Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04 Temmuz 2022, 10:59   #1
Çevrimiçi
windflower
windflower - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Budizm nedir, tarihi, kimlere Budist denir?

Budizm nedir, tarihi, kimlere Budist denir?


Budizm, M. Ö. 6. veya 5. yy'da Gautama Buddha adlı kişinin eğitimine bağlı olarak Hindistan'da kurulmuş olan büyük inanç sistemlerinden birisidir.

Hindistan'da doğup orada gelişmesine rağmen daha ziyade uzak doğuda yayılmıştır.



Tarih içerisinde Budizm, çeşitli kollara ayrılmıştır. Ayrıca Hinduizm içerisinde farklı bir hareket olarak da ortaya çıkan Budizm, Hinduizmin tanrı düşüncesini ve kast sistemini reddeder. Acı ve ıztırapla dolu olan hayattan, insanın kendi çabasıyla kurtulabileceğini savunur, kurtuluşun, Nirvana’ya ulaşmaya bağlı olduğunu iddia eder.

Budizm, bir kurtuluş yolu olarak dört kutsal hakikatin varlığını kabullenir. Bunlardan ilki; hayatın ıstiraplarla dolu olduğudur. İkincisi, canlıları reinkarnasyona zorlayan sebebin, yaşama arzu ve isteği, yani hayat sevgisidir. Üçüncüsü, ıztırapların sona erdirilmesidir.
Bunun yolu ise his ve duygularla beslenen yaşama arzusunun söndürülmesinden geçmektedir. Dördüncü gerçek ise ıztırapları dindirmenin yolunun bilinmesidir. Bu ise doğru inanmak, doğru düşünmek, doğru konuş*mak ve doğru davranışlarda bulunmaktır. Bunları iyi kavrayıp uygulayan kişi, tenasüh çemberinden kurtulup kurtuluşa (Nirvana'ya) ulaşabilir.

Nirvana

Budizme göre Nirvana “yokluk” demektir. Başka bir ekol onu, “ruhun kavuştuğu bir mutluluk” olarak kabul eder. Nirvana bir çeşit ayrılmayı ifade etmekle bir*likte, var iken yok olmak da değildir. Yok olan şey, arzu ve ihtiraslardır. Nirvana terimi Budistlerin kutsal kitapları olan Vedalar ve Gita gibi metinlerde yer alır. Buralarda o, “kurtulmuş ruhların mekanı” anlamında kulla*nılır.

İslâm, Budizm’deki ruhun Nirvana’ya ulaştığı görüşünü kabul etmez. Nirvana, “ruhun sonsuz bir mutluluğa ulaşarak tatmin olması” manasına gelen bir terimdir. Nirvana ile reenkarnasyon sonucu değişik şekillere giren ruh, sonunda aydınlığa ulaşır ve böylece kurtuluşa erer. Bu anlayışa göre insanların kıyamet günü yaptıklarından hesaba çekilmesi söz konusu değildir.
İslam’a göre ise ölen ruh hesap gününü bekleyecek, hesabın sonunda mutlak mükafaata ulaştırılacak veya cezaya çarptılacaktır. İslam’da Allah’ın iradesi dışına çıkmak, cennet ve cehennemde ölmek ve yok olmak söz konusu değildir.

Reenkarnasyon (ruh göçü)

Başta Hint dinleri olmak üzere çeşitli dinlerde ölümsüz olan ruhun, ya sürekli olarak ya da günahlarından temizlenene kadar bir bedenden diğer bedene tekrar tekrar geçmesidir. Bu düsünceye göre ölümlü olan yalnızca bedenlerdir. Dolayısıyla beden öldüğünde ruh, bir başka bedende tekrar doğar ve böylelikle hayatını devam ettirir.

Bazı dinlerde ruhun islemiş olduğu iyilik ya da kötülük, onun bir sonraki iyi ya da kötü bedenini belirler, bu durumda yeniden doğan ruh, daha iyi ya da daha kötü bir insan, hatta bir tanrı sekline geçebileceği gibi bir hayvan ya da bir bitki şekline de dönüşebilir. Böylece ruhun rekrar tekrar vücut bulmasının sonsuza değin süreceği düşünülür. Budizmde aydınlanan kişi, ruh göçünden çıkarak Nirvana’ya kavuşur.

