|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Sri Aurobindo'nun Özlü Sözleri
16 – Birçok modern polemikçi gibi düşünceyi çok hecelilerle boğma, banalliklerin ve samimiyetsiz sözlerin büyüsü arayışını uyutmasın. Hep ara; aceleci bir bakış için basit tesadüf ya da illüzyon gibi görünen şeylerin nedenini bul.
Tatlı Annem, olayların nedenini nasıl bulabiliriz? Aklımızla bulmayı denersek, bu hala Hakikatin önünde bir illüzyon olmaz mı? Birçok akılsal düzlem veya bölge var: hata, cehalet, yalan dolu sıradan düşüncelerin aşağı bölgesi olan fiziksel aklın düzleminden, süpraakılsal hakikatin ışınlarını sezgi şeklinde alan üst aklın düzlemine kadar. Bu iki aşırı ucun arasında, üst üste gelen ve birbirlerini etkileyen sayısız ara düzlem sıralanır. Aşağı bölgelerin birinde, insanın pek övündüğü ve hala tam cahillik alanında işlemesine rağmen sıradan zihniyetler için bilgeliğin ifadesi gibi görünen pratik akıl, sağduyu bulunur. Sri Aurobindo’nun sözünü ettiği “çok heceliler”, banallikler ve klişeler, akılsal atmosferde bir beyinden diğerine geçen ve herkesin, bilgiçlik tasladığında veya kendini bilge zannettiğinde tekrarladığı tüm bu hazır cümleler bu pratik aklın bölgesinden gelir.
Sri Aurobindo, yeni ya da beklenmedik bir olay karşısında olup da olayı izah etmeye çalıştığımızda bu banal ve aşağı düşünce tarzına karşı bizi uyarıyor. En yüksek zekamızı, bir şeyin gerçek nedenini bilmeye susamış zekamızı kullanarak bıkıp usanmadan hep aramamızı, aramaya devam etmemizi söylüyor, kolay ve sıradan açıklamayla tatmin olmadan, daha sübtil, daha doğru bir hakikat keşfedene kadar. O zaman, her şeyin gerisinde, tesadüf ve illüzyon gibi görünen şeylerin gerisinde bile yüce Vizyonu ortaya koymak için iş başında olan bilinçli bir irade olduğunu görürüz.
27 Ocak 1960
17 – Birisi “Tanrı şöyle ya da şöyle Olmalı, yoksa O Tanrı Olmaz” diye iddia etmiş. Bana öyle geliyor ki ancak Tanrı’nın ne Olduğunu bilebilirim, Tanrı’ya ne Olması gerektiğini nasıl söyleyebileceğimi göremiyorum, çünkü Tanrı’yı neye göre yargılayabiliriz ki? Bu yargılar egoizmimizin saçmalıklarıdır.
Tatlı Annem, bir kez özdeşleştik mı, Tanrı’yı fiziksel aklımızla17 bile bilmemiz mümkün mü? Tanrısal’la bilinçli özdeşleşmenin sonucunda, varlığın tamamı, dış kısımları bile, yani akılsal, nefsi ve fiziksel kısımları bile bu özdeşleşmenin sonuçlarına maruz kalır ve bazen fiziksel görünüşte algılanabilir bir değişime kadar varan bir değişim meydana gelir; bir nüfuz düşünceleri, duyguları, hisleri, hatta hareketleri bile etkiler.
Bazen varlık, hem Tanrısal Mevcudiyeti hem Tanrısal Mevcudiyetin etkisini ve hareketini dış alet aracılığıyla sanki bütün hareketlerinde somut olarak sürekli hisseder. Ama fiziksel aklın Tanrı’yı BİLDİĞİNİ söyleyemeyiz, çünkü akla özgü olan bilme şekli Tanrısal’a yabancıdır; hatta ona terstir diyebiliriz.
Fiziksel akıl tanrısal nüfuzu alabilir, tanrısal nüfuz tarafından etkilenebilir ama fiziksel akıl olarak kaldığı sürece, Tanrı’yı değil bilmek, Tanrı’yı ne izah edebilir ne de anlayabilir; çünkü Tanrı’yı tanımak için Tanrı’yla özdeşleşmek gerekir, bunun için de fiziksel aklın artık olduğu gibi olmaması gerekir, dolayısıyla da artık fiziksel akıl olmayı bırakması gerekir. Tanrı’yı bilme, Tanrı’yı tanıma yeteneği aşağı üçlükte (akılda, nefste ve fizikte) ancak süpraakılsal dönüşmeyle edinilebilir, bu süpraakılsal dönüşme de, insanın tanrısal olmasından ibaret olan nihai realizasyondan hemen önce gelir.
3 Şubat 1960
18 – Bu evrende tesadüf yoktur; illüzyon fikrinin kendisi bir illüzyondur. Bir hakikatin örtülü, çarpıtılmış hali olmayan bir illüzyon, insanın aklında henüz var olmadı.
