Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03 Mayıs 2022, 00:28   #6
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler

4.VAKİT GAZETESİNDEKİ CİNSİYETÇİ İFADELERİN
GENEL GÖRÜNÜMÜ
Vakit gazetesinde 4’ü kadın, 36’sı erkek olmak üzere toplam 40 köşe yazarı incelenmiştir.Bu köşe yazarlarının yazılarında belirtilen süre içerisinde 265 ayrı kadın aleyhine cinsiyetçi ifade toplam 1050 kez kullanılmıştır. (Vakit/Tablo-1/2/3)

Bu ifadelerin farklı başlıklar altında dağılımı şöyledir: Kadın vurgusu yaparak kadını ötekileştiren ifadeler: 32 ayrı ifade 41 kez (V/T-1a)

Kadını cinsel bir obje olarak göstererek cinsiyetçilik yaratan ifadeler: 30 ayrı ifade 31 kez (V/T-1b)

Kadını çeşitli kimliklerle yansıtarak cinsiyetçilik yaratan ifadeler. 16 ayrı ifade 141 kez (V/T-1c)

Kadını yok sayan eril ifadeler: 116 ayrı ifade 715 kez (V/T-2a)

Hitap ettiği cinsiyet bakımından eril olan ifadeler: 8 ayrı ifade 17 kez (V/T-2b)

Kadın ve erkek rollerini ayırarak cinsiyetçilik yaratan ifadeler: 26 ayrı ifade 28 kez (V/T-3a)

Kadını küçümseyen/erkeği yücelten ifadeler: 37 ayrı ifade 77 kez (V/T-3b)

Bu sonuçlara göre cinsiyetçilik en fazla kadını yok sayan ifadeler aracılığıyla yansımaktadır. Bu grupta yer alan ifadeler dile belli kamusal alanların erkeğe ait olduğu kadının “doğasından” ve “rollerinden” dolayı bu alanlarda yer alamayacağı izlenimini vermektedir. Örneğin, “fikir adamı, bilim adamı, iş adamı, siyaset adamı” biçimindeki ifadeler bu alanlarda daima erkekleri görebileceğimiz ön kabulünü gerektiren “babanın / dedenin mirası, ata, atasözleri” gibi ifadeler tarihin içinde kadınları yok saymayı destekler. “İnsanoğlu ,ademoğlu” ifadeleri “insanın” “erkek” ile eş anlamlı olduğu hissini uyandırırken, “ağabey ülkeler,Türkiye’nin ağabeyliği” biçimindeki ifadeler sadece kişileri değil mekanları da “erkek” olarak yansıtırlar. “Giden ağam, gelen paşam”, “dayı dayı yürümek”, “ayıya dayı demek” gibi deyimler yine kadının kamusal alanın dışında olduğunu vurgularken, “politika babaları, para babası, sermaye babası” ifadeleri de gücün ancak “erkeğin” elinde olabileceği izlenimini vermektedirler. Tüm bu ifadelere genel olarak baktığımızda kadının; tarih, iş dünyası, ekonomi, siyaset vs. alanlarını içine alan geniş bir kamusal alandan ayrı olduğu, bu alanların “erkek” alanlar olduğu sonucuna varmaktayız.

Bu grupla bağlantılı ve onu destekler nitelikte olan diğer grup ise “kadın vurgusu yaparak kadını ötekileştiren” ifadelerdir. “Kadın milletvekili, kadın gazeteci, hanım yazar, kadın general” biçimindeki ifadeler yukarıda bahsettiğimiz gibi bu alanların aslında “erkeğe” ait olduğunu, kadınların bu alanlarda olmalarının az görülür ya da ilginç bir durum olduğunu destekler biçimde kullanılan ifadelerdir.

Bunlardan başka özellikle haber metinlerinde rastladığımız “3’ü kadın 15 işçi”, “bir hanımla üç kişi”, “kadın çocuk her türlü canlı”, “ihtiyar, kadın, çocuk demeden” türünden ifadeler kadını vurgularken aslında onu ötekileştirmekte, yine insanın asıl olarak “erkek” cinsi olduğunu kabul etmektedir. “Kadın hakları”, “kadın tüccarları” gibi ifadelerin paralelinin olmaması yani “erkek hakları”, “erkek tüccarları” ifadelerinin dilde yer bulmaması da kadının ikincilliği ve zayıflığı ile ilgili bir sezdirme yapmaktadır.

Kadının ikincilliğini ve varlık alanını destekleyen diğer grup cinsiyetçi ifadeler de kadın ve erkek rollerini keskin bir biçimde ayıran ifadelerdir. Vakit Gazetesi kadının rollerini net bir biçimde ev içi, annelik, kadınlık olarak belirlemiştir. “Ev kadını, ana şefkati, yüreği yaralı ana” gibi ifadelerle kadının evdeki işlerden sorumlu olduğu ve annelik görevlerinin olduğu vurgusunu yapmaktadır. Annelik, kadınlar için çok özel bir durum olarak yansıtılmış, kadın, ancak “annelik” sıfatıyla yüceltilmiştir. “Anne şefkat kanatlarının altına almış çocuklarını”, “bir ananın elleri gibi”, ”en fedakar öğretmenler annelerdir.”

ifadelerinde olduğu gibi “annelik” ve dolayısıyla çocuk bakımı kadının asli işi olarak sunulmuştur. “Evin reisi baba yahut dede”, “baba ocağı” ifadeleri ile “babana yazar sana bisiklet aldırırım” cümlesi ise ekonomik gücün, dolayısıyla evin sahibinin “baba” olduğu düşüncesi yansıtılmıştır.

