Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16 Eylül 2023, 21:46   #29
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

167 – İçimizdeki Tanrı hep doğru Yönetir, cahilliğin zincirleri içinde olduğumuzda bile; ama hedef kesin olmasına rağmen, hedefe daireler çizerek ve sapaklara saparak ulaşılır.

Tanrısal’ın öngördüğü hedefe her zaman ulaşılır, ama sadece bilinçleri Tanrısal Bilinçle birleşmiş olanlar hedefe doğrudan ve bilerek ulaşır. Ötekiler, yani sadece dış varlıklarının bilincinde olanların büyük çoğunluğu hedefe ancak bazen bu hedefe sırt çeviriyor gibi görünen birçok dolambaçlı yoldan geçerek varır.

6 Ekim 1969

168 – Yogada haç-çarmıh, ruhla doğanın kuvvetli ve mükemmel birleşmesinin sembolüdür; ama cahilliğin pisliklerine düştüğümüz için, ıstırabın ve arınmanın sembolü oldu73.

169 – İsa dünyaya arındırmak için geldi, nail olmak için değil. Misyonunun başarısız olacağını ve onu reddetmiş bir dünyaya Tanrı'nın kılıcıyla geri dönmesi gerekeceğini kendisi önceden biliyordu.

& Tatlı Annem, bu özlüsözde “Tanrı'nın kılıcı” neyi temsil ediyor? Tanrı'nın kılıcı, hiçbir şeyin dayanamadığı güçtür.

7 Ekim 1969

170 – Muhammed’in misyonu gerekliydi, çünkü arınma eforumuzun abartısında, dünyanın sadece rahipler için yapıldığını, şehrin de çölün sadece bir antresi olarak yaratıldığını düşünmeye başlayacaktık.

171 – Her şey söylendiğinde, Aşkla Kuvvet birlikte sonunda dünyayı kurtarabilir, ama Aşk tek başına ya da Kuvvet tek başına kurtaramaz. Bu yüzden İsa ikinci bir geliş bekliyordu; İslam dini de, durgun olmadığı yerlerde imamların arasından bir Mehdi bekliyor.

73 Sri Aurobindo’ya göre haçın, çarmıhın (İngilizce’de “cross” hem haç hem çarmıh demek, ama sıkıntı, acı, cefa, çile de demek) asıl manevi anlamı şu: ruh, yani dikey doğru, maddeye, yani yatay doğruya nüfuz eder ki onu bilinçlendirip dönüştürsün; kesişme noktasıysa dönüşümü simgeler.

İsa’nın vaaz ettiği şekliyle aşk tek başına insanları dönüştüremedi.

Muhammed’in vaaz ettiği şekliyle kuvvet tek başına insanları dönüştüremedi, tam aksine. Bu yüzden, insanlığı dönüştürmek için işlemekte olan bilinç, kuvvetle aşkı birleştiriyor, bu dönüşümü gerçekleştirmesi gerekecek olan Varlık da yeryüzüne Tanrısal Aşkın Gücüyle gelecek.

10 Ekim 1969

172 – Kanun dünyayı kurtaramaz; dolayısıyla Musa’nın emirleri insanlık için öldü, Brahminlerin öğretisiyse bozuldu ve ölüyor. Özgürlüğe dönüştürülmüş kanun kurtarıcıdır; doğrusu pandit değil yogidir, manastır hayatı değil, arzudan, cehaletten ve egoizmden vazgeçmektir. Bu, tartışılmaz açıklıkta.

Biz zaten bunu yapmaya çalışıyoruz. Ama insanın doğası isyankar; arzudan, cehaletten ve egoizmden vazgeçme karşılığında özgürlüğü elde etmeyi zor buluyor. İnsanların çoğu arzunun, cahilliğin ve egoizmin köleliğini arzusuz, cehaletsiz, egoizmsiz özgürlüğe tercih ediyor.

13 Ekim 1969

173 – Vivekananda bile heyecandan bir defasında: “Kişisel bir Tanrı tahammül edilmez olurdu çünkü fazla ahlakdışı olurdu, bütün iyi insanların görevi de Ona direnmek olurdu” sofizmini kabul etmişti. Eğer ahlakötesi ve mutlak güçte bir İrade, bir Zeka dünyayı Yönetiyorsa Ona direnmenin mümkün olmadığı kesin; direnişimiz ancak O’nun amaçlarına hizmet eder ve aslında O’nun tarafından dikte edilir. Öyleyse Onu kınamak ya da inkar etmek yerine, Onu araştırmak ve anlamak daha iyi değil mi?

174 – Tanrı’yı anlamak istiyorsak, egoist ve cahil insansal kriterlerimizden vazgeçmeliyiz, ya da kriterlerimizi yüceltip evrenselleştirmeliyiz.

İnsansal anlayışa göre dünya son derece ahlakdışı, acı ve çirkinlik dolu, özellikle de insan türünün ortaya çıkışından beri. Yani insansal bilinç için bu dünyanın kişisel bir Tanrı'nın eseri olduğunu kabul etmek zor, çünkü bu, insana, kadiri mutlak bir canavarın eseriymiş gibi geliyor. Ama Sri Aurobindo şunu ekliyor, anlamaya çalışmak kınamaktan iyidir.

Anlamanın da en iyi yolu, Gördüğü gibi görmek ve Anladığı gibi anlamak için bu Yüce Bilinçle birleşmek değil mi? Bu, kesinlikle tek gerçek Bilgelik. Yoga, Yüce’yle gerçek birleşme şeklidir.

