Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11 Kasım 2022, 16:05   #6
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Mitoloji, Kur’ân-ı Kerîm Kıssaları ve Kültürel Miras

SONUÇ
Mitolojiyi din, sanat, edebiyat ve kültür gibi değişik boyutlarını dikkate alarak yorumlamak mümkündür. Ancak biz doğrudan din ile ilgili yönünü esas aldığımızdan tüm değerlendirmeleri bu zaviyeden yaptık. İslâm dini göz önünde bulundurulduğunda Kur’ân-ı Kerîm’in bizzat kendisinde mitolojinin bulunmadığına değindik, ancak Kur’an, tarihî bir çok kıssayı anlatırken uyguladığı yöntemle, mitolojik muhtevadan nasıl yararlanılacağının ipuçlarını örneklerle vermiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssaların özellikleri göz önünde bulundurularak ve onların nitelikleri arasında yer alan gerçek (hak) olma vasfı yukarıdaki mitolojik muhtevalı kıssalara uygulandığında, onlardan hiç birinin bu vasfı taşımadığı hemen görülmektedir. Tek tek rivâyetler ele alınıp değerlendirildiğinde ise bunların İslâmî motiflerle farklı dînî veya kültürel unsurları mezcettikleri ortaya çıkmaktadır. Meselâ yaratılış konusunda anlatılanları ele aldığımızda bunların Ortadoğu mitolojileriyle bir çok ortak noktası olduğu gibi, zaman zaman içlerine İslâmî motiflerin de serpiştirildiği görülür. Bundan ötürü bu malzeme, öncelikle kendi mekân ve zaman şartları içinde değerlendirilmeli; ardından da bu malzemenin bugüne gelebilme ihtimali üzerinde durulmalıdır:

Bugün için mitolojik muhtevalı yorumların kültür, sanat ve edebiyat gibi dallarda kullanılması ve bunların fonksiyonu meselesi, farklı bir konu olduğundan bu mesele üzerinde durmak istemiyoruz. Bizim üzerinde yoğunlaştığımız alan, din olduğundan, karşımıza kaçınılmaz olarak edebiyat ve sanattan farklı yöntemler çıkacaktır. Geçmişte eğitim ve öğretimde şifâhî metodun öncelikli olması, kapalı toplum modelinin bulunması gibi günümüzden çok farklı şartlar içinde bu malzemenin gerekeni sağladığını ifade edip hakkı teslim edelim. Ancak bu tür yorumların bugüne taşınması meselesine gelince, gerçeği yansıtma veya ifade etme gayretinde olmayan bu yorumların, hangi seviyede olursa olsun günümüz insanına dînî eğitim ve öğretim aracı olarak verilmesi mümkün ve doğru değildir. Zira İslâmî kaynaklarda dînî öğretimde kullanılabilecek yeterli sayıda sahih kıssa ile yorum bulunmaktadır. Bunlar vasıtasıyla dînî eğitim ve öğretim yapmak mümkündür. Dolayısıyla halk (avam) dikkate alındığında, uydurma ve hayâl ürünü olmakla birlikte, duygu boyutu ön planda olan ve ahlâkî tavsiyelerle dolu bulunan kıssaların sanki onların anlayabileceği en iyi ve güzel şeymiş gibi bir ön kabul ile değerlendirilmesi alışkanlığından vazgeçilmesi gerekmektedir. Bu, aynı zamanda halkın dînî eğitim ve öğretimindeki metodun mitolojik muhtevaya indirgenmesi anlamına da gelmektedir. Şüphesiz muhatabın anlayabileceği seviyeye dikkat etmeyi özverili bir davranış olarak takdir etmemek mümkün değildir.

Bunun için halk muhatap kitle olarak alındığında bunun yolu şüphesiz sade dil kullanmaktan, bazı kıssalara, mecazlara ve teşbihlere başvurmaktan geçmektedir. Ancak bunun yanında inancın belli temellere oturtulması, insanın duygusuna, zekâsına, kalbine, aklına hitap edilmesi ve bütün bunların doğru bilgiyle yapılması gerekmektedir. Bu konuda insan, Kur’an ve din gerçekleri göz önüne alındığında, ortaya zorunlu olarak bir çok boyutluluk hususu çıkmaktadır. Yani din eğitim ve öğretiminde yalnızca duyguya veya akla öncelik verecek şekilde yapılan söylemlerin her biri bir çok açmazı da beraberinde getir- mektedir.

Bütün bunlar ise ‘mitoloji halk öğretiminin kaçınılmaz bir öğesi olmalıdır’ öncülünden vazgeçilmesini gerekli kılmaktadır. Yine mitolojinin, hayatı anlamlandırmaya katkısı yanında, onu tahrip edebilme kapasitesinin de bulunduğu, her an hatırda tutulması gereken bir hakikattir. Bundan dolayı mitolojinin kullanılmasında, oldukça dikkatli davranılması zarureti doğmaktadır. Bazen onun hayatı anlamlandırma faaliyeti alıp kullanılabilir, bilginin bilgi olması açısından dini ve kültürü yoktur, bu hususta bağnazca bir yönelimi tasvip etmek elbette mümkün değildir. Meselâ Hintlilerin, eski Türklerin ya da Greklerin Yaratılış Destanlarını mitoloji olarak alıp kullanmakta bir beis olduğu söylenemez. Ancak bugün din öğretiminde dünyanın melek, öküz, balık üzerinde durmasını veya peygamber öğretiminde fanus içinde esmâ-i hüsnâ çekerken terleyen ve vücudunun değişik bölgelerindeki terlerden mahlukatın yaratıldığı bir peygamber imajını veya bilgisini kullanmak mümkün değildir. Bu, ancak mitolojinin gerçeği nasıl tahrif ettiğinin bir örneği olarak veya mitolojik bilginin İslâmlaşma çabası neticesinde nereye vardığını görmek açısından incelenebilecek bir durumdur.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm de, insan psikolojisinin gerçeği tahrif etme temâyülünde olduğunu haber vermektedir. Meselâ, Allah ile insanlar arasında elçilik yapan peygamberin kendileri gibi sıradan yiyip-içen bir insan olmasını, çarşıda, pazarda gezmesini yadırgayan insanoğlu, onun bir melek olmasını, altından evi olmasını, göğe çıkmasını isteyerek gerçeği olduğu gibi kabullenemediğini ortaya koymaktadır. Yine Kur’ân-ı Kerîm geçmiş ümmetlere gönderilen peygamberlerin, kendilerini imânâ ve tevhide davet etmelerine rağmen onların çoğunlukla hak dinden yüz çevirdiklerini tekrarlamaktadır. Bundan başka Eski Ahid peygamberlerinin de insanlardaki putlaştırma eğilimini ortadan kaldırmak için mücadele ettikleri haber verilmektedir. Yani dinler tarihi incelendiğinde, bütün peygamberlerin gönderiliş amaçları arasında insanın bilerek ya da bilmeyerek tahrif ve tahrip ettiği tarihin düzeltilmesi gayretlerinin yer aldığı görülür. Son Peygamber’densonra yeni bir Peygamber gönderilmeyeceğine göre, nübüvvetin sağladığı bu canlılığı, günümüzde şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm sağlayıp sürdürecektir.