|
Çevrimiçi
Dea Dia
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü
3 Temmuz Çarşamba
Saat 6'da kalkmayı düşünürken saat 7'de kalktım. Şevki beni kaldıracaktı, halbuki ben onu kaldırdım, hiddetlendim. Şevki'ye çıkışmaya başladım. Şevki tıraş ediyordu. Mahmurluktan, benim çıkışmamdan büsbütün şaşırdı. Usturayı sol bıyığımın yanında yanağıma bastırdı. Kan başladı, dindirmek mümkün değil, asabiyetim arttıkça arttı. Çabuk gideyim derken şimdi kan dindirememek yüzünden tamamen gecikiyordum. Nihayet, şap, pudra, kolonya... Kan durur gibi oldu. Acele acele Şevki ile beraber Marksbrun'a gittim. Şevki kadehi dolu olarak alacağı yerde, boş olarak bırakmak istiyor. Kızlar alay ederek, gülerek gideceği yeri gösteriyor. Orada daima hazır duran polis, beni ve Şevki'yi tanımış olduğundan delalet maksadıyla fakat Şevki'nin kolundan tutarak, bir çocuk gibi kadehi vermek lazım olan yere götürüyor. Şevki, ben görmüyor muyum diye polise tabi olarak yürüdüğü sırada, yan yan benim bulunduğum tarafa bakıyor. Nihayet dolu kadehle geldi, kadehi aldım -Suyu orada yavaş yavaş içtim. Bugün geciktiğim zamanı adeta her şeyde istimal ederek telafi etmek istiyorum. Su bitince boş kadehi Şevki'ye verdim ve Mühlbrun'a gidip, orada beni beklemesini söyledim. Her gün beraber giderdik, bugün o kadar asabi bulunuyordum ki, Şevki'nin yanımda yürümesinden hiddetleniyordum. Yavaş yavaş yürüyerek Mühlbrun'a yaklaştım. Şevki yeni bir tekdire mahal bırakmamak için, menbaın önünde kalabalığın içinde ayak burunları üzerinde yükselerek beni gözetliyordu. Benim takarrübüm üzerine, hemen kadehi doldurdu ve tam zamanında elime verdi. O kadehi de bir iki ufak yürüyüş ile içmekte iken, bir arkadaşla beraber Celal Bey'e -sabık İzmir Polis Müdürüne- tesadüf ettim. Onlarla bir iki kelime görüşürken, Selanik Rüştiyesi Askeriyesi'nde sınıf arkadaşlığı ettiğim Mahmud Efendi namında Selanikli bir efendi gülerek ve uzaktan, Ooo Kemalciğim nasılsınız diye gayet laubali bir tavırla yanaştı. Bu efendi, neferimi görmüş, kim olduğumu sormak suretiyle benim burada olduğumu anlamış, iki defa ikametgâhıma gelmişti. Bir defasında yoktum. Bir defasında kabul etmemiştim. Miralay Emin Bey'e de benden, benimle sınıf arkadaşlığından bahsetmiş olduğunu mûmaileyh bana söylemişti. Ben diğer zevata size mani olmayayım dedim, hadi suyunuza... ve Mahmud Efendi - Nasılsın bakalım arkadaş.- Teşekkür ederim, bir iki defa gelmişsin. Yalnız mısın? Nerede oturuyorsun?
Mahmud Efendi refikasıyla beraber olduğunu, valde veya kayınvaldesi vesair aile efradı daha bulunduğunu eliyle işaret ederek, şu otelde diye ikametgâhını da söyledi. Ben bu evi görmüş olmak için, sizin ikametgâhınızda benim için bir yer bulabilir miyiz dedim. Evet deyince - Pekâlâ, gidelim dedim. Adi bir otel, -Dur, dedi. Bizim madmazeli çağırayım! Geçkince fakat tatlı yüzlü bir fam de şambr geldi. Mahmud efendi bana hitaben -Almanca görüş!- dedi. Ben Almanca görüşümem. - Ben de hiç.- O halde!- Bilmem.
Ben, kıza benim Almancamla maksadı anlattım. Tabii zahiri maksat. Çünkü ben evin manzara-i hariciyesine bakarak hükmümü vermiştim. Bir iki oda gördüm. Kızla beraber görüştük. Yine beraber çıktık.
