Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08 Haziran 2022, 16:41   #1
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Yalan Söylemeyen Çocuk

Yalan Söylemeyen Çocuk

“Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.” Yunus Emre

Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretleri küçük yaşta iken, bir arife günü çift sürmek için tarlaya gitti. Bir öküzün kuyruğuna tutunup ardından giderek oynuyordu. O anda bir ses işitti: “Ey Abdülkadir! Sen bunun için yaratılmadın ve bunlarla emir olunmadın.”

Bu ses, Abdülkadir Geylânî hazretlerini korkuttu. Eve gelince dama çıktı. Hacıları gördü. Arafat’ta vakfeye durmuşlardı.

Annesine, “Anneciğim! Bana izin ver de Bağdat’a gidip ilim öğreneyim. Salihleri, evliyayı ziyaret edeyim,” dedi.

Annesi de dedi ki: “ Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evladım, Abdülkadir’im! Senin ayrılığına dayanamam. Sensiz ne yaparım? Bu bakımdan müsade edemiyorum.”

Abdülkadir Geylânî hazretleri, tarlada olan bitenleri anlattı. Annesi ağladı. Kalkıp babasından miras kalan seksen altını alıp kırkını kardeşine ayırdı. Kırkını da bir keseye koydu ve keseyi elbisenin koltuğuna dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak şöyle dedi.

“Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evladım, Abdülkadir’im! Allah Teâlâ’nın rızası için olmasaydı seni katiyyen bırakmazdım. Huzur ve esenlik içinde sefere çık! Yolun açık olsun! Seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz. Sana son olarak nasihatım şudur: Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme, doğruluktan asla ayrılma! Allah Teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir.”

Abdülkadir Geylânî hazretleri annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat’a gitmek üzere bulunan bir kervana rast geldi ve aralarına katıldı. Hanedan’ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar. Arz-I Tetrenk denilen yere geldiklerinde kervanda bir bağırış koptu. Önlerine aniden bir grup eşkıya çıktı ve kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere yıkıldı, eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sual edip üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Seyyid Abdülkadir Geylânï hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye bunu önüne çekip sordu:

“Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?”

“Üzerimde yalnız kırk altınım var.”

Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir haramı sual edip o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler.

“Bu çocuk kırk altınım var.” diyor.

Bu defa da reisleri sordu. “Senin üzerinde ne var?”

“Hırkamda dikili kırk altınım var.”

Reisleri adamlarına dönerek, Açın bakın, bakalım doğruyu mu söylüyor!” dedi.

Adamları Abdülkadir Geylânî hazretlerinin üstünü aradılar ve içinde kırk altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler.

Eşkiya reise hayretle sordu: “ Peki evlat, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin?”

Abdülkadir Geylânî hazretleri dedi ki: “Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemeyeceğime söz vermiştim. Kırk altın için sözünü bozar mıyım?”

Bu sözleri duyup hakikate şahit olan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkadir Geylânî hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü. Kendisinin bu yaşa kadar nice hıyanet ve zulümler işlediğini, bir gün olsun Allah’a yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup, ellerini başına vurarak şöyle haykırdı:

“Eyvah! Biz de Allah Teâlâ’ya söz vermiştik. Bunca zamandır şeytana uyup sözümüzü bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Allah huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak?”

Sonra arkadaşlarına dönerek şöyle dedi: “Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Allah Teâlâ’ya karşı olan sözümü bozdum. O’na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna iltica ediyorum. Bundan böyle inşallah, Allah Teâlâ’nın razı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmayacağım.”

Reislerine pek ziyade bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan dediler ki: “Efendimiz, reisimiz biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidayette de reisimiz ol!”

Bunun üzerine kervan ehlinden ne alınmışsa sahiplerine iade edildi. Eşkıyalar Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerinin önünde tövbe etti. Kendisi de yoluna devam ederek Bağdat’a vardı.