|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri
61 – Sonlu hiçbir şey yoktur. Sadece Sonsuz, Kendine sınırlar Koyabilir. Sonlunun ne başlangıcı ne de sonu olabilir, çünkü başlangıcını ve sonunu tasavvur etme olgusu sonsuzluğunu gösterir.
& Sonsuzluğu nasıl yaşayabiliriz?
Sonsuzluk ancak sonlu bilinçten çıkarak yaşanabilir. Ta eskiden günümüze kadar, bütün yogik disiplinler bunu başarma ümidiyle geliştirilip başlandı.
Bu konuyla ilgili olarak çok yazıldı, ama az yapıldı; çok az insan sonsuza dalmak için sonludan kaçabildi. Halbuki Sri Aurobindo’nun yazdığı gibi, sadece Sonsuz var; sonlunun varlığına bizi inandıran, yüzeysel algımızın yalanı.
20 Mayıs 1961
62 – Bir aptalın, bilgiç bir edayla safi saçmalık yumurtladığını duyunca, Tanrı’nın bununla ne Demek İstediğini merak ettim; sonra düşününce, hakikatin ve bilgeliğin çarpıtılmış bir maskesini gördüm.
& Aptallık nasıl Hakikatin çarpıtılmış bir maskesi olabilir? “ Sri Aurobindo burada aptallığın tanımını veriyor. Maske, gizleyen, örttüğünü görünmez kılan bir şeydir; bu maske çarpıtılmışsa, sakladığını görünmez yapmakla kalmaz, niteliğini de tamamen değiştirir. Böylece, bu tanımlamaya göre aptallık, her şeyin kökeninde olan Hakikati tanınmayacak hale getirecek şekilde peçeleyen ve çarpıtan bir şeydir.”
İnsan merak edebilir, acaba gerçekten mutlak aptallık ya da mutlak yalan var mı, olayların gerisinde her zaman bir hakikat var mı, acaba mutlak yanlış var mı diye? Mutlak yanlış olamaz. Aslında mümkün değil çünkü Tanrısal her şeyin gerisinde. Bu aynen, acaba evrende bazı unsurlar yok olacak mı diye soranlar gibi. Bir kainatın imhası, bu ne demek olabilir? Eğer aptallığımızın dışına çıkarsak, neye “imha” denebilir? Sadece form, görünüş imha olur – bütün görünüşlerin bir bir yok olduğu doğru. Bir de deniyor ki (her yerde yazılı, birçok şey söyleniyor) ya karşıt güçler dönüşecek, yani kendi içlerindeki Tanrısallığın bilincine varıp tanrısal olacaklar, ya da imha edilecekler. İmha edilecekler ne demek? Şekilleri mi?
Bilinç şekilleri “eritilebilir”, ama varolmalarını sağlayan, her şeyin varolmasını sağlayan o “şey” nasıl imha edilebilir ki? Yavrucuğum işte bunu anlamak zor. Evren bir nesnelleşme, ebediyen Varolanın nesnel bir farkına varılması, eee, öyleyse? Bütün nasıl artık varolmayabilir ki? Sonsuz olan, ezeli ve ebedi olan, yani hiçbir şekilde sınırı olmayan Bütünden ne çıkabilir ki? Çıkılacak bir yer yok ki!
Anlıyor musun, tam kafa patlatılacak bir durum! Nereye çıkmak için? Sadece BU var. Hatta “sadece BU var” derken bile “BU’yu” bir yerde konumlandırıyoruz ki bu tamamen saçma. O zaman bunun dışına ne çıkartılabilir ki? Tabii, belli bir evrenin şu anki tezahürün dışına atıldığını tasavvur edebiliriz; evrenlerin birbirini izlediğini ve ilk evrenlerde olan şeylerin diğer evrenlerde artık olmamasını tasavvur edebiliriz, hatta bunun böyle olduğu apaçık ortada. Birtakım yanlışların ve yalanların (bizim için ŞİMDİ yanlış ve yalan olan birtakım yanlışların ve yalanların) akıştaki gelecek haliyle dünyanın bir parçası olmayacağını tasavvur edebiliriz; bunların hepsini anlayabiliriz, ama “imha olmaya” gelince, imha olmak için nereye gidiyor? İmha deyince, sadece bir formun imhasını kastediyoruz (bu bir bilinç formu, ya da maddi bir form olabilir, sonuçta bu bir form), ama formu olmayan şey nasıl imha olabilir ki?