Ekmek meselesini mevzuubahis ettim. Un bulabileceğini söyledi. Onun tanıdığı yerden bir kilo tereyağı sipariş ettik. O da benim ikametgâhımı görmek üzere bizim eve gittik. Tabii pek hoşuna gitti. Ona alaturka bir kahve içirdim. O esnada ben kahvaltımı yaptım.
İlk Araba Tenezzühü
Josef şapkası elinde, salona girdi. Araba hazır dedi! Pencereden baktım. Büyük bir lando. Vakit geçirmemek için bu arabaya bindim. Posthof, Kaiserpark, Freundschafts - Saal ve bundan biraz daha ileriye kadar gittim.
Manasız Üzüntü
Asker elbisemi giydim. Saat 7'de Impérial'e gittim. Daha henüz salonları temizliyorlardı. Pelerinimi gardıroba bıraktım. Otelin bahçesinde epeyce dolaştım. Canım sıkılıyordu. Bir aralık yağmur yağmaya başladı, tekrar otele girdim. Bu defa salonda oturdum. Henüz kimse yok. Saat 8 oldu. Müzik başladı. Yemek salonuna geçtim. Obert'e hazırladığı yeri sordum. Dün tenbih etmiştim. Buyurun, miralay efendi! dedi. Adam zahir halimize bakarak demek ki, ancak miralaylık tevcih ediyordu. General olduğumu anlatmaya kalkışmak bir mesele...
Sesimi çıkarmadım. Bir küçük masaya oturttu. Yemekten sonra bu masanın her vakit akşam yemekleri için bana tahsis olunmasını söyledim. Ve kendimi de tanıtmak için kartımı verdim.
Moustapha Kémal Pacha Arméefuhrer
Herr Obert'in bütün bu tafsilatlı karta rağmen bizi miralay efendilikten başka bir şey telakki edemediğini ve Pacha'nın merkum nazarında tahminini tebdil etmediğini Arméefuhrer'ın de medlûlünü hiç düşünmediğini zannederim. Çünkü ertesi günü masa üzerine bıraktığı Bestelt levhasının altında kurşun kalemle şu isim yazılı idi. Monsieur Kemal Pacha.
Yemekten sonra salona geçtim. Dört koltuklu bir masa önünde oturdum. Çok kalabalık vardı.
Otelin üç salonu da açıldığı halde garsonlar şurdan burdan buldukları masaları, sandalyeleri getirerek otelin misafirleri için hazırlıyorlardı. Ben, bu dar vaziyette tek başıma dört koltuğu atıl bırakıyordum. Otel misafiri olmadığım halde buna hakkım var mıydı? Biri gelip bana - efendi, sizin burada oturmaya hakkınız yoktur. Oturmak hakkını haiz olanlar ayakta kalıyorlar... dese ne cevap verebilirdim! ...Hemen kalkıp gitmek ve bir daha bu otele gelmemek hatırıma geldi. Fakat Madam Cemal Paşa ve rüfekası ve Emin Bey'le hiç olmazsa vedalaşmak istiyordum. Bir de yarın akşam için de bir masa emretmiştim. Hatta doktor Vermer'i davet etmiştim. Hülasa bir sıkıntı, bir üzüntü, bir garabet bütün benliğimi istila etmişti. Bir noktayı halletsem sanki müsterih olacaktım.
- Burada yemek yemeye, oturmaya hakkım var mı? Bu müşkülümü ertesi günü doktor Vermer'den hallettim. Evet! Bu otelin lokanta ve salonu umuma küşadedir. Otele nazil olanlara mahsus olduğu şimdiye kadar mevzuubahis olmamıştır.
Madam Cemal Paşa ve rüfekası yemek salonundan gelirken yanımdaki masadan geçtiler, görüştüm. Bizim masanın dört koltuğundan yalnız altımda olanı kalmıştı. Hanımlar için yer yoktu. Hep beraber başka masaya gittik. Hüseyin Cahit Bey ve beraberindeki -birisi refikası olacak- iki hanım da aynı masaya geldiler. On bir Türk... Geniş bir daire teşkil ettik. Herkesi nazar-ı dikkati bizim üzerimizde idi. Madam Cemal Paşa hepimize birer dondurma ısmarladı.
Biraz sonra ben kısa bir veda ile hemen ayrıldım. Yağmur yağıyordu. Sıkıntılı bir halde eve geldim. Biraz okudum ve yattım.

İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var.
İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var.
|