|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Karadeniz'in Amazon Kadınları - Amazonlar Türk müydü?
Karadeniz'in Amazon Kadınları - Amazonlar Türk müydü?
Duyulan efsanelere göre İsa’dan önce Ordu ve Samsun çevresinde Amazonlar yaşıyordu. Amazonların toplumsal yaşamlarını kontrol altında tutan ise kadınlardı. Çevre kabililer Amazon kadınlarını savaşçı olarak bilirlerdi.
Çünkü bu kadınlar cesaretleri ve kullandıkları savaş aletleri ile ün salmışlardır. Duyulan efsanelere göre Amazonlar son zamanların en iyi savaşlarından biriydi.
O zamanlarda bakire olmayan Amazon kadınları erkekleri diledikleri zevklerine göre kullanırlarmış. Amazon erkekleri kadınların ” tarladan ibaret ” olduğuna dair yani gerçek tohumun kendileri olduklarını savunmuşlardır. Bunun üzerine Amazon kadınları egemenliklerinden vazgeçmek istememişler ve ergenliğe girmiş erkekleri kılıçtan geçirip, üreme organlarını kesmişlerdir. Bu organı da Ana Tanrıçaya sunmuşlardır. Aslında günümüzde erkek çocuklarına uygulanan sünnet geçmişten gelen bu işlemin hafifleştirilmiş halidir.
Amazon Kadınları Erkek Çocuklarını Öldürüyor Mu?
Amazon kadınları kimdir? Amazonlar aslında erkek çocuklarını öldürmemiştir. Ergenlik dönemlerine geldikten sonra erkek çocuklarının kollarını ve bacaklarını kırmışlardır. Kötürüm olan bu erkek çocuklarına bunu yapmalarının nedeni ise olgunlaştıkları zaman onları baş kaldırmamaları içindir.
Daha sonra ise tıpkı kadınların yaptığı gibi işleri erkeklere öğretmişlerdir. Örneğin; yün eğirmek, yemek pişirmek, ev işlerini görmek gibi..
Daha sonra ise kolu ve bacağı olmayan bu erkekleri beğenmemeye başlamışlardır. Bu nedenle de savaşta tutsak ettikleri erkekleri kullanmaya başlamışlardır. Kullandıktan sonra bu erkekleri öldürmeyi de kendilerine adet haline getirmişler. Sonrasında bu durumdan da sıkılarak komşu kabilelerle bir anlaşma yapmışlar ve her bahar başlangıcında delikanlı erkeklerini sınırlarına davet etmişler. Doğan çocuklardan kız olanları kendilerine esir almışlardır ve erkek çocukları babalarına vererek bakma zorunluluğu yüklemişlerdir.
Gördüğümüz gibi Amazon kadınlarının cinselliğe bakış açısı çok farklıdır.
Tamamen kendilerini erkeklerden daha üstün görerek, erkekleri ezerek ve doğan erkek çocuklarını sahiplenmeyerek aslında kendi güçlerini ispat etmeye çalışmışlardır. Amazon kadınları ve cinsellik demek ” erkekleri kullan ve öldür ” olarak cevaplanabilir.

Diğer duyulan bir hikayeye göre ise Amazon kadınların cinsel ilişkiye girebilmesi için en az üç erkek öldürmesi gerekmektedir. Çok ilginç değil mi?
Diğer bir duyuma göre ise Amazon kadınları üremek için önce Çanakkale’ye gelirmiş ve cinsel birliktelik yaşadıktan sonra geri dönerlermiş. Eğer savaşta başarılı bir kadın olduysanız o zaman hamile kalmaya izniniz vardı.
Amazon kadınlarının gerçek mi bir efsane mi olduğu hala tartışılmaktadır. Ancak toplanan bir çok bilgi ve gözlemlenen duvar resimlerine göre böyle bir şey mümkün diyebiliriz.
Amazonların Türk olduğu nasıl ortaya çıktı?

