamayacağını, herhangi bir şeyin BU YÖNDE gitmemesinin mümkün olmadığını hissediyordum, görünüşte “karşıt”, “yanlış” ya da “karanlık” bir şey olduğunda bile... Evet, evet.
Her şeyin BU yönde gittiğini, BUNUN için var olduğunu, içinde karşıt hiçbir şey olmadığını, karşıt bir şeyin mümkün olamayacağını hissediyordum. Evet, bu sanki...
Bilmiyorum... Bu sanki, bizler için anlaşılmaz bir şekilde, “karşıt” olma durumu o şeyin var olmaması demekti, değil mi. Anlayamadığımız için “karşıt” diyoruz.
Olayı böyle hissetmiştim: “yanlış yol” dediğimiz yol bile doğru yolun bir parçası. Evet. Paradoksa benziyor... Tamam işte, bu sadece bir görüş sınırlılığı.
(Sessizlik)
Uzayın algısıyla (ki bu bir şeye tekabül etmeli), uzaklaşan şeyler (gördüğüm, deneyimlediğim şeyler) sanki daha büyük bir eğri çizmek için uzaklaşıyordu...
Evet, uzaklaşma olayı sanki ufkunu ya da etki alanını genişletmek için.
(Sessizlik)
Enteresan olan, yani benim için çok enteresan olan, vücudum dönüşmenin bütün zorluklarıyla epeyce meşguldü, bu deneyim vücuduma ... “mutluluk” denilemez, mutluluktan sonsuzca daha üstün, daha büyük, daha güçlü bir şey verdi – öyle uçsuz ki! Sanki bütün hücrelerim mutluluktan dans ediyordu. Aldığım izlenim bu. Bu son günlerde, vücudum niye dönüşümün zorluklarıyla böylesine meşgul diye merak ediyordum, cevap alamamıştım, sadece sabırlı olmam, rahat durmam, huzursuz olmamam Söylenmişti – her zamanki gibi. Ama şimdi anlıyorum!...
Vücudum sadece belli bir hakikat atmosferinde mutlu olabiliyor; işte o zaman... sanki her şey genişliyor, gevşiyor gibi, o zaman da sıradan algıda kesinlikle eşdeğeri olmayan olağanüstü bir mutluluk hissediyor. (Anne gülüyor) Bu şey gibi... sanki kafam alınıp tersyüz edildi gibi! (Anne kafasının yukarı doğru tersyüz edilme hareketini yapıyor) Değil mi, Bilinç burada (Yukarı doğru hareket), sanki alınıp doğru tarafa tersyüz edildi!
(Gülüşler)
(Sessizlik)
Kötülük izlenimini, kötü şey izlenimini sınırlamalar yaratıyor; sınırlamalar ortadan kalkınca kötülük izlenimi, kötü şey izlenimi yok oluyor.
25 Temmuz 1970
189 – Kendi içinde yaşa; dış olaylar seni sarsmasın.
190 – Sadakanı gösterişli bir yardımseverlikle her yerde saçıp savurma; yardım ettiğinde anla ve sev. Ruhun kendi içinde büyüsün.
|