Öyleyse, yok olacak mutlak bir yalandan söz etmek, sadece birtakım şeyler ebediyen geçmişte yaşayacak ama gelecek tezahürlerde olmayacak demektir, hepsi bu. BU’nun içinden çıkamazsın , öyle değil mi! Ama bu şeyler geçmişte mi kalacak? Bize deniliyor ki, hiçlik ya da nirvana38 yönü var, ve Varoluş yönü var; bunlar Yüce’nin birbirini tamamlayan SİMÜLTANE iki yönü; üste çıktığın zaman, nirvana yönünü ve Varoluş yönünü aşmayı başardığın zaman, her şeyin aynı anda ve ebediyen varolduğu bir bilinç hali var; öyleyse birtakım şeylerin Olmayış’a geçtiğini tasavvur edebiliriz... Tanrı bilir belki de bu da başka bir zırvadır! Bilincimiz için yok oluş ya da imha da belki de budur.
Olabilir mi? Bilmiyorum. Efendi’ye sormak lazım. Ama genellikle bu sorulara Cevap Vermiyor: Gülümsüyor! Anlıyor musun, bir an geliyor artık gerçekten hiçbir şey söyleyemiyorsun; sanki söylediğin her şey tam saçmalık değilse bile, neredeyse saçmalık; aslında susmak daha iyi. Zorluk bu. Bu özlüsözlerin bazılarında Sri Aurobindo'nun, bütün düşünülebilenin çok ötesinde olan bir şeyi birden yakaladığını hissediyorsun; ne denilebilir ki?
38 Nirvana: Yok oluş, sönüp yitme; bu illa ki tüm varlığın yok oluşu demek değil, bilinen şekliyle varlığın, egonun, arzunun, egoist eylemin ve zihniyetin yok oluşu.
(Sessizlik)
Tabii, eğer buraya geri inersek, ohooh! Bir sürü şey söylenebilir! Şaka olarak... yani, her zaman şaka yapılabilir, ama insanlar şakayı öyle ciddiye alıyor ki şaka yapmakta tereddüt ediyorsun... fazla yanılmadan şaka olarak pekala şöyle diyebiliriz: insan bazen bir deliyi ya da bir aptalı dinlerken, aklı başında birini dinlediği zamandan çok daha fazla şey öğrenir, ben buna inanıyorum. Aklı başında insanlar kadar insanı solduran hiçbir şey yok.
Geçmişin, şimdinin ve geleceğin bu simültaneliği, fiziksel bir simültanelik olamaz, değil mi? Yo hayır, burada olmaz. Birinden tuhaf bir teori duydum, geçmişte reenkarne olunabileceğini söylüyordu. Geçmişte reenkarne olmak mı? Evet, yani gidip tarihin geçmiş bir döneminde reenkarne olmak. Bu başka bir söyleme şekli. Geçmişte reenkarne olmak mı? Yo hayır. Geçmiş tekrar yaşanabilir; olabilir, pekala olabilir. Birkaç kez tekrarlanan bir deneyim yaşadım, geçmişi tekrar yaşıyordum [Anne başka bir ömrünün geçmişini kastediyor], ama bu bir bilinç fenomeni, çünkü her şey bir yerde korunuyor ve varolmaya devam ediyor, ve geçmişi değiştirme yönünde bir tür irade vardı, ki bu da geçmişi değiştirme gücünün bir göstergesi olabilir. Bilmiyorum ama, geçmişi tekrar yaşarken, muhafaza edileni tekrar yaşayacağıma bir güç araya girip o geçmişin başka türlü olmasını sağlıyordu.
Geçmişin sonuçlarını değiştirme gücünden söz etmiyorum: bu aşikar ve sürekli işleyen bir güç; öyle değildi: durumları, tamamen maddi durumlardan ziyade psikolojik dominantlı sübtil fiziksel durumları değiştirme gücüydü bu. İrade varolduğuna göre, demek ki olay bilinç için fiilen oluyordu: olaylar belli bir yönde gelişeceğine başka bir yönde gelişiyordu. Demek ki gerçek bir şeye tekabül ediyor, yoksa deneyimi yaşayamazdım. Hayal gücümün bir ürünü değildi; düşündüğüm ve başka türlü olmasını “çok istediğim” bir şey değildi, yok; bir bilinç fenomeniydi: bilincim bazı durumları tekrar yaşıyordu, tamamen canlı ve kendi alanlarında varolmaya devam eden durumlar, bu apaçık ortada, ama şöyle: bilincim, bilincimin o anla bu an arasında edindiği güçle ve bilgiyle o anı tekrar yaşıyordu, ve o anı değiştirebilecek güce de sahipti. Tekrar yaşadığım sahneye ya da duruma, o yönde gelişeceğine bu yönde gelişmesine yol açan yeni bir güç giriyordu. Birkaç kez yaşadığım deneyim karşısında hep şaşakaldım – bu akılsal bir hayal gücü fenomeni değil (bu fenomen apayrı bir şey). Yani bu her şeyin kapısını açıyor. Ama bu geçmiş. Acaba geçmiş... Geçmiş bir yerlerde varolmaya devam ediyor, bunu biliyoruz, ve bir yerlerde varolmaya devam ediyor olgusundan dolayı, geçmiş, acaba tezahürde, progresif evrensel değişim hareketine (bizim için progresif olan harekete) katılabilir mi? Katılamaması için bir neden yok.