İslâm’a göre reenkarnasyon fikri, bir çok açıdan yanlış bulunmuştur.
Bu inanç, işlenen suça verilecek ceza açısından, kader ve sorumluluk bakımından, ahiret ve mahşer inancı açısından, ilahî adalet ve yaratıcının kainata koyduğu nizam ve intizam bakımından, imtihan, ilahî rahmet ve merhamet açısından, insanın şeref ve haysiyeti bakımından, dünya ve ahiret dengesinin nasıl kurulacağı gibi bir çok açıdan, çelişki ve yanlışlıklar ihtiva etmektedir. Ayrıca bu düşünce günümüz modern bilim anlayışı ve akıl açısından da bir çok tenkide maruz kalmaktadır.

İslâm, vücudu terk eden ruhun başka bir bedene girip tekrar dünyaya geldiği inancını, yani tenasüh ve reenkarnasyonu kabul etmez.
Bu batıl inanç Kur’an âyetlerinde kesinlikle reddedilir: “Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman ‘Rabb’im! Beni geri dünyaya döndür ki ayrıldığım dünyada salih amel işleyeyim’ der. Buna Yüce Allah şöyle karşılık verir. Hayır asla! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Çünkü onların önlerinde ta dirilecekleri kıyamet gününe kadar sürecek olan bir perde (berzah) vardır.”

“Kim bir kötülük yaparsa, onun cezasını görür;”
“Herkesin kazancı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez;”
“Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık;”
“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık.”

Budizm, bugün dünya üzerinde yaklaşık 500 milyonu aşkın inananı bulunan bir dindir. İlk önce Hindistan’da ortaya çıkmış, daha sonra zaman içinde , Güneydoğu ve Doğu Asya’da (Çin, Japonya, Kore, Moğolistan, Nepal, Sri Lanka, Tayland ve Tibet gibi ülkelerde) yayılmıştır.

Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olarak tanımlanan Budizm'in hedefi, hayattaki acı, ıstırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir. Budizm'de öğretilerin ana çatısını meditasyon gibi içe bakış yöntemleri, reenkarnasyon denilen doğum-ölüm döngüsünün tekrarı ve karma denilen neden-sonuç zinciri gibi kavramlar oluşturmaktadır.

Budizm, Sanskritçe ve Pali dillerindeki eski Budist metinlerinde 'uyanmış kişi - farkında olan' anlamına gelen Buddha kelimesinden türetilmiştir. "Tarihî Buda" da denilen Siddhartha, Budizm'in kurucusu olarak kabul edilir. Siddharta’nın hayattaki acıların kaynağını açıklamak amacıyla yaptığı uzun çalışmalar sonucu ıstırabı sona erdirecek bir mânevî anlayışa ulaştığı ve böylelikle Budalık'a eriştiği kabul edilir.

Budizm, Siddhartha Gautama'nın ölümünden sonra 500 sene boyunca Hint Yarımadası'nda, daha sonra Asya ve Dünya'nın geri kalanında yayılmaya başladı. Hindistan'da zamanla etkisini yitiren Budizm, Güneydoğu Asya ve Uzakdoğu kültüründe etkisini günümüze kadar devam ettirmiştir. Budizm dininden olan kimselere Budist denir.



BUDİZM TARİHÇESİ

Budizm MÖ 563-MÖ 483 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen, bugün Buddha olarak bilinen Siddhartha Gautama tarafından kurulmuştur. Siddhartha Gautama, Kuzey Hindistan'da bir prens olarak doğduktan sonra hayattaki acıları sona erdirmek için bir yol bulmak amacıyla krallığını terk etmiş ve uzun çalışmalar sonucunda aydınlanmaya ulaşmıştır.

