Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03 Mayıs 2022, 00:15   #3
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler

b.“ Dişil Sözcükler”
Kadınların, erkeklere gönderme yapan sözcüklerin içinde görünmez hale geldikleri yetmezmiş gibi kendileri için kullanılan kelimeler de küçümseyici ya da cinsel çağrışım içeren anlamlar kazanmışlardır. “Kadın” kelimesi sözlükte “dişi cinsten erişkin insan, erkek veya adam karşıtı” olarak tanımlanmıştır.

( TDK,2002, s.515) Ama ilginç bir biçimde bir aşağılama sözcüğüymüş gibi sıklıkla kaçınılan bir sözcük olmuştur ve yerine “bayan, hanım, hanımefendi” gibi alternatifler üretilmiştir. “Kadın” sözcüğü , “erkek” sözcüğünün paralelidir ancak “erkek” sözcüğü çekinilmeden kullanılırken, “kadın” sözcüğü ayıp bir sözcükmüş gibi algılanır olmuştur.Bunun nedeni kadının bedeninin “cinsel obje” olarak algılanışıdır. “Erkek” sözcüğünde böyle bir ima yokken, “ kadın sözcüğü toplumun gözünde cinsel bir mal olarak kadın bedenini çağrıştırmaktadır.” ( Şimşek,1996,s.68)

“Kadın” kelimesi nötr bir kelimeyken , ona çağrışımlar yüklenmiş ve kullanılmasından kaçınılır olmuştur. Bunun yerine “bayan” sözcüğü sözde nezaket içerir bir biçimde kullanılır olmuştur. Böylelikle ;

Kadın yüzücü- bayan yüzücü
Kadın reyonu- bayan reyonu
Kadın öğretmen- bayan öğretmen olmuştur.

“Kadın” sözcüğünün paraleli olan “erkek” ise hiçbir başka anlam yüklemesine uğramadan kullanılabilmektedir. “Erkek yüzücüler, erkek reyonu, erkek öğretmen” gibi . Bunlara alternatif olarak “bay yüzücüler, bay reyonu, bay öğretmen” ifadeleri neredeyse hiç rastlanmayan ifadelerdir. “Kadın” kelimesinden kaçış o kadar yaygınlaşmıştır ki bu kullanıma dikkat çeken Elif Şafak , rahatsızlığını şu sözlerle dile getirmiştir:

“ Kadın kelimesinde acaba bilmediğimiz bir nahoşluk , sakıncalı bir durum mu var? Aksi takdirde bu kelimeyi telaffuz ederken niçin böyle zorlansın ki insanlar? Salt bu kelimeyi kullanmamak için hele hele yüz yüze insan ilişkilerinde telaffuz etmek durumunda kalmamak için sürüsüne bereket alternatifler üretilmiş bile. Bahsi geçen kadın görece genç ise sorun yok, “kız” kelimesi imdada yetişir. Keza yaşlı ise gene mesele değil. , “teyze , hanımnine” ya da duruma/sınıfa göre “hanfendi”, o da olmadı ağzı yaya yaya “ha-nım- e-fen-di” ne güne duruyor? Ama ya bu iki kategorinin ortaya yerine denk düşüveren o geniş sayıda kadına nasıl hitap edilecek?

Bir sıkıntı, bir rahatsızlık, bir iğretilik... Sanki “kadın” kelimesinde bilmediğimiz bir kusur, üzeri derhal örtülmesi icap eden bir ayıp varmışçasına. Sırf kadın dememek için kimi zaman “bacı”, kimi zaman “bayan” ve en çok da “ siz hanımlar!”...... Bir kadına doğrudan hitap etmek durumunda kalınca sıkılıp gereksiz bir nezaket içine giriliyor, hani sanki “siz kadınlar...” dese , beriki alınacak , “estağfurullah” demek gerekecek...” ( Şafak,2005,s. xvı)

“Kadın” kelimesine alternatif olan kelimelerden “bacı” ve “yenge” sözcükleri Türk toplumunun en özgün ifade biçimlerindendir. Bu sözcükler sözlükte şöyle tanımlanmaktadır:

Bacı: Büyük kız kardeş , abla . ( TDK,2002,s.106)
Yenge: Bir kimsenin kardeşinin, dayısının veya amcasının karısı (TDK,2002,s.1081)

Görüldüğü üzere bu sözcükler kadına ait akrabalık belirten sözcüklerdir.

