Tekil Mesaj gösterimi
Eski 16 Eylül 2023, 21:21   #21
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri

101 – Tanrı’nın Gözünde ne yakın var, ne uzak var, ne şimdi var ne geçmiş var ne de gelecek var. Bu şeyler O’nun dünya tablosu için pratik birer perspektiftir.

102 – Duyular için, güneşin, dünyanın etrafında döndüğü her zaman doğrudur; ama akıl için yanlıştır. Akıl için, dünyanın, güneşin etrafında döndüğü her zaman doğrudur; ama yüce görüş için yanlıştır. Ne dünya hareket eder ne de güneş; sadece güneşin bilincinde oluş ve dünyanın bilincinde oluş ilişkisinde bir değişiklik vardır.

(Uzun sessizlik)

Mümkün değil, bir şey söyleyemiyorum.

Bu şu demek: fiziksel dünyayı her zamanki algılama şeklimiz yanlış bir algı. Tabii ki.

Peki o zaman doğru algı neye benziyor... Mesele bu ya!

... Süpraakılsal bir göz için fiziksel dünyanın, ağaçların, insanların, taşların doğru algısı neye benziyor? Zaten söyleyemediğin de bu ya! Hakikat Düzeninin, DİREKT olanın bilincine ve vizyonuna sahip olduğunda, Hakikatin direkt ifadesine sahip olduğunda, ifade edilemez gibi geliyor, anında, çünkü bütün kelimeler öteki alana ait; bütün görüntüler, bütün karşılaştırmalar, bütün ifadeler diğer alana giriyor. Bu büyük zorlukla tam da 29 Şubat’ta karşılaştım: Hakikatin DİREKT tezahürünün ve ortaya koyulmasının bilincinde yaşadığım tüm bu zaman süresince hissettiklerimi, gördüklerimi formüle etmeye çalıştım, mümkün değildi. Kelime yoktu. Sırf formülasyonu bile anında diğer bilince düşürüyordu.

Bu vesileyle güneşin ve dünyanın bu özlüsözü geldi aklıma... “bilincinde oluş değişikliği” demek bile – bilincinde oluş değişikliği, bu hala bir hareket.

Sanırım bir şey söylenemez. Kendimi bir şey söyleyebilecek durumda hissetmiyorum, çünkü söylediğimiz her şey enteresan olmayan yaklaştırım.

Ama bu Hakikat Bilincindeyken, yaşadığın, “sübjektif” bir deneyim mi, yoksa gerçekten maddenin görünümü mü farklı oluyor? Her şey – bütün dünya farklı! Her şey farklı.

Ve deneyim bana halen sürekli hissetmeye devam ettiğim bir şeye inandırdı, iki hal... Hakikat ve Yalan halleri simültane, birlikte varlar; bu sadece... evet, bu sadece “bilincinde oluş değişikliği” dediği olay, yani şu bilinçtesin ya da bu bilinçtesin ama hareket etmiyorsun. Hareket eden kelimeler kullanmak zorundayız çünkü bizim için her şey hareket ediyor, ama bu bilinç değişikliği bir hareket değil – bu bir hareket değil. Eee, o zaman bundan nasıl bahsedeceğiz, bunu nasıl tarif edeceğiz?..


“Başka bir halin yerine geçen bir hal” desek bile, ... yerine geçen... anında hareketi dahil ediyoruz – bütün kelimelerimiz böyle, ne diyebiliriz ki?

Daha dün, deneyim tamamen somut ve güçlüydü: bu Hakikat Bilincinin, saptırma ya da çarpıtma bilincinin yerine geçmesi için insanın ya da herhangi bir şeyin yer değiştirmesine gerek yok. Yani bu doğru – esas ve doğru – Titreşimi yaşama ve bu titreşim olma kapasitesi, bu Titreşimi, Yalan ve Çarpıtma titreşiminin YERİNE KOYMA gücüne sahipmiş gibi görünüyor, o derece ki... Mesela, Çarpıtmanın ya da Çarpıtma titreşiminin sonucu doğal olarak bir kaza ya da bir felaket olması gerekir; ama eğer bu titreşimlerin arasında Hakikat Titreşiminin bilincinde olabilen, dolayısıyla da Hakikat Titreşimini ortaya koyabilen bir bilinç varsa, bu diğer titreşimi sıfırlayabilir – ve sıfırlamalıdır da; bu da dış olayda felaketi durduran bir müdahale şeklinde yansır. Bu artan bir izlenim: Hakikat, dünyayı değiştirmenin tek yolu, diğer ağır dönüşüm yöntemleri daima teğet geçiyor (gittikçe yaklaşıyor ama asla başaramıyor), son adım bu olmalı: doğru Titreşimle değiştirme. Kısmi kanıtlar var. Ama kısmi oldukları için kesin olarak müspet değiller; çünkü sıradan görüş ve anlayış için her zaman açıklama bulunabilir, her zaman denilebilir ki, mesela kazanın atlatılacağı “öngörülmüştü”, “mukadderdi”, dolayısıyla kazayı önleyen kesinlikle bu müdahale değil, buna karar veren “Determinizmdir”. İyi de bu nasıl kanıtlanabilir? Bunun başka türlü olduğunu kendimize nasıl kanıtlayabiliriz? Mümkün değil. Yani, olayı ifade ettiğin anda akılsal düzleme giriyorsun, ve akılsal düzleme girdiğin anda, şu korkunç olan çünkü mutlak güçte olan mantık var: her şey ezeli ve ebedi olarak önceden bir arada varsa, bir şeyi bir şeye nasıl dönüştürebiliriz?...