15 Ekim 1969

175 – İyi bir insan ölüyor ya da başarısız oluyor ve kötü biri yaşayıp kazanıyor diye Tanrı kötü mü? Bu vargının mantığını göremiyorum. Önce ölümün ve başarısızlığın kötü olduğuna ikna olmam lazım; ölüm ya da başarısızlık geldiğinde, bazen o anki en yüce iyilik olduğunu düşünüyorum.

Ama kalbimiz ve sinirlerimiz bizi aldatıyor: sevmedikleri ya da arzu etmedikleri şeyin mutlaka kötü olduğunu iddia ediyoruz.

& İyi de, tatlı Annem, şanssız olan ve yaptıkları her işte hep başarısız olanlar için ne demeli? Önce şunu iyice bilin, ister iyi olsun ister kötü, şans diye bir şey yoktur.

Cahilliğimizden şans zannettiğimiz şey bilmediğimiz nedenlerin sadece bir neticesidir. Şu kesin ki arzusu olan birinin arzuları tatmin edilmiyorsa, bu, Tanrısal Lütfun onunla olduğunun ve Tanrısal İradeye isteyerek ve spontane biçimde yapılan tevekkülün, huzur ve ışık içinde mutlu olmanın, herhangi bir arzunun tatmininden çok daha emin bir yol olduğunu ona deneyimle Öğreterek onu çabucak ilerletmek İstediğinin bir göstergesidir.


17 Ekim 1969

176 – Geriye dönüp geçmiş hayatıma baktığımda anlıyorum ki başarısız olmasaydım, acı çekmeseydim hayatımın yüce nimetlerini kaybetmiş olurdum; halbuki acı çektiğimde, başarısız olduğumda canım sıkılmıştı, içimi talihsizlik duygusu sarmıştı. Burnumuzun dibinde olanın dışındaki hiçbir şeyi göremediğimiz için, kendimizi bütün bu burun çekmelere, bütün bu feryatlara koyuveriyoruz. Sessiz olun ey aptal gönüller! Egoyu öldürün, engin, evrensel biçimde bakmayı ve hissetmeyi öğrenin.

177 – Mükemmel kozmik görüş ve duygu, bütün hatanın, bütün acının çaresidir; ama insanların çoğu sadece egolarının alanını genişletmeyi başarır.

& Tatlı Annem, “kozmik görüş ve duygu” nedir, kozmik görüşe ve duyguya nasıl ulaşılır?

Kozmik görüş ve duygu sadece dünyanın bir bütün olarak görülmesi ve bu bütünün görüşünden doğan duygu demek. Bu bütün her şeyi aynı anda içerir, hem ışığı hem karanlığı, hem acıyı hem zevki, hem mutluluğu hem mutsuzluğu. Ve hepsi birden Tanrısal’a yönelik bir tapınma titreşimi oluşturur, aynen bütün seslerin bir arada duyulması, Tanrısal’a yüce niyaz OM’u oluşturduğu gibi.

18 Ekim 1969

178 – İnsanlar: “Ülkem için!”, “İnsanlık için!”, “Dünya için!” diyor ve düşünüyor, ama aslında şunu kastediyorlar: “Ülkemde görüldüğü şekliyle kendim için!”, “İnsanlığın anladığı şekliyle kendim için!”, “Fantezime göre dünya olarak gördüğüm kendim için!” Bu belki bir genişleme ama, kurtuluş değil. Özgür olmak ile geniş bir hapiste olmak aynı özgürlük durumu değil.

Özgür olmak için hapisten çıkmak lazım. Hapis ego, ayrı kişilik duygusu.

Özgür olmak için Yüce’yle bilinçli olarak tam birleşmek lazım, bu özdeşleşmeyle egonun sınırlarını kırmak lazım, hatta evrenselleşerek egonun varlığını bile ortadan kaldırmak lazım; üstelik bu, bilincin bireyselliğini de yok etmiyor.

19 Ekim 1969

179 – Komşunun içindeki Tanrı için, kendi içindeki Tanrı için, kendi ülkendeki ve düşmanının ülkesindeki Tanrı için, insanlığın içindeki Tanrı için, ağacın, taşın, hayvanın içindeki Tanrı için, dünyadaki ve dünyanın dışındaki Tanrı için yaşa; o zaman doğru kurtuluşun yolunda olursun.

Eklenecek bir şey yok. Bu doğru, çok açık bir şekilde doğru, ve bundan emin olmak için bu deneyimi yaşamak gerek, çünkü sadece deneyim kesinlikle ikna edicidir.


21 Ekim 1969

180 – Daha küçük ve daha büyük ebediyetler vardır; çünkü ebediyet ruhun bir terimidir, ve zamanın içinde var olabildiği gibi zamanı da aşabilir. Kutsal Kitaplar ‘śāśvatih samāh’la uzun ve sürekli bir zaman dilimini, ya da ölçülmesi çok zor bir devri kasteder; sadece Mutlak Tanrı mutlak ebediyete Sahiptir.

Yine de insan kendi içine dalınca anlıyor ki her şey aslında ezeli ve ebedidir; son yoktur, bir başlangıç da hiç olmadı.

& Tatlı Annem, ebediyet deneyimini nasıl yaşayabiliriz? Ebedi'yle, yani Tanrısal’la birleşerek.

23 Ekim 1969