Tatlı Annem, “İllüzyon fikrinin kendisi bir illüzyondur” ne demek? Bir illüzyonun içinde yaşıyoruz; aklı başında olan kimse bunu inkar edemez; ama bazılarına göre, algıladığımız, yaşadığımız illüzyonun gerisinde hiçbir şey yok, illüzyonun gerisi hiçlik, boşluk. Oysa başkaları diyor ki: “Gördüğünüz, hissettiğiniz, yaşadığınız her şey Bu özlüsözde “illüzyon fikri” ile Sri Aurobindo, “Maddi dünya aslında yok; bu sadece egonun ve duyuların aberasyonunun yarattığı bir görünüş; aberasyon yok olduğunda aynı zamanda dünya da yok olur” diye iddia eden felsefi teoriyi kastediyor. Sri Aurobindo aksine şunu iddia ediyor: bütün görünüşlerin, en aldatıcı görünüşlerin gerisinde bile evrenin akışını Yöneten bir Hakikat, bilinçli bir İrade Var. Bu akışta her şey, her olay, her durum hem ondan önce gelenin sonucudur, hem onu izleyecek olanın nedenidir. Tesadüf de tutarsızlık da sadece olayların hakikatini algılamak için fazlaca kısmi, fazlaca sınırlı olan insansal bilinçlerin algıladığı aldatıcı görünüşlerdir.
Sri Aurobindo bize diyor ki: dünya gerçek, sadece dünyadan edindiğimiz algı yanlış.
10 Şubat 1960
17 Fiziksel akıl: Aklın sadece fiziksel şeylerle ilgilenen kısmı; duyusal akla bağımlı olup yalnızca nesneleri, dış eylemleri görür, fikirlerini dış verilere dayanarak şekillendirip sonuç çıkarır ve yukarıdan aydınlatılana kadar başka Gerçek tanımaz (Fr: le mental physique; En: the physical mind aldatıcı, yanıltıcı bir görünüş, görünüşün gerisinde, ötesinde ve içinde, şu anki halimizle algılayamadığımız ama eğer zahmetine katlanırsak, ve uygun metodları izlersek deneyimini yaşayabileceğimiz bir Gerçek, ebedi bir Hakikat var.
19 – Bölen bir akla sahipken bir sürü şeyden iğrenirdim; bölen aklımı vizyonda kaybettikten sonra bütün dünyada çirkin, itici şey aradım ama artık bulamıyordum.
Tatlı Annem, dünyada çirkin, itici hiçbir şey yok mu? Sadece aklımız mı öyle görüyor?
Sri Aurobindo’nun burada ne demek istediğini gerçekten anlayabilmen için, aklını aşıp bilincini akılsal zekandan üstün bir dünyaya yerleştirmeyi deneyimlemiş olman lazım.
Çünkü oradan görürsün ki, birincisi: evrende varolan her şey Satchidananda’nın [Sat: Varoluş – Chit: Bilinç – Ananda: Mutluluk üçlemesinin, Tanrısal Varlığın] bir ifadesidir, dolayısıyla yeterince derine giderek, bu hangisi olursa olsun her görünüşün gerisinde yüce güzelliğin prensibi olan Satchidananda’yı algılayabilirsin.
İkincisi: tezahür etmiş evrende her şey görelidir, öyle ki, daha büyük bir güzellikle karşılaştırılırsa çirkin görünmeyecek güzellik yoktur, çok daha büyük bir çirkinlikle karşılaştırılırsa güzel görünmeyecek çirkinlik yoktur. Böyle görebildiğin ve hissedebildiğin zaman, anında bu izlenimlerin aşırı göreliliğinin ve mutlaklık bakımından gerçekdışılığının farkına varırsın. Böyle olmakla birlikte, akılsal bilinçte kaldığın sürece, mükemmelliğe doğru özlemini ve gelişme isteğini şok eden her şeyin, aşmaya, üstesinden gelmeye çalıştığın her şeyin sana çirkin ve itici görünmesi bir anlamda normal, mademki daha yüksek bir idealin peşindeyiz, mademki daha yükseğe çıkmak istiyoruz. Halbuki bu hala gerçek bilgelikten epeyce uzak bir yarı bilgelik, sadece cahillikte, bilinçsizlikte bilge görünen bir bilgelik. Hakikatin içerisinde her şey farklıdır, Tanrısal her şeyde Işıldar.
17 Şubat 1960
20 – Tanrı gözümü Açtı çünkü bayağının asaletini, iticinin çekiciliğini, sakatın mükemmelliğini, gudubetin güzelliğini gördüm.
Bu özlüsöz, bir öncekinin tamamlayıcısı ve neredeyse açıklaması. Açık terimlerle bize şunu tekrar söylüyor: görünüşlerin gerisinde, deyim yerindeyse dış çarpıtmaların ışıldayan zıddı olan yüce bir Gerçek var. Böylece, gönül gözümüz bu tanrısal Gerçeğe açık olduğu zaman, tanrısal Gerçek öylesine güçlü bir biçimde görünür ki, tanrısal Gerçeği genelde normal görüşe peçeleyen şeyi silmeyi başarır.
24 Şubat 1960
|