26 Kasım 2022, 19:42
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Savay
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Yaşayamadıklarımız üzerine
Yaşayamadıklarımız üzerine
Bazen yazmak da zor geliyor. Çünkü, insan neyi yazacağına karar veremiyor. Malumunuz üzere, yazılarımız hayat yolumuza göre yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımız olarak iki kısma ayrılır. Bu nedenden dolayı yaşadıklarımı mı yazsam, yaşayamadıklarımı mı yazsam diye düşünüp dururum bazen.
Hangisini yazacağıma nasıl karar veriyorum? Bu benim duygu durumuma göre değişiyor. Ben diyorum lakin herkes için aynısı geçerli. Anlık olarak aklımıza gelen yaşaması mümkün olup da yaşayamadığımız bir şeyi düşünmemizle beraber bunu kağıda dökme işlemi de gelişiyor içimizde. Tabii bu dönemde kağıda değil, elektronik cihazlara döküyoruz. 
İnsan yaşadıklarını niye yazar? Yaşadıklarımızı yazmak yaşanacakları kaçırmamızın müsebbibi midir?
Peki o zaman eğer yaşadıklarımızı yazıyorsak bunlar ilerde yaşayacaklarımızı değiştirir mi?
Değiştirmez dediğinizi duyar gibiyim.
Yaşadıklarımızı yazmamızın birçok sebebi olabilir; içimizi döküp rahatlamak, kendi tecrübemizi paylaşmak (başkalarında bir fikir oluşturması için), herhangi birine veyahut bir kuruma sesimizi duyurmak ya da ticari amaçlı — para kazanmak için.
Benimkiler hep rahatlamak içindi. Yaşadıklarımı sadece ve sadece rahatlamak için yazarım, bu sanki üzerimden ağır taşları atmaya benziyor.
Yaşayamadıklarımı genellikle bir hikaye, öykü şeklinde yazmayı yeğlerim. Bunu bugün kendi içimde sorguladım. Neden böyle bir şey yapıyorum? Niye yaşayamadığım şeyleri bir öykü gibi sunuyorum? Galiba cevap soruda saklı. Belki de düşsel halde yaşayabileceklerimi görmek istiyorum. Tahmin etmek, öngörmek ya da sadece "nasıl olurdu?"yu düşünmemi tetiklemesi için. Sadece bunlarla sınırlı kalmıyordur.
Bahsettiklerim beni bir gölge gibi takip ediyor; gittiğim, gezdiğim, gördüğüm yerlerde ve tanıdığım, tanımadığım insanlarda.
Bazen parkta yürürken ya da oradan geçerken, güz mevsiminde, gözüne takılan boş bank dahi sana bir şeyleri anımsatabilir. Derin ve bir o kadar da boşaltılmış düşüncelere daldırabilir. Yere düşen yapraklar nasıl hazalı oluşturuyorsa, ufak tefek anlamlandıramadıklarımız da içimizde engin boşluğu oluşturuyor. Ve buna bir de hüznü ekliyor. Sonuç olarak bazı zamanlarda sebepsiz durgunluk, hüzün, bunalım hissederiz.
Nedensiz diye nitelendirdiğimiz hüzne neden olan şey aslında tam olarak budur: yaşanması olağan, mümkün olup da yaşayamadıklarımız.
Ve biz bu durumu "bir gün kesin yaşanacak" diye düşünerek mevcut düşünceyi besleriz. O düşünceye bir kısım mutlu zamanlarımızı da yem ederiz, keser atarız sırf o düşünceyi beslemek için. Oysa her pozitif yaşananları yutarak önümüzde büyük engel ve arkamızda koca bir enkaz oluşturuyor. Yazık ki, insanoğlunun özlem duymaya pek meraklı olduğu konulardan biri de budur. Eskiye, geçmişe, maziye olan özlemimizi ele alırsak şu paragrafla başlamak iyi olur zannımca.
Unutmadan, yaşadıklarımızı yazmak, hakkında düşünüp üzerine kafa yormak yaşayacaklarımızı kaçırmamıza sebep olmaz, onları geliştirip şekillendirir.
26 Noyabr 2022
Savay

İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var.
|
|
|
|