Herhangi bir şey nasıl “değişebilir”? Deniliyor ki, Sri Aurobindo kendisi az önce dedi ki, Efendi’nin Bilincinde ne geçmiş var, ne zaman var, ne hareket var, ne de hiç. Her şey “var”. Tercüme etmek için “ebediyen” var diyoruz ki, bu da bir saçmalık, ama sonuçta her şey VAR. O zaman her şey var (Anne kollarını kavuşturuyor) ve mesele kapandı, yapılacak bir şey yok. Yani bu tasavvur, ya da daha doğrusu bu söyleme şekli (çünkü bu sadece bir söyleme şekli) gelişme anlayışını iptal ediyor, evrimi iptal ediyor, sıfırlıyor...

İnsanlara: “Gelişmek için efor yapmanız Determinizmin bir parçasıdır” deniliyor – evet, bunların hepsi retorik keşmekeşi. Dikkatini çekerim, bu söyleme şekli sadece bir dakikalık deneyim, bütün deneyim DEĞİL. Bir anlığına öyle hissediyorsun, ama olay total değil, tam değil, kısmi. Bu sadece BİR hissetme şekli, hepsi değil. Bundan çok daha derin ve çok daha anlatılmaz bir şey var ebedi bilinçte, çok.

Bu, sıradan bilinçten çıktığında yaşadığın ilk şaşkınlık sadece, dahası var. Bu özlüsöz bu günlerde aklıma geldiğinde, bana öyle geliyordu ki bu sadece bir anlık bir bakış ve iki hal arasında hissedilen zıtlık hissi, ama hepsi bu değil – dahası var. Başka şey var. Anladığımız şeyden tamamen farklı olan AMA ANLADIĞIMIZ ŞEY ŞEKLİNDE YANSIYAN bambaşka bir şey var. Ve bunu söyleyemiyorsun.


Söyleyemiyorsun çünkü... ifade edilemez – ifade etmek mümkün değil. Bu, şunu hissetmekle aynı: sıradan bilincimizde yanlış, yalan, çarpıtılmış, dolambaçlı hale gelen her şey Hakikat Bilinci için ESASEN DOĞRU. Ama hangi şekilde doğru? Bu zaten kelimelerle söylenemeyen bir şey, çünkü kelimeler Yalanın bir parçası. Yani dünyanın maddeselliği bu Bilinç tarafından sıfırlanmıyor, iptal edilmiyor... bu Bilinç tarafından dönüştürülüyor, öyle mi?... Yoksa bu bambaşka bir dünya mı?

(Sessizlik)

Bir konuda anlaşalım... Korkarım ki “madde” dediğimiz şey, aslında dünyanın sahte, aldatıcı görünümü. TEKABÜL EDEN bir şey var ama... Yani, bu özlüsözün mutlak bir sübjektifliğe varması gerekir, ve sadece bu mutlak sübjektiflik doğru olur – öyle DEĞİL işte. Çünkü bu pralaya olur, nirvana olur. Bir tek nirvana yok işte, gerçek olan, sahte olmayan, aldatıcı olmayan bir objektiflik var – ama nasıl desem!...

Bu, gerçekliğini birçok kez hissettiğim bir şey – sadece flaş gibi değil, pek çok kez hissettim... nasıl ifade etsem? Kelimeler insanı hep aldatıyor...

Birliğin mükemmel duygusunda ve Birliğin bilincinde objektifliğe, objektif olana yer var – biri diğerini yok etmiyor, kesinlikle; bir farklılaşma duygusu hissedebilirsin; bu sen değilsin demek değil, ama bu farklı bir görüş...

