Tekil Mesaj gösterimi
Eski 22 Haziran 2020, 04:28   #3
Çevrimiçi
Dea Dia
Dea Dia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü

2 Temmuz Salı

Sabah saat 7'den saat 8'e kadar dünkü gibi iki menbadan su içtikten sonra evde kahvaltı ettim. Saat 10'da Kaiserbaad'a gittim. Çamur banyosu yaptım. Eve avdet ve biraz istirahat ettim. Bu esnada Miralay Emin Bey geldi. Onunla beraber Restaurant Pupp'a kadar yürüdük, o oradan hamama gitti. Ben de öğle yemeği için lokantaya girdim. Saat yarımı geçiyordu. Eve avdet ederken Sansoussie gazinosu istikâmetinde biraz yürüdüm. Çiçekçi bir kadına tesadüf ettim. Birkaç buket kırmızı ve beyaz karanfil ve ismini bilemediğim diğer bir çiçek aldım. Fakat sonra bunlar için vazo lazım olduğunu düşündüm. Tam yanı başımda bir mağazaya girdim. Büyük, küçük dört vazo aldım. Eve geldim, çiçekleri vazolara Şevki ile beraber yerleştirdim. Vazoları salona, büroya tevzi ettim. Sonra soyundum, saat 3'e kadar yattım. Uyuyamadım. Daha giyinmeden direktris geldi, talep ettiğim Almanca muallimesinin geldiğini haber verdi. Muallimeyi salonda bekleterek giyindim.Almanca muallimesi Paula Klemm Fransızca olarak - Efendim, bir muallime istetmişsiniz, mükâleme için mi, yoksa gramer mi okuyacaksınız...

- Evet istedim, dedim. Fakat ne okuyacağımı bilmem...

- Benim kitaplarım vardır. Size gramer kitabı getirdim, oradan okuruz.

- Madmazel, dedim, ben senelerce mektepte gramer okudum, lektür yaptım, resitasyon ezberledim; fakat Almancayı öğrenmedim. Şimdi Almanca öğrenmek istiyorum.

- Öyle ise, efendim belki, biraz mükâleme ve dikte...

- Pek güzel fakat Almanca yazarım, dikteye ihtiyacım yok. Mükâlemeye gelince, Almanca olarak, dedim ki onu her gün her yerde bizzarurî yapmaktayım. Ancak bildiğim kelimeleri tekrardan ibaret kalıyor. Maksadımı söyledim, Almanca öğrenmek. Bunun için ne yapmak lazım geleceğini siz tayin ediniz. Bana kalırsa evvela siz beni imtihan edin, ondan sonra kararınızı verirsiniz... Büroya geçtik.

Fransızcadan Almancaya bir lugat kitabı vardı. (Langenschaidts Tasehen -Wörterbücher.) Başka Almanca kitabım yok. Bunun Almanca yazılmış mukaddemesini okudum. Das vorliegende franzölischen... ete. (Vorliegende)'yi biliyorum, dedim. İzah etti anlayamıyorum dedim. Ve nihayet Almanca-Fransızca lugatı açtım, onun bulamadığı Fransızca mukabilini buldum. Şimdi anladım dedim. Görülüyor ki, kadıncağıza karşı pek müşkülpesent bulundum ve işi talik edip, biraz düşünmek istedim. Kendisine haber göndereceğimi beyan ederek mülâkatı ikmâl ettik.

Otel Imperial'de akşam taamı

Saat 6'da Mühlbrün'de bir kadeh içtim. Yavaş yavaş Imperial Baum'a geldim. Imperial'e çıktım. Otelin salonunda saat 7.30'a kadar yalnız oturdum. Akşam için bir masa rezerve edilmesini garsonla haber gönderdim. Emin Bey, iki defa, bana gelmişti. Onu ve kesb-i muarefe ettiğim hanımları ziyaret etmek bir vazife idi. Kapıcının yanına gittim. Telefonla Emin Bey'e mahza kendilerini ziyaret için geldiğimi söyledim (otel halini nazar-ı dikkate alarak) beni salonda mı kabul edersiniz dedim. Hemen ineceğini söyledi. Ben de salonda eski yerime gelip, intizar ettim. Biraz sonra Emin Bey geldi. Müteakiben refikaları hanım indiler...

