Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16 Eylül 2023, 21:39   #27
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

126 – Doğa’nın en bağlayıcı kanunu, Doğa’nın Efendisinin formüle Edip sürekli Kullandığı sabit bir süreçtir sadece; onu Ruh yaptı, onu Ruh aşabilir, ama önce hapishanemizin kapılarını açmalıyız ve Doğa’dan ziyade Ruhta yaşamayı öğrenmeliyiz. Üstesinden gelinemeyecek ve değiştirilemeyecek Doğa kanunu yoktur eğer her şeyi Efendi’nin Yönettiğine ve Efendi’yle doğrudan temasa geçme imkanımız olduğuna inanırsak, eğer kendimizi Efendi’nin İradesine ihtiyatsızca vermek için köhne alışkanlıkların hapsinden çıkmayı bilirsek.

Aslında sabit hiçbir şey yok, her şey sürekli değişiyor; ve bu yükselen dönüşüm, bu bilinçsiz ve ölümlü yaratılışı Efendi'nin mutlak güçteki ebedi bilincine doğru aşama aşama geri getirecek.

3 Ağustos 1969

127 – Kanun bir süreçtir ya da bir formüldür; ama ruh süreçlerin kullanıcısıdır, formülleri de aşar. Doğa kanunları, fiziksel mizaç için ancak söz konusu fiziksel mizaç psişik varlığın etkisi altında olmadığı zaman zorlayıcıdır; çünkü psişik varlık, bütün süreçleri, bütün formülleri kendi amaçları için kullanabilen, onları istediği gibi değiştirebilen tanrısal güce sahiptir.

5 Ağustos 1969

128 – “Doğa’ya göre yaşa” der Batı’nın özdeyişi; ama hangi doğaya göre, vücudun doğasına göre mi, yoksa vücudu aşan doğaya göre mi? Önce bunu belirlemeliyiz.

129 – Ey Ölümsüzlüğün evladı, Doğa'ya göre değil, Tanrı'ya göre yaşa; Doğa'yı da kendi içindeki tanrısallığa göre yaşamaya zorla.

Sri Aurobindo “Vücudu aşan doğayla” neyi kastediyor? Vücudu aşan doğa, vücudun yok oluşundan sonra yaşamaya devam eden doğadır, ölümsüz olan ve tanrısal öze sahip olan psişik doğadır. Psişik, kendi merkezinde olan Tanrısal’ın bilincine varabilir, ve varmalıdır da, ve Tanrısal'la bilinçli olarak birleşmelidir.

7 Ağustos 1969

130 – Kader, Tanrı'nın, uzayda ve zamanda henüz meydana gelmesi gerekenlerin uzayın ve zamanın dışındaki Önbilisidir; güç ve gereklilik, Tanrı'nın Öngördüğünü kuvvetlerin çatışmasıyla gerçekleştirir.

& Her şey öngörüldüyse, özlemin, eforun rolü ne?

Her alanda... fiziksel, nefsi ve akılsal alanda her şey öngörülmüştür; ama bir üst alanın (Akılüstü ve ötesi bir alanın) nüfuz etmesi, olaylara başka bir determinizm katar ve hadiselerin seyrini değiştirebilir. Budur özlemin başarabildiği. İnsanın gösterdiği efora gelince, belirlenmiş şeylerin bir parçasıdır, rolü de kuvvetlerin işleyiş bütünlüğünde öngörülmüştür.

9 Ağustos 1969

131 – Tanrı her şeyi İstedi ve Öngördü diye boş oturup Tanrı’nın Kısmetine bel bağlama, çünkü senin eylemin Tanrı’nın başlıca icra kuvvetlerinden biridir; öyleyse kalk ve davran, egoistçe değil, Tanrı’nın önceden Belirlediği olayın şartı, aleti ve görünür nedeni gibi.

132 – Hiçbir şey bilmezken suçlulardan da günahkarlardan da kalbi temiz olmayanlardan da nefret ederdim, çünkü içim suç, günah ve pislik doluydu; ama arındıktan ve gözüm açıldıktan sonra, içimden hırsızın ve katilin önünde eğilip fahişenin ayaklarına taptım, çünkü anladım ki bu ruhlar kötülüğün korkunç yükünü kabul etmiş, dünya okyanusunun kaynayan zehrinin en büyük kısmının drenajını hepimiz için yapmış.

Dünyanın, Kendi tezahüründeki Yüce Bir’den başka bir şey olmadığını iyice anlamış insanın bütün insansal ahlak kavramları ister istemez yok olur ve tüm değerlerin tamamen değiştiği – hem de nasıl değiştiği – toplu bir bakışa yer bırakır.

14 Ağustos 1969

133 – Titanlar tanrılardan daha kuvvetli, çünkü Tanrı’yla Gazabına uğrama ve Husumetinin yükünü taşıma konusunda anlaşmışlar; tanrılarsa ancak Tanrı’nın Aşkının ve daha sevecen Ekstazının hoş yükünü kabul edebilmiş. Sri Aurobindo'nun hakikaten ne demek istediğini iyice anlamak için, düşüncesindeki harika mizah anlayışını bilmek lazım.