Ama geçmiş, sonuçlarıyla varolmaya devam ediyor... Yo, yo! Geçmişin KENDİSİ. Kendisi. Sonuçlarıyla değil, bu bambaşka: geçmişin ta kendisi, üstelik DÜNYANIN atmosferinde, en maddi düzlemde değil ama, maddi düzleme çok çok yakın bir düzlemde varolmaya devam ediyor.
Dokunsal denilebilecek bir izlenim alıyorum: sübtil atmosferin içeriği artıyor, yani tasavvur edildiği ya da tamamen somut olarak görüldüğü şekliyle maddi uzayda olmayan şeyler artıyor; maddi uzayda bir şeyi koymak için başka bir şeyin yerinin değiştirmek lazım (Anne masadaki silginin yerini değiştiriyor) hatta sanırım (Gülerek) bu bir illüzyon! Bu böyle çünkü bize BÖYLEYMİŞ GİBİ GELİYOR! Bu düzlemde değil, tamamen maddi düzlemde artmıyor, ama hemen arkasında, ya da içinde (nasıl desem?)... içerik artıyor. Ve artış iç boyutlarda olduğu için, içerik deyim yerindeyse sonsuzca artabilir; yani bunlar gittikçe iç içe geçen şeyler: eskiden bir bilinç fenomeninin olduğu yerde şimdi iç boyutlarda iç içe geçmiş yüzlercesi olabilir; yani, mesela sadece küçük, küçücük Dünyamızı ele alırsak, Dünya, Dünyanın oluşumunun başlangıcından bu yana bütün meydana görüşüyorum, insanlarımla her sabah görüşüyorum40, onları tanıyorum halbuki farklılar, her gün aynı değiller. Bazıları hep aynı, her zaman, aynen bir taş gibi, ama her gün aynı olmayanlar var. Bazılarında tereddüt ettiğim oluyor: “Acaba o mu? O ise epeyce... Bu o, ama onu tam olarak tanıyamıyorum” diyorum içimden, bu da genelde bilinç değişiklikleriyle çakışıyor. Biliyor musun, sonuçta hiçbir şey bilmiyoruz.
(Sessizlik)
Nasıl desem ... Sürekli Mevcudiyetin inkar edilemez gerçeği ... ama “Mevcudiyet” bir anlam ifade etmiyor (Anne uzun süre sessiz kalıyor, sonra izah etmekten vazgeçiyor). Olayı yakalamaya çalıştıkça kaçıyor! Biliyor musun, tam sınırdayız, olayın tam eşiğindeyiz: sanki yarı şeffaf bir perde var ve öteki tarafta olanları görüyorsun, yakalamaya çalışıyorsun ama henüz yakalayamıyorsun. Ama öylesine yakın olduğunu hissediyorsun ki!
Bazen kendimi yoğunlaşmış MÜTHİŞ bir güç gibi görüyorum birden, içsel bir konsantrasyonla aradan geçmek için ittiğimi, ittiğimi, ittiğimi görüyorum. Bu herhangi bir yerde, herhangi bir zaman, herhangi bir anda oluyor: öteki tarafa geçmek için iten müthiş bir güçte toplanmış bütün bir bilinç görüyorum. Öteki tarafa geçtiğimizde iyi olacak.
27 Haziran 1961
40 Anne ilerlemiş yaşına ve nazik sağlık durumuna rağmen Ashram’ı odasından yönetirdi, her gün özel yardımcılarıyla, Ashram’ın sekreterleriyle, mutemediyle, doktoruyla, ziyaretçilerle ve daha pek çok insanla görüşürdü.
63 – Müslümanlar Allah Büyüktür der. Elbette Büyük, öylesine Büyük ki, her gerektiğinde rahatça Zayıf da Olabilir.