Siyasiyat

Emin Bey, Malinoff hakkında malumat ve fikrimi sordu. Ben, dört sene evvel, Sofya'da bir sene devam eden ataşemiliterliğim esnasında Malinoff'u; zeki, fatin, kıymetli bir şahsiyet olarak tanımıştım. Malinoff, Rusofildi. Radoslavof kabine reisi olduğu ve Avusturya siyaseti takip ettiği hengamede, kral Malinoff'u daima kabul ederek hüsn-i iltifat ve muamelesiyle idare ediyordu.

Bulgaristan'da, muhtelif partilerin muhalefeti, birbiriyle mücadelesi ile beraber beyinlerinde adeta memleket ve milletin menafi-i hakikiyesi karşısında tabii bir itilafı mahsustur. Memleketin selameti, milletin refah ve saadeti hangi siyaseti, tarz-ı hareketi istilzam ediyorsa o siyasetin recülleri o günün müdiranı olur. Muhalifler icabında bu hususta muavenet bile ederler. Harb-i umumi ilanında, Bulgarların Ruslarla beraber olması veyahut bitaraf kalması için icra-yı fi'il ve nüfuz eden Malinoff, Radoslavof'un Avusturya siyasetinden ayrılmasına mümanaat edemedi. Fakat Radoslavof'un da muvaffakıyeti, körükörüne harbe girmeyip, cidden Bulgar menafi-i âliyesini azami derecede temin edecek fırsata intizar etmesindedir. Almanların Avusturya kuvvetlerini takviyesiyle vuku bulan taarruz neticesinde Sırbiye hemen mahvolmak derecesine yaklaştığı zaman, Bulgarların bu fırsatı kaçırmaları caiz değildi. Rus taraftarlığı bu vaziyette memlekete nafi değildi. Bulgar ordusunu, galip Alman ve Avusturya kuvvetleriyle çarpıştırarak Ruslara muavenet etmekten ise, galip ordularıyla beraber yürüyerek vatanı tevsi etmek elbette daha kolay ve nafi bir netice idi. Balkan muharebesini müteakip, Sırpların Yunanlılarla müştereken Bulgaristan'a tecavüzlerinden münhasıl millet kinini de böyle bir hareketi alkışa şayan gösterebililordu. İşte o zaman bu vaziyeti takdir eden Malinoff hakikatte durdu. Fakat gerek o ve gerek Radoslavof ve Kral pekâlâ düşünüyorlardı ki, memleketin bu suretle ihraz edeceği muvaffakıyet ve bunun neticesi olacak olan menafiin muhafazası için, Almanlara ve Türklere karşı vaziyet almak lazım gelirse de bu safhanın da aktörü Malinoff olur.

Ben, bu hakikati, keşfetmiş idim. Bulgarlara karşı daima müdebbir ve ihtiyatlı hareket lüzumuna kani idim. Hatta Cemal Paşa'ya Silvan'dan yazdığım bir seri mektuplarımla da, Bulgaristan hakkında bu nokta-i nazardan bahsetmiştim.

Biz muharebesiz Karaağaç ve civarını verdik. Romanya sulhünde, Dobruca'ya mukabil bunun ve Trakya'nın da iadesini talep etmek istedik. Enver Paşa Ludondorf'a delalet için rica etti. Ludondrof bunu acaib buldu. Bulgarları gücendirmek caiz olmadığını cevaben bildirdi. Yalnız Karağaç'ın iadesi belki mevzuubahis olabilirdi. Bulgarlar buna da razı olmadıktan başka, ben eminim onlar (Midya-İnoz) hattına kadar isterler.