Diyorum sana, söyleyebileceğimiz her şey boş, saçmalık, çünkü sözler gerçekdışı dünyayı ifade etmek için yaratılmış, ama... Evet, belki de bu, Sri Aurobindo’nun “Çokluk’taki Birlik” duygusu dediği şeydir, buna biraz tekabül ediyor; aynen kendi varlığının iç çokluğunu hissediyor olman gibi, bunun gibi bir şey... Artık ayrı benlik duygusunu hiç hissetmiyorum, kesinlikle, hiç, vücudumda bile, ama bu belli bir objektif ilişki duygusunu hissetmemi engellemiyor – evet, doğru, bu O’nun değişen “güneşle dünyanın bilincinde oluş ilişkisiyle” aynı. (Gülerek) Doğru, bu belki de bunu söylemenin en iyi yolu! Bu bir bilincinde oluş ilişkisi. Bu, kendinle “başkaları” arasındaki ilişki kesinlikle değil – kesinlikle, bu tamamen iptal, sıfırlanmış durumda – ama kendi varlığının farklı kısımlarının bilincinde oluş ilişkisine benzeyebilir. Tabii, bu da farklı kısımlara objektiflik kazandırıyor.

(Uzun sessizlik)

Çok kolayca anlaşılabilen şu atlatılan kaza örneğine geri dönersek, Hakikat Bilinci’nin müdahalesine “ebediyen” karar verildiği ve hiçbir “yeni” unsurun olmadığı pekala tasavvur edilebilir, yine de sonuçta kazaya bu müdahale engel oldu... bu da sana bu doğru Bilincin diğer bilinç üzerindeki etkisi konusunda tam bir fikir veriyor. Eğer kendi oluş biçimini Yüce’ye yansıtırsan, Yüce’nin, her şeyin nasıl oynadığını Görmek için pek çok deneyim Yaparak Eğlendiğini tasavvur edebilirsin (bu başka, bu, her şeyi ebediyen bilen bir Mutlak Bilincin varolmasına engel değil – tüm bunları hiç uygun olmaya sözlerle söylüyorum), ama yine de, sürece baktığında, kaza bu müdahalenin sayesinde atlatılıyor: doğru bir bilincin yalancı bir bilincin yerine geçmesi yalancı bilincin sürecini durdurdu. Ve bu oldukça sık oluyor gibime geliyor, sanıldığından çok daha sık.

Mesela bir hastalığın iyileştiği, bir kazanın, bir felaketin atlatıldığı her defasında (ki bu dünyasal bir felaket bile olabilir), bütün bunlar her zaman Düzensizliğin bitmesini sağlayan Ahenk Titreşiminin Düzensizlik titreşiminin içine müdahalesidir. O zaman da sürekli: “Tanrısal Lütufla şu oldu” diyen inancı bütün insanlar o kadar da yanılmıyor.

Sadece bir gerçeği tespit ediyorum: bu Düzen ve Ahenk Titreşimi müdahale etti; bunu pek çok kez yaşadım; tabii müdahalesinin nedenlerinin konuyla hiçbir ilgisi yok, bu sadece bilimsel bir saptama. Bu, dünyanın dönüşme yöntemi mi? Evet. Bu Düzen Titreşiminin gittikçe daha sürekli bir enkarnasyonu. Evet, öyle, aynen. Aynen. Hatta, bu bakımdan anladım ki... “dönüşme fenomeni ister istemez ilk önce Bilincin daha sürekli biçimde ortaya çıktığı vücutta meydana gelmesi gerekir” yönündeki sıradan fikir tamamen gereksiz ve ikincil görünüyor; aksine, en kolay ve en tam şekilde olabileceği her yerde aynı zamanda oluyor, ve bu işlem için en hazır durumda olan illa ki bu hücre aglomerası değil (Anne kendi vücudunu gösteriyor).


Dolayısıyla, vücudumun kavrayışı ve alırlığı özel olsa bile, çok uzun bir süre dışarıdan göründüğü gibi kalabilir. Demek istediğim, vücudumun farkındalığı, bilinçli algısı, temasa geçtiği diğer bütün vücutların sahip olabileceği farkındalıktan, bilinçli algısından sonsuzca üstün; tabii, diğer vücutların sanki bir lütuf sayesinde Algıyı algıladıkları dakikalar hariç; halbuki vücudum için bu doğal ve sürekli bir hal; bu, bu Hakikat Bilincinin bu hücre grubu üzerine diğerlerinin üzerinde olduğundan daha sürekli, daha doğrudan konsantre olduğu olgusunun efektif sonucu; ama olaylarda, eylemlerde, nesnelerde, bir titreşimin bir diğerinin yerine geçmesi, sonuç açısından en frapan ve etkili olduğu yerde meydana geliyor.