64 – Tanrı, Eserlerinde sıkça başarısızlığa Uğrar; bu Onun sınırsız Tanrısallığının bir göstergesidir.
65 – Tanrı yenilmeyecek şekilde büyük Olduğundan, rahatça zayıf Olabilir; değişmeyen saflıkta Olduğu için, Kendini ceza görmeden günahkarlığa Verebilir; bütün hazları ebediyen Bildiği için, acının zevkini de Tadar; Bilgeliği Elinden alınamaz, bu yüzden Kendine deliliği Yasaklamadı.
& “Neden Tanrı’nın zayıf Olmaya İhtiyacı Var?”
“Sri Aurobindo ‘Tanrı’nın zayıf Olmaya İhtiyacı Var’ demiyor. Diyor ki, belli bir bütünde, kuvvetlerin işleyişinin mükemmelliği için, bir zayıflık anı bir kuvvet gösterisi kadar gerekli olabilir. Ve biraz ironik şekilde ekliyor: mademki Tanrı safi mutlak güçte kuvvet, gerekirse aynı zamanda zayıf da Olabilir. Bu, Tanrı’ya kesin meziyetler atfeden ve başka türlü Olmasına izin vermeyen bazı ahlakçıların görüş açısını genişletmek için. Kuvvet de zayıflık da onları gördüğümüz şekilleriyle her ikisi de aynı şekilde bütün fiziksel tezahürlerin gerisinde var olan, saklı olan tanrısal Hakikatin çarpıtılmış ifadesidir.” (Anne Satprem’e “entegral dayanıklılık” diye adlandırdığı beyaz bir zinnia çiçeği, ardından bir “zafer” ya da allamanda çiçeği, bir tane de “süpraakılsal zafer” çiçeği veriyor41) Al, bir entegral dayanıklılık, bir tane de... zafer... Bu da (Salkım salkım bir çiçek) süpraakılsal zafer, yani EN İNCE DETAYINA KADAR zafer. Salkım salkım oluyorlar, kocaman, şu kadar şu kadar, bir sürü var. Ya. Bu arada okumaya devam ediyorum... “On Himself” i mi? Evet, yogasının açıklamasını ve neyi gerçekleştirmemizi istediğini. Dün akşam bunu okuyunca Sri Aurobindo'ya: “Bunların vücudun içinde yapılabileceğini nasıl umarsın?!” dedim (Anne gülerek kendi vücudunu gösteriyor). Bana: “Yo, yo, öyle değil, şimdi dayanmayı, uzun ömürlü olmayı öğrenmek lazım. İki ya da üç yüz sene sonra bu konuyu tekrar görüşürüz” dedi. Ha! (Anne gülüyor) “İyi” dedim. Bana “Dayanmayı, uzun ömürlü olmayı öğrenmek lazım” dedi. İyi o zaman, dayanmayı, uzun ömürlü olmayı öğreneceğiz. Bu yüzden sana bu “entegral dayanıklılığı” verdim, mesajı o.
41 Anne çiçek verdiği zaman verdiği çiçeğe manevi güç koyardı, çiçeği alan kişi de çiçekle birlikte manevi gücü de alırdı. İnsan ancak KESİNLİKLE umursamaz olursa hakikaten dayanabilir, uzun ömürlü olabilir, bu apaçık ortada. Böyle olmalı (Anne dümdüz bir yüzey hareketi yapıyor). Çünkü birden “bu ebediyen sürebilir ” izlenimini aldığın bir halde buluyorsun kendini. Hiç önemi yok, hal sürüyor, sürüyor, sürüyor... (Anne sonsuz bir denizin üzerinde sırt üstü duruyormuş gibi kollarını uzatıyor)... ebediyen. Bu durumu çok sık yaşadım. Bu durumdayken hakikaten şey hissediyorsun... bu durumu kafanda değil, kafanda hissetmek çok kolay, BURADA, bunun içinde hissetmen, yakalaman lazım, (Anne parmağıyla dizine vuruyor) vücut bunu hissetmeli. Vücut bunu hissedince, yakalayınca hiçbir şey onu ne rahatsız eder ne de hoşuna gider, yani zevk yok, iğrenme yok, rahatsızlık yok, hiçbir şey yok: vücut şey bir halde... (Anne tekrar sonsuz bir denizin üzerinde sırt üstü duruyormuş gibi kollarını uzatıyor). Çok enteresan. Balkondayken çok sık oluyor, çünkü inen Işığa konsantre durumdayım, vücudum çok sıkça öyle oluyor, tamamen hareketsiz. İnsan böyle dayanabilir, uzun ömürlü olabilir. Pekala, çalışmak lazım. Soru hazırladın mı? Hazırladım. Ha, T.’yle [defterine soru yazıp Anne'ye gönderen genç kızla] görüştüm, dedi ki: anlamakta çok zorlanıyorum, çünkü özlüsözler sanki hep aynı şey gibi geliyor bana (!), soracak bir şeyim yok. Kararlaştırdık, artık sadece okuduklarında bir şey soru yöneltmesine neden olursa soru soracak, yoksa artık soru sormayacak. (Anne derin bir oh çekip rahatlıyor)