Amazonların soyu tükenmedi. Hala yaşıyorlar, Kazakistan'da. Onlar sarışın Türkler.
Amazon kadınları bu zamana kadar pek çok fantastik filmin, kitabın ve tartışmanın konusu oldu. Yarı çıplak, asi, tutkulu ve ****i ifadeleri, daha iyi ok atabilmek için kestikleri tek memeleri ve oklarıyla simgeleşerek bugünlere geldi.
Çoğu kişi bu cezbedici kadınların varlığına sonuna kadar inandı ama bir kısım insan da bunun bir efsaneden öte gidemeyeceğini çünkü yaşamış olamayacak kadar muhteşem olduklarını düşündü. Erkeklerin kadını alt eden dünyasında, erkeğe meydan okuyan, erkeklerle sadece yılda bir kez çiftleşmek için bir araya gelen, eğer erkek bebek doğururlarsa da bu bebekleri sakatlayıp öldüren acımasız asiler…
Kurganlardan çıkan gerçek
Ancak efsane artık gerçek! Onlar, erkek egemen toplumların baş edemediği, savaşkan, ata binen ve ok atan Türk kadınları! Evet, yanlış okumadınız, Amazonlar Türk çıktı. Araştırma, Amerikalı bir arkeolog olan Dr. Jeanine Davis Kimball'a ait. 1994 yılında Kazakistan'da yaptığı kazılar neticesinde, Amazon kadınlarının bir efsane olmadıklarını, gerçekte konargöçer Türk boyları içinde yaşadıklarını ve bu zamana kadar efsane olarak önümüze sunulanlardan çok farklı bir yaşam tarzına sahip olduklarını ortaya koydu. Çalışmasını "Savaşçı Kadınlar Amazonlar" adı altında bir kitapta toplayan Dr. Kimball'ın kitabının Türkçesi İleri Yayınevi tarafından ocak ayında basıldı.
Bu ****i efsaneyi aydınlatan kazı çalışmaları, Kazakistan'ın Rusya sınırları yakınındaki Pokrovka bölgesinde başlar. Kendi ifadesi ile "büyük keşfini yaptığı gün"ü şöyle anlatır Dr. Kimball: "Gözlerim loş ışığa alıştıktan sonra içerideki iskeleti net bir şekilde görebildim. Göğsünün üzerinde paslı yeşil bir öbek, sağ ayak kemiğinin yanında paslı bir hançer ve sol ayak kemiğinin bitişiğinde de artık yeşil renk görünen ok başları duruyordu. Asistanımız Yuri, kafatasını ellerine alıp şöyle bağırdı; genç bir kadın ve muhtemelen 30-40 yaşlarında!"
Kurganların içindeki savaşçı kadınlar! Tam da Amazon kadınlarının yaşadığı varsayılan dönemde yaşamış olan, silahlarıyla birlikte gömülen savaşçı kadınlar! Ekip bölgede buna benzer pek çok iskelet buldu. Kimisi, üzerinde yaban domuzu dişi olan muskalar, kimisi fosil istiridye kabukları, tunçtan aynalar, küpeler ve kolyeler taşıyor; kimisinin yanında ise ancak at üstünde savaşırken kullanılabilecek 90 santimetreden daha uzun kılıçlar ve biley taşları bulunuyordu. Bazıları ise bacakları at sürüyormuş gibi bir pozisyonla gömülmüştü.
Hâlâ anaerkil yaşıyorlar
Davis Kimball bu buluntularla yetinmedi. Aklına tahrik edici bir soru düşmüştü. Acaba bu kurganların bölgede halihazırda yaşayan konargöçerlerle bir ilgisi olabilir miydi? Dr. Kimball'ın günümüz konargöçerlerinde gözlemlediği kadarıyla, ustalaştıkları ilk vasıf at sürmekti. Tanrı Dağları'nda ve Altay Dağları'nda yaşayan Moğolları ve Kazakları çocuklarına at sürmeyi öğretirken izlemişti. Çocuk bir yaşına geldiğinde baba, oğlunu yahut kızını eyere oturtur ve çocuk atını sürerken o da aşağıdan atı tutardı. Küçücük kız çocuklarının atın üstünde kıkırdayıp güldüklerini ve saatlerce atın üstünden inmediklerini gözlemlemişti. Acaba bu çocuklarla, savaşçı Amazonların bir ilgisi olabilir miydi?