Ancak yeni anlamlar kazanıp ‘kaba olmak istemeyen erkekler’ tarafından kullanılan , “kadın” anlamına gelen sözcükler olmuşlardır. “Bacı” kelimesini kullanan bir erkek karşısındaki kadına “ben sana kardeşim gözüyle bakıyorum, kadın olarak görmüyorum” mesajı vermiş olur ki bu da “aslında kadınlara cinsel bir nesne gözüyle bakılır ama benim öyle bir niyetim yok” gibi bir anlama gelir. Benzer biçimde “yenge” , erkeklerin birbirlerinin eşleri için kullandıkları bir sözcük haline gelmiştir.

Sanki tüm kadınlar cinsel bir nesnedir de ayıp olan arkadaşının eşine o gözle bakmaktır . Türkçe’de kadına gönderme yapan kelimeleri inceledikçe Türkçe’nin cinsiyetçiliği ve dolayısıyla ataerkinin hükmü su yüzüne çıkmaktadır. Kadın için kullanılan bir diğer kelime olan “kız” kelimesinin sözlük anlamı ile paraleli olan “oğlan” kelimelerini karşılaştıralım:

“Kız:
1. Dişi çocuk


2.Cinsi ilişkide bulunmamış dişi, kız oğlan kız, bakire”

( TDK,2002,s.574)

“Oğlan : Erkek çocuk” (TDK,2002,s.713)

“Kız” sözcüğünün ilk anlamı “oğlan” sözcüğüyle paralellik gösterirken, toplumsal olarak kazandığı anlam işin sorunlu kısmıdır. Erkekle olan cinsel ilişkisine öre farklı adlar alan kadına rağmen, erkek için böyle bir ayrım yoktur ve “oğlan” ya da başka bir sözcük bu ayrımı açıklamamaktadır.

“Kız” ve “kadın” sözcükleriyle türetilmiş diğer sözcük ve deyimlere gelince onlar da erkeklerin kadınlara karşı bakış açısını açıklamada önemli örnekler olmaktadırlar.

“Kızlık: 1. Kız olma durumu

2. bekaret” (TDK,2002,s.576)

“Erkeklik: 1. Erkek olma durumu

2. erkekçe davranış, yiğitlik.” ( TDK,2002,s.337)

Bu iki sözcük ilk anlamlarıyla problem oluşturmazken, ikinci yani toplumsal cinsiyetçi bakış açısıyla kazandıkları anlamlarıyla Türkçe’nin erilliğini desteklemektedirler. “Kızlık” sözcüğünün ikinci açıklaması kadınların erkeklerin
gözünde cinsel bir obje olduğu bakış açısını pekiştirip kadını küçümserken, “erkeklik” kelimesinin ikinci açıklaması tam tersi bir etkiyle erkeğe övgünün dilsel bir yansıması olmaktadır.

“Kız” kelimesi başka sözcüklerle birleşerek birkaç farklı deyimin içinde de kullanılmaktadır. Üstelik bu deyimlerin erkekler için kullanılan bir karşılığı da bulunmamaktadır.

Türkçe’de “kız almak/ vermek” ya da “kız istemek” gibi deyimler varken “ erkek almak/ vermek/ istemek” gibi deyimler yoktur. Bu deyimler iki açıdan dikkat çekmektedir. Birincisi, “kız” bir nesne gibi görülerek “alınıp verilip istenebilmekte”dir. Bu da onu mübadele edilebilir bir araç gibi göstermektedir.

İkincisi, “kız almak” vardır da “kadın almak” yoktur. Çünkü , “kız” aynı zamanda, daha önce değindiğimiz gibi, herhangi biriyle daha önceden cinsel ilişkiye girmemiş kadın anlamındadır. Burada “alınan” kişinin “namusluluğu”na da gönderme vardır.

Tabii bir de “tercih edilmeyen” yani “alınmayan” kadınlar vardır ki bunlar için de bir deyim üretilmiştir. “Kızkurusu” , evlenmemiş kadınlar için kullanılan bir sözcüktür ve bunun erkek alternatifi dilde yer almamaktadır. Erkek için toplumun gözünde , “bekar kalmasının” aşağılanacak bir tarafı yoktur.