Bence, Bulgarlardan, arazi istemek için, evvela İstanbul ile Edirne arasında Boğaz'ın muhafazası için diyerek, bir ihtiyat ordusu teşkil etmek lazım gelirdi. Bugün İran'ın istilası için bir dokuzuncu ordu teşkili mümkün olunca benim dediğime imkân olması lazım gelir. Yoksa sözle Bulgarlar yer vermezler. Bu hususu nazar-ı dikkate almamakla, Bulgarların aleyhimizdeki hislerinin bir an evvel tezahürüne ve bize karşı ilk fırsatta tehlike olmalarına sebebiyet verilmiş olur. Malinoff'dan büyük dostluğa intizar edilmemelidir. Zaten Radoslavof'dan da intizar etmek safdillik idi.

Almanların bize gerek bu hususta ve gerek memleketimizi İngiliz istilasından tahlisde, derece-i muavenetlerini mantıken meydana çıkarabiliriz. Benim bu hususta daima menfi netayice müncer olan kanaatlerim, Veliahd hazretleri ile vukubulan seyahatimiz münasebetiyle gerek imparator ve gerek Hindenburg ve Ludondrof'la olan muhaverelerle teeyyüd etmiştir.

Bir recül-i devlet kendi insani hislerine tabi olarak, mesail-i devleti halledemez, o selahiyete malik değildir. Memleket kimsenin malikânesi değildir. Yalnız, biz Türkler memleket ve milletin idaresini elimize aldığımız zaman, kendi umûr-ı zâtiyemizdeki ulüvv-i cenâb-ı umûr ve mesail-i devletin ecanible hallinde düstur ittihaz ediyor, bir çocuk gibi aldanıyoruz.

Cemal Paşa'nın Biraderi Kemal Bey

Ben Cemal Paşa'nın biraderi olduğunu bilmiyordum. Genç bir mülazim, kordonlu yanımıza geldi. Bu zabiti dün gece de görmüştüm. Kendisini şimdiye kadar nasıl tanıyamamış olduğumu sordum. 1323'te Selanik'te olduğunu söyledi. Ben de tam bu tarihte Şam'dan Selanik'e gelmiş ve Cemal Paşa ile maiyet-i müşiri Erkân-ı Harbiyesi'nin küçük odasında Fethi Bey de dahil olduğu halde, arkadaşlık etmiştim.

Cemal Paşa binbaşı, ben ve Fethi Bey kolağası idik. Bunları hikâye ve ilave ettim: Cemal Paşa o zaman büronun kahramanı, bize çömez diyorlardı. Hakikatte ben çömez değildim: Mektepten çıktıktan sonra iki sene kıtaatta staj yapmış ve birkaç ay Şam'da Erkân-ı Harbiye Dairesi'nde büroda çalışmış idim. Fakat her yerin eskisi, yeni gelene acemi, çömez nazarıyla bakar, ben de, isyan etmeksizin sobanın arkasında köşeye sıkışmış masanın üstünde, her gün yığın yığın bulduğum paperassi çalakalem çıkarmaya çalışmakla çömezlik çilesini dolduruyordum. Fakat isyan uzak değildi. Bir gün Cemal Paşa... Bu esnada Madam Cemal Paşa geldi. Mükâleme başka vadiye döndü. Bir taraftan musiki sadası da fazla söze mahal bırakmıyordu. Yemek zamanı geldi. Hanımefendi, beni sofrasına davet etti. Bir masa hazırlattığımı söyledim. Ne ehemmiyeti var dediler madem yalnızsınız!

Beraber taamdan sonra salonda bir müddet daha görüşüldükten sonra müsaade talep ettim. Hafif yağmur yağıyordu. Saat 10.30'da eve geldim. Saat 11.30'a kadar kitap okuduktan sonra yattım. Okumaya devam etiğim kitap hep Revolte'dir. Çabuk bitmiyor. Yatmadan evvel Telsenquelle suyundan bir kadeh içtim. Bu suyu şişe içinde kapıcı getirmişti. Birdenbire uyuyamadım. Sağa sola çok döndüm. Zihnim meşgul idi. Bugün sabahleyin uyandığım zaman, uyuyup uyumadığımın farkında değildim. Herhalde bir dalgınlık geçirdim.



İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var.



İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir. Şu anda 0 mesajınız var.