Kazakistan'da yaşayan bu göçebe Türklerin hayatını daha da merakla araştırmaya başladı. Kadim zaman konargöçerlerin ataerkil aile yapılarının aksine, kadın erkek ve çocukların birlikte çalıştıklarını görüp, hayrete düştü. Bu insanlar, eşitlikçi bir toplum oluşturmuşlardı.
Baskıcı Ruslar ve katı biçimde erkek merkezci olan İslam kültürü unsurlarıyla muhatap olmuşlardı. Ancak yine de hayat tarzlarını değiştirmemişler ve kadın erkek omuz omuza, hatta aynı işlerde çalışmaya devam etmişlerdi.
Mutfak gereçleri bile aynı
Evet burada, herkes işlerin bir ucundan tutuyor, kadınlar günlük yemekleri pişirirken erkekler ise at pişirme işini üstleniyordu. Her iki cinsiyetin mensupları yün işinde ortaklaşa çalışıyor, erkek çocuklar yemek hazırlamada, yurda su taşımada, hayvanları sağmada annelerine yardımcı olurken kızlar ise ata binmeyi öğreniyor ve sürüleri otlatıyorlardı.
Kadınlar Aulla (taşınabilir köyler) ilgili her işten anlamak üzere yetişmek zorundaydılar. Hatta bu konargöçerlerin kadın egemen oldukları bile söylenebilirdi. Aulun yönetiminde kadınlar belirgin şekilde etkindirler. Hatta oymağın başında zaman zaman kadın önderler bulunuyordu. Bozkır konargöçerlerinin hayat şartları, kadınları basitçe görsel bir güzellik nesnesine indirgeyen görece çağdaş konumdan uzaktı. Bölgede uzun süre bu gruplarla yaşayan Dr. Kimball, kadın ve erkek arasındaki yoldaşlık bağına da çok şaşırmıştı. Günlük işlerini birlikte gören, geceleri sofrada birlikte sohbet ederek, hayatı paylaşan bir yaşam tarzına sahip olan bu insanlar, Batılı bir arkeolog için bile son derece ilginç görünüyordu.
Şaman Amazonlar
Dr. Kimball, Pokrovka kazılarında kurganın çeperi boyunca dizilmiş 22 tane at kafatasına da rastlamıştı. Mezarın içinde ise geniş hacimli, üzeri delikli tunçtan yapılma bir sandık keşfetmişlerdi. O zaman için bunlara bir anlam verememişti. Ta ki kaldığı Auldaki Kazak ailenin, kendi şerefine pişirdiği koyunu görene kadar. Mis gibi kokan et, doğrudan ateşin üzerinde duran ağzı açık bir kazan tertibatının içinde pişmekteyken, evin kızı, altı delikli bir tabağın yardımıyla et ve kemik parçalarını et suyunun içinden çıkarıp bir leğenin içine doldurdu. O an buldukları kalburun, 2 bin 500 yıl önce ne amaçla kullanıldığını kavrayıverdi.
Büyük ihtimalle bir tören düzenlediklerinde at pişiriyorlardı. Onu suyundan ayırmak için de işte bu kalburu kullanıyorlardı.