“Kız” sözcüğüne iliştirilen “gibi” sözcüğüyle elde edilen deyim ise farklı anlamlar kazanmıştır ve bunlar da onu aşağılar biçimde kullanılmaktadır.

“Kız gibi :1. kıza benzeyen

2. çok güzel, yeni” ( TDK,s.574)

Örneğin, “kız gibi oğlan” ifadesi erkekleri küçümsemek için kullanılan bir ifadedir ve erkekler için aşağılanmanın yolu da “kız gibi olmak” tan geçmektedir.

İkinci anlamına daha çok argoda rastlıyoruz. Örneğin, “kız gibi araba” ifadesi, arabanın çok güzel, yeni ve el değmemiş oluşunu anlatır ve bu da kadının dış görünümünü ve cinselliğini çağrıştırır. “Kız gibi” ifadesinin bir başka biçimi “kadın gibi” hatta kabaca “karı gibi”dir ki bu ifadeler de kadını aşağılayan ve belli davranışları ona mal eden ifadelerdir. Örneğin, “Kadın/karı gibi gülmek”, “kadın/karı gibi yürümek” . Bunun paraleli olan “erkek gibi”, “adam gibi” ifadeleri ise ancak övgü anlatmak için kullanılmaktadır. Örneğin, “erkek gibi kadın” ifadesi bir kadın için “güçlü, becerikli, girişken” anlamlarında bir övgü belirtmektedir.

“Kadın” sözcüğüne başka sözcükler eklenerek oluşturulan ifadelerin ise “erkek” için bir paraleli yoktur ve bu ifadeler de kadın için negatif anlamlar taşımaktadır. Aşağıda bunun örnekleri yer almaktadır:

“Hayat kadını” kadını aşağılamak için kullanılan , onun cinsel bir obje olarak kullanıldığını anlatan bir ifadeyken “hayat erkeği” diye bir söz öbeği dilde yer almamaktadır.

“Kadınlar hamamı” söz öbeği ise ilk bakışta rahatsız edici değildir. Çünkü “erkekler hamamı” diye bir söz öbeği de vardır ve bunlar her iki cins için de “genel banyo mekanları”dır. Ancak , sözlükte (TDK,2002,s.515) “kadınlar hamamı” bir deyim olarak mecazi anlamıyla da yer almaktadır ve Türkçe’de cinsiyetçiliğin en uç örneklerinden biridir. Bu ifade sözlüğe , “herkesin birden konuşmasıyla çok gürültü edilen yer” olarak geçmiştir. Bu açıklama, kadınların çok fazla, çok gereksiz ve yüksek sesle konuştuğu basmakalıp düşüncesini pekiştirmektedir. Buna karşılık, “erkekler hamamı” söz öbeğinin negatif bir çağrışımı bulunmamaktadır.

“Evkadını” sözcüğü yine erkek için bir seçeneği bulunmayan bir sözcüktür. “Evle” özdeşleşen, “eve ait” kabul edilen cins kadın olarak görüldüğünden “everkeği” ifadesinin dilde yer almaması olağandır. Üstelik burada çok ilginç bir “düzeltme”nin de yarattığı başka bir cinsiyetçi ifadeyle karşı karşıya kalabiliyoruz.

Daha önce bahsettiğimiz gibi “kadın” kelimesi “kaba” gibi algılandığından, “evkadını” sözcüğü zaman zaman “evhanımı” biçiminde kullanılmaktadır ve böylelikle sözde bu “kabalık” ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Kadın için ve kadınla ilgili kullanılan ifadelere bir bütün olarak baktığımızda, bu ifadelerin negatif çağrışımlar taşıdığı ve genellikle onun cinselliğine, rollerine ve zayıflığına gönderme yaptığını sonucuna varmaktayız.

c.“Kadın” vurgusu :
“Kadın” sözcüğünü kullanırken ne kadar zorlanıldığından söz etmiştik. Bu durumun bir diğer “uç noktası” ise bu sözcüğün gereksiz bir vurgu amacıyla kullanılmasıdır. Bu sözcüğün kullanılması da kullanılmaması da bu açıdan problem oluşturmaktadır. Aslında sorun kullanmak ya da kullanmamak değil hangi amaçla kullanıldığı ya da kullanılmadığıdır. İngilizce ile ilgili örneklerde de benzer bir duruma değinmiştik. Zaten böyle bir kullanımın sözcüklerini eril ve dişil olarak ayırmayan dillerde ortak olması rastlantısal değildir. Çünkü kültür, kadını ötekileştirdikçe kadının varlığı özellikle vurgulanmaya ihtiyaç duymaktadır. Bazen, özellikle medyada, bir meslek gurubuna ait kadından söz edilirken “kadın” sözcüğünün mesleğin başına mutlaka eklendiğini görürüz.