16 Ağustos 1969

(Yıllar önce Anne'ye aynı özlüsözle ilgili bir soru sorulmuştu)

& Öyleyse tanrılar ödlek! Nerede büyüklükleri? Nerede ihtişamları? Neden aşağı antitelere tapıyoruz? Titanlar da Tanrısal’ın en sevilen evlatları olmalı, değil mi? Sri Aurobindo burada bir paradoks yazmış, biraz uyuşmuş akılları uyandırmak için. Cümlelerin içerdiği bütün ironiyi, özellikle de sözlerin gerisindeki niyeti anlamak lazım. Hem ödlek veya büyük olsunlar ya da olmasınlar, tanrılara hiçbir tapma gereği görmüyorum. Sadece her şeyde ve her varlıkta bir Olan Yüce Efendi'ye tapmalıyız.

6 Kasım 1961

rahatsızlık hissediyorsun. Kuvvetinin cevaplarını, dünyanın kuvvetinin sorularına göre ayarlamayı öğrenirsen, acının hoşuna gittiğini ya da safi hazza dönüştüğünü göreceksin.

Doğru ilişki hazzın şartıdır, Ritam [Doğru, Hakikat] Anandanın anahtarıdır. İnsanlar başkalarıyla olan ilişkilerini fiziksel, nefsi ve akılsal temaslara dayandırmaya alışık, bu yüzden neredeyse hep uyuşmazlık ve acı yaşanıyor.


Aksine, ilişkilerini psişik temaslara dayandırsalardı, yani ilişkileri ruhtan ruha olsaydı, bulanık görünüşlerin gerisinde hayatın tüm faaliyetlerinde dışavurulabilen derin, kalıcı bir ahengin olduğunun farkına varırlardı; bu derin, kalıcı ahenk sayesinde huzur ve mutluluk, karmaşanın ve acının yerini alır.

28 Ağustos 1969

139 – Süperinsan kimdir? Gözü maddede olan bu fragmanlı akılsal insansal bireyi aşabilen ve tanrısal bir kuvvetle, tanrısal bir aşkla, tanrısal bir neşeyle, tanrısal bir bilgiyle kendine evrenselleşmiş, tanrısallaşmış bir şekilde hakim olabilen kişidir. Süperinsan halen oluşma aşamasında. Bu oluşumu mükemmelleştirmek için son zamanlarda dünyada yeni bir bilinç ortaya çıktı.

Ama herhangi bir insanın bu başarıya henüz ulaşmış olması pek muhtemel değil, üstelik bu başarıyı fiziksel vücudun dönüşümü izlemesi gerekir ki, bu dönüşüm henüz gerçekleşmedi.

30 Ağustos 1969

140 – Bu sınırlı insansal egoyla kendini süperinsan sanıyorsan, ancak kendi kibrinin enayisi, kendi kuvvetinin oyuncağı, kendi kuruntunun aleti olursun. Bundan çıkan doğal sonuç şu: daha şimdiden süperinsan olduğunu iddia eden tüm hırslılar ancak kendini kandırıp başkasını da kandırmaya çalışan kibirli sahtekarlardır.

30 Ağustos 1969

141 – Nietzsche süperinsanı, develikten çıkan bir aslan ruhu gibi gördü, ama süperinsanın gerçek müjdeci amblemi ve işareti, bereket ineğinin üstünde duran devenin üzerinde oturan aslandır. Eğer bütün insanlığın kölesi olamıyorsan efendisi olamazsın, eğer doğanı, tüm insanlık memelerini gönlünce sağabilsin diye Vasishtha’nın71 bereket ineği haline getiremiyorsan, aslansal süperinsanlığın neye yarar?

Tüm insanlığın kölesi olmak, insanlığa hizmet etmeye hazır olmak demektir. Bereket ineği gibi olmak, insanlığın, yeteneksizliğinden ve cahilliğinden kurtulmak için ihtiyaç duyduğu bütün kuvvetleri, bütün ışıkları ve bütün güçleri bolca dağıtabilmek demektir. Çünkü böyle olmasaydı insanüstü bir varlık dünya için yardımdan çok yük olurdu.

31 Ağustos 1969

142 – Dünya için aslan gibi korkusuz ve egemen ol, deve gibi sabırlı ol ve hizmet et, anne iyiliğiyle dolu sakin ve dayanıklı bir inek gibi ol. Tanrı'nın tüm zevklerini, aslanın avını parçalayıp yediği gibi tat ama, tüm insanlığı da bereket fışkıran bu uçsuz ekstaz çayırına götür ki yuvarlanıp otlansın. Varlığın tanrısallaşana kadar gelişmesi için gerekli meziyetler bunlar; bu aynı zamanda bir hatırlatma: insanlık yükselmeden bir dönüşüm tam olamaz.