Bilmem anlatabiliyor muyum... bu, çok net hissettiğim bir şey, ama fiziksel ego63 var olduğu sürece bu hissedilemez, çünkü fiziksel ego, kendi öneminin farkında, ve bu hissedilenler fiziksel egoyla tamamen yok oluyor; fiziksel ego yok olduğu zaman, doğru Titreşimin müdahalesinin ya da ortaya çıkmasının, egolara veya bireyselliklere (insansal veya ulusal bireyselliklere, hatta hayvanlar, bitkiler falan gibi Doğa bireyselliklerine) bağlı olmadığı tam olarak algılanıyor; bu, Yalan Titreşiminin Hakikat Titreşimine dönüşmesini sağlayan... dönüşmesini değil, daha doğrusu Hakikat Titreşiminin Yalan Titreşiminin yerine geçmesini sağlayan özellikle elverişli aglomerasyonların bulunduğu hücrelerin ve maddenin işleyişine bağlı. Ve fenomen gruplaşmalardan ve bireyselliklerden oldukça bağımsız olabilir (bu bir parça şurada bir parça burada, bir şey şurada bir şey burada olabilir); ve bu her zaman bir kabarma... alır, reseptif bir kabarma oluşturan belli bir titreşim niteliğine tekabül ediyor, o zaman da fenomen meydana gelebiliyor. Maalesef, başta da söylediğim gibi, bütün kelimeler görünüm dünyasına ait.

(Sessizlik)

Bu, bütün bu zamanlar yaşadığım deneyim... bir de bir vizyonla bir kanaat var, deneyimden kaynaklanan bir kanaat var: iki titreşim her zaman böyle (Bir üst üste gelişi, iç içe geçişi gösteren hareket). Hep, sürekli.

Belki sızma miktarı, algılanabilecek kadar büyük olunca insan şaşkınlıkla karışık bir hayranlık duyuyor. Ama bana öyle geliyor ki – bu çok net bir izlenim – bu her zaman olan bir fenomen, sürekli, her yerde, son derece küçük bir biçimde (Nokta nokta içe sızmayı gösteren hareket); ve görünen – bu görüş için görünür durumda olan – bazı şartlarda, bazı durumlarda... bu bir çeşit ışıldayan kabarma, izah edemem, içe sızma miktarı mucize izlenimini yaratmak için yeterli oluyor. Yoksa bu, dünyada, durmadan, sürekli meydana gelen bir şey, her zaman (Nokta nokta içe sızmayı gösteren aynı hareket) sanki Yalanın yerini son derece küçük bir miktar Işık alıyor gibi... Yalanın yerine son derece küçük bir miktar Işık geçiyor... sürekli. Ve hissettiğim, gördüğüm bu titreşim bir ateş izlenimini veriyor. Vedik

63 Ego: Anne SOHBETLER’de egoyu açıkça tanımlıyor: “Ego, insanın başkalarından ayrı bir kişi olduğunun bilincinde olmasını sağlayan şeydir”. rishilerin [İç hakikatleri vizyon şeklinde gören, keşfeden, mantra haline getiren ve Vedaları yazan bilge kahinlerin] insansal bilinçteki, insanın içindeki, maddenin içindeki şu “Alev” olarak ifade ettikleri bu olmalı. Hep bir “Alev”den [Agni’den] söz ediyorlar. Bu gerçekten de üstün bir ateş yoğunluğundaki bir titreşim. Vücudum bile, Çalışma çok yoğun olduğunda, bunun bir ateşle aynı olduğunu birçok kez hissetti. İki üç gece önce bunun gibi bir şey oldu: gecenin ortasında, sabahın erken saatlerinde bu Kuvvet indi, çok özel yoğunluktaki bu Hakikat Gücü indi; bu sefer her yere indi, her zaman her yere iniyor, ama özellikle beyinde yoğunlaştı, beynimde değil, BEYİNDE. Öyle kuvvetliydi ki! İnanılmazdı. Başım sanki patlayacaktı – sanki her şey patlayacaktı – öyle ki, yaklaşık iki saat boyunca Efendi'nin Huzurunun genişlemesini diledim: “Genişlemeni ve huzurunu hücrelere İhsan Eyle Efendim.” Bilincim yerindeydi... (Anne yüksek bir bilinçte olduğunu demek isteyen bir hareket yapıyor)... şunun farkındaydım: bu iniş, hazırlanmamış bir beyinde olsa, en iyimser durumda deli etmeye ya da tamamen sersem etmeye yeter...

yoksa insan patlar... Bu deneyimi hala yaşıyorum, gitmedi, aynen diğer “Hayatta gelişme gösterme Anandası” deneyimi gibi. Kuvvet her yere iniyor. Gördüm ki (çünkü görmek istedim) Ananda deneyimi hala var, neredeyse normal, doğal hale gelmiş, halbuki bu deneyim yeni, hani şu eski duamın sonucu: “Efendim, beynimi ele geçir”.

