Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03 Mayıs 2022, 00:03   #1
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler

Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler

4.Türkçe’de Cinsiyetçilik:
Ural - Altay dil ailesine ait dillerden biri olarak Türkçe’nin dilbilgisi
açısından cinsiyetçi olmadığından söz etmiştik. Ancak diğer kültürler gibi Türk kültürü de ataerkil bir yapıya sahip olduğundan dilinin de cinsiyetçi öğelerle dolu olması kaçınılmaz olmuştur. Türk toplumu da diğer toplumlardan farksız olarak, kadını ikincil gören ataerkil yaşam biçimine sahiptir ve bu farklı açılardan dile yansımıştır. Türkçe’de eril ve dişil sözcükler ayrımı ya da kadın ve erkek için ayrı zamirler olmaması görünüş olarak dilin daha nötr olmasını sağlasa da bu cinsiyetçilikten uzak olduğu anlamına gelmez. Türkçe’nin cinsiyetçiliğinin dilin varlığını gösterdiği her alanda kullanılan ifadeler dikkatle incelendiğinde ataerkil düzenin yani erkeğin lehine olduğu göz önüne serilmektedir. Dilbilgisi cinsiyetçi olmayan bir dilin;

“İtte vefa olur, avratta vefa olmaz” biçimindeki atasözlerinden kadına güvensizliği,

“AB’nin ağabeyleri Papadopulos’u ikna etmeye çalışıyorlar”

(Yılmaz,Mehmet,Milliyet Gazetesi,2004 ) biçimindeki gazete metninden kadınları yok saydığı,“5’i kadın 10 kişi öldü” biçimindeki haber başlığından erkeği norm olarak gördüğü çıkarımına varabilmekteyiz.

Ya da Türk toplumunun kadına biçtiği rollerin bir edebiyat eserine nasıl yansıdığını görebilmekteyiz:

“Evlenmiş olsaydım, Yarabbi! Bir kadın şimdi çoktan kalkmış olurdu. Hiç olmazsa bir mangal; taze, kırmızı. Hiç olmazsa çinko bir ibrik; küflenmiş ihtiyar, kırçıl. Belki bir sahan olurdu. Dışarıda mis kokulu...” (Abasıyanık,1970,s.19)

Bu durumda Türkçe’ de cinsiyetçiliğin atasözleri, medya, edebiyat, günlük dil, argo ve küfür aracılığıyla yaygınlaşıp yeniden üretildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Türk toplumu da geleneksel erkek ve kadın davranış ve rollerini keskin hatlarla belirlemiş ve bunu dil aracılığıyla görünür ve kalıcı kılmıştır.

“Erkeklerin ağlamasının” hoş karşılanmadığı erkek egemen Türkiye toplumunda, bu eylemin kadınlara yakıştırılmasıyla, “anası ağlamak; ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.”

benzeri atasözlerinin ve deyimlerin oluşması doğaldır. (Şimşek,1996,s. 3) Türk toplumu da kültürle sözü harmanlayarak yarattığı cinsiyetçi diliyle, erkeklerin ülkesinde erkeklerin dilinin hükmetmesi geleneğini devam ettirmiştir. Bir güç aracı olan dil, erkeklerin elinde olunca kadın bu dil içinde kendini bulmaya ve erkekten bağımsız bir kimlik oluşturmakta zorlanmaktadır.