Sosyolojik ve tarihsel plânda Budizm'in, Hindistan'ı işgal eden Aryan topluluklarının beraberinde getirdiği Brahmanizm'e karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir.
Felsefî kaynakları arasında Brahmanizm ve Hinduizm ile birlikte Jainizm ve yerli halklarının eski din ve kültürleri de sayılabilir. Ancak geleneksel olarak Budizm'in en temel kaynağı olarak Siddharta Gautama'nın aydınlanma deneyimi ve bu deneyim sayesinde kazandığı bilgelik gösterilir.


Geleneksel olarak kabul edilen yaşam hikâyesi şöyledir:
Siddhartha Gautama klanı ve Sakya Kabilesi'nden bir prens olarak dünyaya gelir. Doğumundan kısa bir süre sonra babası Kral Suddhodana'yı bilge olduğu varsayılan bir kişi ziyaret eder. Siddhartha hakkında "Bu çocuk ya muhteşem bir kral (chakravartin) veya muhteşem bir kutsal adam (Sadhu) olacak" der. Siddhartha'nın ileride kral olarak yerine geçmesini arzulayan babası ise onun yaşamı boyunca acı ve ölüm gibi hayatın gerçeklerinden habersiz sarayda yaşamasına çaba gösterir.Bundan dolayı Siddhartha, hayatının ilk 29 yılını insan nefsinin arzu edebileceği her tür zenginliğin içinde yaşamıştır. Babasının çabalarına rağmen Prens Siddharta, 29 yaşındayken ilk kez bir yaşlı insanın acı çektiğini görür. Bu olaydan sonra sarayın dışında yaptığı gezintilerde hasta bir adam, çürümüş bir ceset ve çileci bir derviş görünce hayatın ızdırap içerdiğini fark eder ve acıyı altetmek için çileci bir derviş olarak yaşamaya karar verir.
Derviş olmak için görkemli hayatı arkasında bırakarak sarayından ayrılan Siddhartha, başlangıçta çeşitli dervişlere katılarak onların çileci öğretilerini izler. Bu dervişler toplumdan ayrı, yoksun bir hayat sürerek açlık, kendine eziyet gibi çeşitli yöntemlerle nefislerini engellemeye çalışmaktadırlar. Uzun süre bu yoksun hayatı izleyen Siddhartha, bu yöntemlerin insana açlığa dayanma, hassas fısıltılar duyma, vücutta ağrı hissetmeme gibi olağanüstü rûhânî güçler kazandırdığını fark eder, ancak aynı zamanda vücuduna zarar verdiğini de görür.

Siddhartha, bu yöntemlerin aradığı cevaba ulaşmasına katkıda bulunmadığını, prens olarak zenginlikler içindeki hayatında olduğu gibi tatminsizlik ve huzursuzluk yarattığına karar verir. Böylelikle çileci yaşamına son vererek anapanasati denilen"nefesi dikkatle takip etme" meditasyonunu geliştirir. Çileci yaşam yerine, ne nefsin her isteğine boyun eğen, ne de vücudu yıpratacak kadar mahrum bırakan ve Orta Yol olarak tanınan bir yaşam şekli geliştirir. Söylenceye göre çileci hayatı terk etmesi, bir gün köylü bir kızın getirdiği süt ve pirinç muhallebisini kabul etmesiyle olur; ve bir incir ağacının altında nefes meditasyonuna oturur. 49 günlük meditasyondan sonra 35 yaşındayken ilmini tamamlar ve günümüz Bodh Gaya'sında bulunan bu ağacın altında aydınlanmaya ulaşır.
Aydınlanmasından sonra Buda veya Gautama Buddha adını alarak öğretilerini yaymaya başlar. Hindistan'ın kuzeyini, Ganj kıyılarının kutsal kenti Benares ve dolaylarını yeni felsefesini anlatarak gezen Gautama Buddha, kayıtlara göre 80 yaşında Kuşinagar'da ( Hindistan ) ölmüştür.

BUDİZMİN SEMBOLÜ NEDİR?