Olanlar bu – her yerde bu oluyor, sürekli. Yeterince büyük bir aglomerada olursa, bu bir mucize olarak görünür – ama bu, BÜTÜN DÜNYANIN mucizesi.

Bütün varlıkların beyninde, genel anlamda Beyin: Anne’nin yaşadığı deneyimler çoğunlukla bireysel değil, Yeryüzü bilincinin deneyimleri. İyice dayanmak lazım, çünkü bunun sonuçları var, bu bir Güç hissi getiriyor, çok az insan dengesi az çok bozulmadan bunu hissedebilir, çünkü içlerinde yeterli bir huzur temeli yok: çok engin bir huzur, ÇOK sakin, çok rahat bir huzur olmalı. Çocuklar her yerde galeyan halinde, burada, Okulda bile... en uslu, genelde en düzenli çocuklar galeyana geliyormuş. “TEK bir cevap var” dedim, “Tek bir cevap. Rahat durmak lazım, gittikçe daha rahat durmak lazım, kafanızla bir çözüm bulmaya çalışmayın, çünkü akıl çözüm bulamaz. Sadece rahat durun – değişmeyen bir RAHATLIK içinde olun. Sakin ve huzurlu olun, sakin ve huzurlu... TEK cevap bu.”

İyileştirici olduğunu söylemiyorum ama, tek cevap bu: sakin ve huzurlu bir şekilde dayanmak lazım; sakin ve huzurlu bir şekilde dayanmak lazım.. İşte o zaman bir şeyler olur.

(Sessizlik)

Aramızda kalsın, bu, hayatımda hiç yaşamadığım bir deneyimdi: beynimde olup bitenlere hep hakim olabileceğimi sanıyordum; her zaman “beyazlık”la, sakin, hareketsiz beyazlıkla cevap verebileceğimi zannediyordum.

Bu kez değil! (Anne gülüyor) Öyle muazzam olmuştu ki, mantram bile, mantramın sözleri bile sanki top güllesi gibi geçiyordu! (Anne gülüyor) Her şey korkunç mermi gibiydi!

Yapılacak tek şey vardı: tamamen hareketsiz durdum ve Efendi'nin şu sonsuzca genişleyen Huzurunu, Sakinliğini, Efendi'nin Huzurunun Sonsuzluğunu çağırdım. İşte o zaman Titreşime dayanabildim.


Şimdi, Hakikat Gücü ne mi yapıyor, işi ne mi? – Bu bizim işimiz değil, Onun işi. Bizler anlayamayız. Ama işbaşında olduğu doğru, bu kesin. Aslında, o anda ateşimi ölçecek bir doktor olsaydı... ateşim korkunç olmalıydı... ama ortada “hastalığa” benzer hiçbir şey yoktu! Hayır, mucizeviydi, harikaydı, “Bu, dünya’nın bilmediği bir şey, dünya daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadı” izlenimini veriyordu.

Deneyim hep böyle yansıyor: bu, dünya’nın bilmediği bir şey, bu yeni. Dünya için yeni. Bu yüzden dayanılması zor!

Çünkü yeni. Şimdi bile (Anne başını elliyor) başım sanki şiş, içinde bir titreşim var (Sarsıntı hareketi) sanki başım eskisinden iki misli daha büyük. (Anne başını elliyor) Başımdaki şişler geçmiş mi diye bakıyorum! Henüz geçmemiş!


103 – Vivekananda, Sannyasa’yı yüceltirken, “Hindistan’ın bütün tarihinde sadece bir Janaka var” diyordu65. Hiç de değil, çünkü Janaka tek bir bireyin adı değil; Janaka, kendine hakim krallar hanedanı ve bir idealin zafer haykırışıdır.

104 – Sarı giysili yüz binlerce sannyasinden kaçı mükemmel? Birideali, az sayıdaki başarı ve çok sayıdaki yaklaştırımlar haklı çıkarır.

105 – Yüzlerce mükemmel sannyasin vardı çünkü Sannyasa yaygın biçimde vaaz edilip uygulandı; bırakalım ideal özgürlük için de aynısı olsun, böylece yüzlerce Janaka’mız olur.