Tanrı’nın hakikaten zayıf ya da başarısız Olduğu oluyor denebilir mi? Hakikaten oluyor mu? Yoksa bu sadece bir oyun mu? Yok evlat, öyle değil! Öyle değil! Eski tavrın aksine – eski tavır değil de Gita tavrının tersine, bu tam modern Batılı tavrın çarpıtması. Batılı zihniyet için, HER ŞEY’in Tanrısal’ın Kendisi olduğunu canlı ve somut bir şekilde anlamak son derece zor. İnsanların içine Hristiyan “yaratıcı Tanrı” fikri – yaratılış bir yana, Tanrı bir yana fikri – öylesine işlemiş ki! İnsan düşününce böyle bir şeyi reddediyor ama... bu, hissin, duygunun içine sinmiş bir kere. Bu yüzden spontane olarak, içgüdüsel olarak, neredeyse bilinçaltısal bir şekilde Tanrı’ya en iyisi, en güzeli olarak kabul edilen, özellikle de ulaşılmak istenen, realize edilmek istenen her şey atfediliyor (tabii, herkes kendi bilincine göre kendi Tanrısının içeriğini değiştiriyor, ama Tanrısına her zaman kendince olabilecek en iyi şeyleri atfediyor).Bu yüzden de, sevmediğimiz ya da onaylamadığımız, veya bizce iyi olmayan şeylerin de Tanrı olabilme fikri bizi içgüdüsel olarak, spontane olarak, bilinçaltısal olarak şok ediyor. Bunu kasten, biraz çocuksu bir şekilde söylüyorum, iyice anlaşılması için. Ama bu böyle – bundan eminim, çünkü bunu kendimde ÇOK uzun bir süre gözlemledim: çocukluğumun bilinçaltısal formasyonu, çevre, eğitim falan yüzünden.
Birliğin, Tanrısal’ın mutlak, EKSKLÜZİF Birliğinin bilincini bunun içine (Anne kendi vücudunu elliyor) SOKABİLMEK gerekiyor; Birlik şu anlamda eksklüzif ki, her şey, bizce itici olan şeyler bile yalnızca bu Birlik içerisinde var. Sri Aurobindo da buna karşı mücadele ediyor, çünkü O da bu Hristiyan eğitimini gördü, Onun da mücadele etmesi gerekti; bu özlüsözler de, bu bilinçaltısal formasyona karşı mücadele etme gereğinin sonucunun gelişip çiçeklenmesi gibi. Çünkü bu soruları insana bu bilinçaltısal formasyon sorduruyor (Anne, hakarete uğramış birinin kızgın sesini taklit ederek): “Tanrı nasıl zayıf Olabilir?... Tanrı nasıl aptal Olabilir?... Tanrı nasıl...?” Tanrı’dan başka bir şey yok ki!
Sadece Tanrı Var, Tanrı’nın dışında hiçbir şey yok. Ve bize bir şey çirkin görünüyorsa, bu sadece Tanrısal, bunun artık var olmamasını İstediği için o şey bize çirkin görünüyor: bunun artık tezahür etmemesi için, tezahürün bu durumdan başka bir şeye geçmesi için dünyayı Hazırlıyor; bu nedenle, aktif tezahürden çıkacak olan her şeyi bizler doğal olarak içimizde şiddetle geri itiyoruz, bir atma, bir dışlama, bir reddetme, bir defetme hareketi var.
Ama bu, O; O’ndan başka şey yok! Bunu sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar kendi kendimize tekrar etmemiz gerekir, çünkü bunu sürekli unutuyoruz. Sadece O Var, O’ndan başka şey yok – yalnızca O Var, O’nun dışında bir şey yok, sadece O Var!
(Sessizlik)
Az ilerde bazı düşüncelerini yazmış (Anne tekstin sayfalarını çevirip 68. özlüsözde duruyor)... Öylesine güzel şeyler diyor ki! (Anne 68. özlüsözü okuyor)...
|