Buda'nın doktrinine Pali dilinde "dhamma" denilmektedir. O, ulaştığı hayat kanununu ilan ettiğinde verdiği ilk vaazını "kanun tekerleğini döndürmek" şeklinde açıklamıştır. Bu sebeple tekerlek, Budizmin sembolü olmuştur.
Buda, iki aşırılık arasında orta yolu telkin etmiştir. İki aşırılık ıstıraplı iken orta yolda, bilgi, kurtuluş ve mutluluk vardır. Bu orta yol, kişiyi nirvanaya ulaştıracaktır. Nirvanaya ulaşmak için kötü huylara sahip benliği, arzu ve ihtirası yok etmek, hikmet olgunluğuna kavuşmak gerekmektedir. Kişi ancak nirvanaya ulaşarak tenasühten kurtulabilir.
Istırabın kaynağı olan arzu ve ihtirasların giderilmesinde başvurulan "sekiz dilimli yol" Budizmin temelini oluşturur. Bu sekiz madde, sila (ahlak ), samadhi ( meditasyon ) ve panna (hikmet ) prensiplerinin geliştirilmiş hâlidir.

TRİ-RANTA (ÜÇ CEVHER) NEDİR?


Budizmde iman ikrarına"tri-ranta" (üç cevher ) denir. Bu ikrar, "Buda'ya sığınırım, dhammaya (doktrin) sığınırım ve sanghaya sığınırım" şeklinde ifade edilir.
Buda, son vaazında her şeyin geçici olduğu, bu sebeple gerçek kurtuluş için gayret edilmesi gerektiğini ifade etmişti. Bu vaazından bir müddet sonra ölen Buda'nın cesedi yakılarak kemikleri ve kalıntıları stupalarda muhafaza altına alındı.

Buda'nın öğretileri vefatından sonra bir araya getirilmiştir.
Budizm, en güçlü dönemini Magadha Kralı Aşoka'nın Budizmi kabul etmesinden sonra yaşamıştır.
Bir devlet dini hâline gelen Budizm, Hindistan dışında da yayılmaya başlamıştır. Aşoka, Budist düşüncelerin, unutulmaması için bunları Hindistan'ın çeşitli yerlerinde taş ve kaya kitabelere yazdırtmıştır.


Buda, vefat ettiği zaman geride ne bir kitap ne de bir vekil bırakmıştır. O, herkesin kendi kendine ışık tutmasını istemişti. Ancak kurmuş olduğu sangha teşkilatı onun öğretilerini yaşatmayı ve kayıt altına almayı üstlendi.

Hindistan dışında Budizm; Çin, Burma, Seylan, Nepal, Tayland ve Japonya'da yayılmıştır.

BUDİZMİN DÖRT TEMEL KUTSAL İNANCI

Hayat acı ve ıstıraplarla doludur ve bunlar dünyevi var oluşun temel özelliğidir.
Acı ve sıkıntıların nedeni arzulardır.
Acı ve sıkıntıları sona erdirmek, arzu ve isteklerden vazgeçmeye bağlıdır.
Arzu ve isteklerin üstesinden gelmek''sekiz dilimli yol''u izlemekle mümkündür.

"Sekiz Aşamalı Yüce Yol' nedir?

1. Gerçek Bilgi: Sezgisel ve ayrımsız. Doğru amaçlar.
2. Doğru Anlayış: Net olarak görebilmek.
3. Doğru Söz: Yararlı sozler. Dogru iletişim.
4. Doğru Davranış: Öldürmemek, çalmamak, etik degerleri gozetmek, saldırgan hareketlerde bulunmamak.
5. Doğru Yaşam Biçimi : Sosyal ve ekonomik adaletin etigiyle.
6. Gerçek Çaba : Çalışkanlık. Enerji ve azimle, iyi olanı yapmak, kotüyü yapmamak.
7. Gerçek Dikkat: Sanrılar oluşturan zihinsel tuzakların farkına varmak, doğru vizyonu unutmamak. Şimdiki anda ve burada olmak.
8. Gerçek Uyanıklık: Doğru konsantrasyon ve meditasyon. Zihni parlak ve açık tutmak, huzur duymak, hareketi sınırlamak.







Alıntı





Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
...