“Pakistan’ın kadın başbakanı Türkiye ‘de” “x şirketin kadın yöneticisi....” gibi ifadelere sık sık rastlıyoruz . Aslında söz konusu başbakanın ya da yöneticinin cinsiyetiyle, anlatılan olayın bir ilgisi yoktur ama yine de kadın olduğu belirtilir. “Kadın milletvekili” ya da “kadın başbakan” sıfatları yaygın olarak kullanılırken, erkekler için cinsiyetlerini belirtmeye yönelik bir tanımlama yapmaya gerek yoktur.”

(Timisi,1996,s.43) Bunun nedeni, bu mevkilerde erkeklerin görülmesinin zaten “normal” olması ve “farklı” olanın kadın olmasıdır. Burada , bu alanlarda kadın sayısının az olduğu iması gizlidir. “Az olan” yani “öteki” olan yine belirtilmiştir.


Erkek başbakan
Erkek politikacı
Erkek pilot
Erkek yönetici

gibi ifadelere hiç rastlamamaktayız. Çünkü bu görevlerde erkeklerin bulunması “şaşılacak bir durum” ya da “az görülen bir şey” değildir. Bu nedenle ayrıca belirtmeye gerek duyulmamaktadır.

Öte yandan bazı mesleklerin önüne de “kadın” sözcüğünün eklendiğine hiç rastlamamaktayız. Örneğin,

Kadın sekreter
Kadın hemşire
Kadın bakıcı
Kadın anaokulu öğretmeni...

Bunlar da karşımıza hiç çıkmazlar . Çünkü az önceki örneklerin tam tersine, bunlar da çoğunlukla kadınların yer aldıkları görev alanlarıdır. Bu mesleklere yakından baktığımızda, bunlar zaten toplumun kadından beklediği rollerin bir devamı olan mesleklerdir. “Sekreter” olan kadın erkeğin “yardımcısı”, onun işlerini kolaylaştıran kişidir ya da “hemşire, bakıcı , anaokulu öğretmeni” olan kadın, evde de hastalarla, çocuklarla ilgilenen, onların sorumluluğunu alan kişidir. Bu nedenle bu alanlarda çalışan kadın bir anlamda evdeki işinin bir başka biçimine devam etmektedir. Bu nedenle bu meslekler “kadın mesleği” olarak görülmekte ve dolayısıyla “kadın” vurgusuyla kullanılmasına gerek kalmamaktadır.

Kendi rollerinin dışında görülen işleri kadın, yeni yeni yani erkekten çok sonra yapmaya başladığından, erkek için kullanılagelen sözcüklerin, kadın için de kullanılması gerekti. Erkekler için kullanılan kelimelere “kadın” sıfatı eklenerek, kadın yine erkek üzerinden tanımlanmış oldu ve bu da hiç rahatsızlık vermeden dildeki yerini buldu. Kadını ötekileştiren toplumlar gibi kadını dil de ötekileştirdi.

Kadınların edebiyatla ilişkisi üzerine yazısında Müge İplikçi şu sözleriyle bu tür ifadeleri eleştirmiştir:

“ Aydın olmanın, derken yazar olmanın başlı başına sorun olduğu bir ülkede kadın-yazar olmak bu işin katmerli yanı olsa gerek. Yazarlık kavramına neden cinsiyet yüklüyorsun diye soranlara, dahası bu işin cinsiyeti olur mu, insan olmak var, asıl mesele burada saklı diyenlere verilecek yanıtlar olduğunu düşünüyorum .

Hedefimin, “insanlık” statüsüne ermek (?), daha doğrusu varmak olduğunu belirtmeliyim ama bunun için ilk önce yaptığım işin cinsiyetini belirtmem gerekiyor” ( İplikçi, Müge,2002)