Kadın ve erkek rollerini keskin bir biçimde ayıran bu görüş elbette kadını zayıf olarak yansıtıp küçümseyecektir. Bir diğer grup da kadını küçümseyip erkeği yücelten ifadelerdir. Bu grupta kadın en ağır biçimde küçümsenip aşağılanmaktadır.

“Orospu, fahişe, metres” gibi küfreder biçimdeki sıfatlarla, “cadı, şirret kaynanalar, kocakarılar, karılar gibi ağlamak” biçimindeki ifadelerle kadın ve kadınlık aşağılanmıştır.

Buna karşın erkek için “delikanlı, babayiğit, erkekçe, aslan parçası, efe” gibi ifadeler kullanılmış ve “erkekler gibi savaşmak, erkekçe mücadele, külhanbeyce” ifadeleriyle de erkeğin gücü bir kez daha pekiştirilmiştir.

Kadın aleyhine cinsiyetçiliği en uç biçimde gösteren gruplardan biri de onu cinsel obje olarak yansıtan ifadelerdir. Vakit Gazetesi, dinci muhafazakar görüşü ile kadına cinsel kimliğini saklaması gerektiğini düşündüğü için “namus, örtünme” gibi kavramları yüceltirken, cinselliğini yansıtan kadınları sert bir biçimde eleştirmektedir. “Kadının bütün her şeyini pazarlamak”, “kadını el bezi gibi kullanmak”, “kızların vücudu ekmek kapısı”, “çırılçıplak karı-kız resmi” gibi ifadelerle kadının soyunmasını kınamaktadır. Diğer taraftan “kadınların namusu, bacıların namusu” gibi ifadelerle aslında cinsel bir obje olduğunu kabul edip ayıp olanın bunun açığa vurulması olduğunu gizlice sezdirirler.

Kadının cinselliğini aşırı önemsediğini belli eden diğer grup cinsiyetçi ifadeler ise kadını çeşitli kimliklerle yansıtarak cinsiyetçilik yaratan ifadelerdir.

Erkekle olan cinsel ilişkisine göre kadını tanımlarlar. Örneğin, “kadın-kız” ayrımı sıklıkla yapılır. Kadın kelimesi cinselliği çağrıştırır kaygısıyla kadın yerine “bacı, hanım, bayan, hanımefendi” sözcükleri tercih edilir.

Son grup ise hitap ettiği cinsiyet bakımından eril olan ifadelerdir. İçlerinde en açıkça cinsiyetçilik yansıtan gruptur bu. Çünkü diğerleri içlerinde gizli bir cinsiyetçilik ya da bir alt anlam taşırken burada hitap edilen kesim doğrudan belirtilerek kadın görmezden gelinir. Okuyucu kitlesi sadece erkeklermişçesine “beyler, ağabeylerimiz, beyefendiler” ifadeleri çekinilmeden kullanılmaktadır.

Vakit Gazetesinin kadın ve erkeği yansıtma biçimine bakıldığında feministlerin ortaya attığı cinsiyetçi dil kavramına iyi bir örnek olduğu söylenebilir. Kadın ve erkeği iki ayrı kutup olarak yansıtıp, kadını ikincil algılama geleneği bu gazetedeki köşe yazarlarınca da devam ettirilmiştir. Erkeği üstün bir yaratık olarak gördükleri dillerine de yansımıştır ve kadınla ilgili varolan basmakalıp olgulara onları pekiştirme yoluyla katkıda bulunmaktadırlar.

Yazarlar kadın ve erkek olarak ayrılarak incelendiğinde de pek farklılık göstermemektedir.

Vakit Gazetesinin her gün yazmayan 4 kadın yazarının yazılarına bakıldığında bu konuda herhangi bir özel duyarlılığa rastlanmamaktadır. Onlarda erkeklerden daha az ölçüde olsa da kadını kendine uygun görülen rolleri içinde ikincil olarak tanımlamaktadırlar. Erkek yazarlardan farklı olan ifade biçimleri; kadına hakaret etmekten kaçınmaları ve doğrudan erkeklere hitap etmemeleridir.

Bunun dışında kadın yazarlar da “kadın-kız” ayrımını yapıp, kadının namusuna dikkat etmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. Ayrıca erkeklerden farklı rolleri olduklarını ve anneliğin kadını yücelten bir yönü olduğunu sık sık vurgulamaktadırlar.

Aşağıda Vakit gazetesinde, belirtilen süreler içinde geçen cinsiyetçi ifadelerin başlıklara göre listesi verilmiştir. Bu ifadelerin kaynakları ilgili tabloların içinde gösterilmektedir ve örneğin, “0812 H.Ö” biçimindeki kaynak, ifadenin Hüseyin Öztürk tarafından 8 Aralık tarihinde kullanıldığı anlamına gelmektedir. Parantez içindeki rakamlar, ifadenin aynı metin içinde kaç kez geçtiğini belirtmektedir