Pokrovka'daki kazılar bir başka detayı daha ortaya koyacaktı. Dini bir vasfa sahip iskeletlerin hemen hemen tamamına yakını kadın, bulunan kadınların küçük bir bölümü de "rahibe" sınıfına mensuptu. Taş ve kilden yapılma sunaklar, fosilleşmiş deniz kabukları, kemikten oyma kaşıklar ve özel hayvan şekilleri verilmiş muskalarla birlikte gömülmüşlerdi. Bazılarında bunların hepsi birden oluyor, bazılarında ise sadece bir tanesi bulunuyordu. Bunun hiyerarşik farklılıktan kaynaklanıyor olabileceğini söyleyen Kimball, bulunan aşı boyası parçaları, sülüğen ve kireçtaşı cevherlerinin de törensel bazı makyajlar için olduğunu düşünmekteydi. Aslında tam da şaman kadınlarını tarif etmekteydi!
Yaşayan Amazon Meryemgül
Bu dini önderler, kurganlardan anlaşıldığı kadarıyla çok farklı bir yere sahiptiler. Yanlarında ayin kasesi, nazar boncuğu, altın ve cam boncuklarla sonsuzluğa uğurlanan bu kadınlara öyle değer verilmişti ki adeta öbür dünyada da hizmetlerine devam etmeleri istenmişti. Yeraltı mezar odasından çıkarılan devasa bir duvarda, etrafındaki kitleyi evliya gibi kutsayan bir kadın resmedilmişti. Daha üst bir mertebede olduğunu vurgulamak için, oransal olarak erkeklerden daha büyük betimlenmişti. İşlemeli bir cübbe ve kare biçimli bir başlık kuşanmıştı ve doğurganlık kültüne ait bir simge olan Hayat Ağacı'nı tutuyordu elinde.
Günümüzde yaşayan konargöçerlerde de hâlâ bu Şaman hayatının izlerini görür Dr. Kimball.
Dr. Kimball bölgede karşılaştığı Meryemgül adlı bir kız çocuğu sayesinde yapbozun parçalarını bir araya getirmeye başladı.
Meryemgül at sürmeyi çok seven, sarışın bir Kazak kızıydı. Bu sarışın kız çocuğu oldukça ilgisini çekti. Hem bölgede nadir rastlanır bir şekilde sarışındı, hem de ata binmek onun için öylesine doğal ve öylesine hayatın bir parçasıydı ki…
DNA'lar aynı
Artık düşündüklerini bilimsel olarak da kanıtlama kararı verir Dr. Kimball. Meryemgül ve annesinin DNA örnekleriyle, Amazon kadınlarının kurganından çıkan örnekler karşılaştırılır. DNA'lar yüzde 99.9 oranında aynıdır! Yani Meryemgül, 2 bin 500 yıl önceki Amazon kadınlarının torunlarından biri olarak karşısındadır. Kurganlardan çıkan bulgular birebir buradaki konargöçer Orta Asya yaşantısının bir parçasıysa, Meryemgül de bir o kadar bu hayatın bir parçası ve kurganlardaki hayatın bir devamıdır.
Amazon kadınları, Batılı tarihçilerin vahşi, erkeksiz ve ahlaksız kadın tasvirlerinin dışında, son derece hayatın içinde ve toplumsal yaşayan, doğurgan, savaşçı ve anaçtır. Orta Asya tarihinin tipik göçebe Türk yaşam tarzından kalan bir miras gibidir. Moğolistan'daki kadınların bugün hâlâ ok atmadaki üstünlüklerini gören Kimball, kesik meme tasvirinin bir kez daha sorgulanması gerektiğini de düşünür, çünkü bu Türk kadınları memeleri kesilmeksizin de ok atmada son derece başarılı, erkeklere taş çıkartacak kadar da kendilerinden emindir.
Yaşayan bir tarihdir yüzleşilen. Kurganlardan çıkan ruhani üstünlükleri olan savaşçı kadınlarla, Kazakistan ve Moğolistan'daki kadınların yaşam tarzı arasında pek bir fark yok gibidir… Meryemgül ve onun gibi sarışın Türkler onlardır, gerçek Amazorlar!
|