|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri
21 – Hristiyan ve Vaishnava affı methediyor, bense soruyorum: “Neyi ve kimi affetmem gerekir ki?”
Tanrısal’dan af dilediğimizde bizi hep Affeder mi? Sri Aurobindo bize Tanrısal’ın cevabını veriyor: “Neyi ve kimi affetmek?” Efendi Biliyor ki her şey Bizzat Kendisidir, dolayısıyla bütün eylemler Kendi eylemleridir, ve her şey Kendisidir. Affetmek için affedilenden BAŞKASI olmak gerekir, ve affedilen şeyin insanın kendisinden başka biri tarafından yapılmış olması gerekir.
Aslında insan af dileyerek, yaptıklarının kötü sonuçlarının silineceğini umar. Ama bu ancak yapılan yanlışın nedenleri yok olduysa mümkün. Eğer cahillikten yanlış yaptıysanız, cahilliğin yok olması gerekir; eğer isteksizlikten yanlış yaptıysanız, isteksizliğin yok olup yerine hevesin geçmesi gerekir.
Basit bir pişmanlık yeterli değil, pişmanlığı, gösterilen gelişme izlemesi gerekir. Çünkü evren sürekli evrimleniyor; hiçbir şey hareketsiz değil, her şey sürekli dönüşme halinde, ilerleyen ya da gerileyen hareket halinde. Gerileten şeyler ya da hareketler bize kötü görünüyor, artı karışıklığa ve düzensizliğe neden oluyor. Bunun tek çaresi ileri doğru radikal bir atılım, bir gelişme; sadece bu yeni yönelim, gerileme hareketinin sonuçlarını sıfırlayabilir.
Bu yüzden, Tanrısal’dan müphem, platonik şekilde af dilemek değil, gerekli gelişmeyi gösterme gücünü istemek gerekir. Çünkü sadece içsel bir dönüşüm yapılan hareketin sonuçlarını silebilir.
2 Mart 1960
22 – Tanrı bana bir insan eliyle Vurdu; eee, “Küstahlığını affediyorum ey Tanrım” mı diyeceğim?
23 – Tanrı bana bir darbeyle iyilik Etti. “Kötülüğünü, zalimliğini affediyorum ey Kadiri Mutlak, ama bir daha Yapma” mı diyeceğim?
“Tanrı bana bir insan eliyle Vurdu” ne demek? Bu iki özlüsöz, her şeyde, her varlıkta Tanrısal Mevcudiyet iddiasını örneklerle açıklığa kavuşturuyor, ve daha önce ele alınan fikri geliştiriyor, yani affedilecek hiçbir şey ya da kimse yok, mademki Tanrısal her şeyin Yaratıcısı.
“Tanrı bana bir insan eliyle Vurdu” cümlesi böyle okunup anlaşılmalı. Sadece görünüşleri görürseniz, bu, birinin başka birine bir darbe vurmasıdır. Ama Hakikati gören ve bilen için bu, o insan eli aracılığıyla bir darbe Vuran yüce Efendi’dir, ve bu darbe, darbeyi yiyen kişiye mutlaka iyi gelir, yani bilincini geliştirir mademki yaratılışın nihai amacı bütün varlıkları Tanrısal’ın bilincine uyandırmak.
Bu bir kez anlaşıldı mı, iki özlüsözün geri kalan kısmı kolayca anlaşılıyor. Efendiyi, bir daha Yapmamasını istemekle birlikte, Yaptığı iyilik için affedecek miyiz? Bu ifadenin çelişkisi, saçmalığı apaçık ortada.
9 Mart 1960
24 – Talihsizlikten yakındığımda, talihsizliğe kötülük dediğimde, ya da kıskandığımda ve hayal kırıklığına uğradığımda, anlıyorum ki içimdeki ezeli embesil yine uyandı.
Bu talihsizlik ne ve neden geliyor? İnsan bir sonuç elde etmek için harekete geçtiği zaman, elde ettiği sonuç beklediği sonuç değilse buna talihsizlik der. Sıradan zihniyet genelde her beklenmedik, her korkulan olaya talihsizlik gözüyle bakar. Bu talihsizlik neden mi geliyor? Her vakada neden farklı; ya da daha doğrusu, insanın olaydan sonra olayı kendine açıklama ihtiyacı, başına gelenlerin nedenlerini araştırmasına yol açar. Ama durumlar değerlendirişimiz çoğu zaman körcesine ve yanlış. Cahilce değerlendiriyoruz; sadece daha geç, bazen çok daha geç, gerekli perspektife sahip olduğumuz zaman, durumların zincirlenmesini ve sonuçların tümünü gördüğümüz zaman olayları gerçekten oldukları gibi görürüz. O zaman da farkına varıyoruz ki bize kötü gibi gelmiş olan şey aslında çok faydalıymış ve gerekli gelişmeyi göstermemize yardım etmiş.
Sri Aurobindo cahilliğin ve arzunun içine gömülmüş kişinin her şeyi dar, sınırlı egosunun bakış açısıyla yargılayanın halini “ezeli embesil” diye niteliyor. Her şeyi düzgünce anlayabilmek ve hissedebilmek için evrensel bir görüşe sahip olmak gerekir, her şeyde ve her durumda Tanrısal Mevcudiyetin ve İradenin bilincinde olmak gerekir. O zaman biliriz ki manevi bakış açısından bakarsak ve zamanın akışı içinde pozisyon alırsak, bize olan her şey her zaman iyiliğimiz içindir.
16 Mart 1960
25 – Başkalarının acı çektiğini görünce mutsuz oluyorum, ama kendi bilgeliğim olmayan bir bilgelik gelen iyiliği görüyor ve onaylıyor.
Bu hangi bilgelik? Bu Yüce Bilgelik, Yüce’nin Bilgeliği. Bu Bilgelikle geçmiş, şimdi ve gelecek aynı şekilde görülür; bu Bilgelik bütün sonuçların nedenlerini ve bütün nedenlerin sonuçlarını bilir. Bu Bilgeliğe, bütünlüklerinde simültane olarak algılanan şartların hepsi, Doğanın Tanrısal’ı giderek ortaya koymaktaki yüce çabası olarak, Doğanın tanrısal mükemmelliğe doğru tırmanan yürüyüşü olarak görünür. “Gelen iyilik” bu; her şey buna doğru yönelir; bu yüzden gerçek Bilgelik onaylar.
Çünkü sadece fazlaca dar, fazlaca kısa görüşlülüğümüz, fazlaca sınırlı algımız ve sapkın hislerimiz bizim için bir gelişme imkanı ve fırsatı olan şeyi acıya çevirir. Kanıt ortada: anlayıp işbirliği yaptığımız andan itibaren acı yok olur.
23 Mart 1960
|