1 Eylül 1969

143 – Sanatın görevi sadece Doğa'yı taklit etmekse, ateşe verin o zaman bütün resim galerilerini, yerine de fotoğraf stüdyoları açalım. Sanat, Doğa'nın sakladığını açığa vurduğu için küçücük bir tablo, milyonerlerin mücevherlerinden ve prenslerin hazinelerinden daha değerlidir.

144 – Görünen Doğa'yı taklit etmekle yetinirsen bir ceset, ölü bir taslak, ya da bir canavar yaratırsın; Hakikat, görünenin ve hissedilenin gerisinde ve ötesinde yaşar.

71 Vasishtha: Vedik çağın ünlü rishisi; ineği ashramının bütün ihtiyaçlarını karşılarmış, hatta onu koruması için ona ordular bile verirmiş.

& Tatlı Annem, fotoğrafın, modern sanatın bir aracı olduğu söyleniyor. Bu konudaki görüşün ne?

Her şey fotoğrafın ne şekilde kullanıldığına bağlı. Fotoğrafın doğal hedefi ve yaygın kullanımı belgeseldir; ve fotoğraf ne kadar doğru ve netse, o kadar faydalıdır. Ama fotoğrafı bir ifade şekli olarak kullanan sanatçıların varolduğu da inkar edilemez. Fakat yaptıkları artık Doğa'nın tam bir kopyası değil, bu, genellikle fiziksel görünüşün gizlediği başka bir şeyi ifade etmeye, yansıtmaya yönelik bir renk ve form aranjmanı.

4 Eylül 1969

145 – Ey şair, ey sanatçı, Doğa'ya ayna tutmakla yetinirsen, eserinden hoşlanacağını mı sanıyorsun? Tam aksine, senden yüz çevirir. Çünkü ona ne gösteriyorsun? Kendisini mi? Yoo, cansız bir konturu, bir yansımayı, müphem bir taklidi gösteriyorsun. Doğa'nın gizli ruhunu kavrayacaksın, dış semboldeki hakikatin ebediyen peşinde olacaksın, bunu da sana hiçbir ayna gösteremez, ne sana ne de aradığına.

& Tatlı Annem, burada söz konusu olan “ebedi sembol”72 ne?

Ebedi sembol Doğa'nın gizli ruhudur; şair de, sanatçı da bu ruhun Hakikatini arayıp ifade etmelidir.

7 Eylül 1969

146 – Bence Shakespeare, Greklerden çok daha büyük ve çok daha tutarlı bir evrenselci. Yarattığı karakterlerin hepsi evrensel tipler, Lancelot Gobbo’yla köpeğinden tutun da Lear’e, Hamlet’e kadar.

147 - Grekler evrenselliği, bütün daha ince bireysel nüansları es geçerek aradı; Shakespeare’se evrenselliği en nadir bireysel karakter detaylarını evrenselleştirerek daha başarılı şekilde aradı. Doğa'nın, Sonsuz’u bizden saklamak için kullandığı şeyi

72 “External” (dış) “eternal” (ebedi) okunup basılmış.

Shakespeare, insandaki sonsuz nitelikli Tanrısal’ı insanlığın gözleri önüne sermek için kullandı.

148 – Doğa'ya tutulan ayna imajını yaratan Shakespeare, kopyalamaya, fotoğraflamaya ya da taklit etmeye asla tenezzül etmeyen tek şairdir.

Falstaff’ı, Macbeth’i, Lear’i ya da Hamlet’i Doğa'nın taklidi gibi gören okuyucunun ya gönül gözü yok, ya da bir formül onu hipnotize etmiş.

149 – Maddi Doğa'nın neresinde Falstaff’ı, Macbeth’i ya da Lear’i bulursun? Maddi Doğa’da imaları, gölgeleri var ama onlar Maddi Doğa'nın çok üstündeler.

150 – İki tür insan için ümit var: Tanrı'nın temasını hissedip cazibesine kapılmış insan için, bir de şüpheci arayıcı ve kanaat getirmiş ateist için; tüm dinlerin formülcülerine ve özgür düşüncenin papağanlarına gelince, onlar yaşamak dedikleri bir ölümü izleyen ölü ruhlardır.

& Tatlı Annem, dinlerin “formülcüleri”, sıradan kitlelere Tanrı'dan bir imaj sağlayarak yardım etmiyor mu? Dinin sıradan insanlara yardım ettiğine inanmıyor musun?

Olan her şey, bütün yaratılışı Yüce’nin bilgisine erdirmek için Yüce Efendi'nin İsteğiyle oluyor.

Ama etkinin çok büyük bölümü kontrastla ve inkarla işliyor. İnancı olmadan, hatta deneyim yaşamadan bile dine riayet eden sözde inanan çoğunluk için dinler böyle etkili oluyor.

14 Eylül 1969