Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02 Mayıs 2022, 21:48   #2
Çevrimdışı
Leydihan
Avatarsız Forumel Üyesi
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Varsayılan Cevap: Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler


GİRİŞ:
En önemli iletişim aracı olarak dil, toplumların varlığının vazgeçilmez unsurlarından biridir. İnsanların dünyayı algılamasında ve değerlendirmesinde, kültürlerin, ideolojilerin aktarılmasında en büyük güçtür dil. Bu yüzden dil toplumsal çalışmalarda asla göz ardı edilebilecek bir konu değildir.

Feministler de dilin cinsiyetçilik çalışmalarındaki önemine dikkat çekmişler ve dil ve feminizm alanlarını bir araya getirerek dil meselesini feminizm çalışmalarında çok merkezi bir yere koymuşlardır. Bunun altında dilin ve davranışların birbirini sürekli olarak etkilemesi yatar. Bir başka deyişle, düşüncelerimizin ve dünyayı algılayışımızın dille şekillenmesi yatar. Bu; sürekli, değişmez bir süreçtir.

Düşüncelerimiz, davranışlarımız, gerçekliklerimiz dilin oluşumunu etkilerken, aynı zamanda, dil de yeni düşünce ve gerçekliklerin üretilmesine katkıda bulunur. Kültür ve dil birbirinden sürekli etkilenen ve ayrı düşünülemez iki olgu olduğuna göre, cinsiyetlerle ilgili yeni gerçeklerin oluşumuna ya da varolanların yeniden üretimine sebep olur. Dil ve kültür arasındaki bu ilgi oldukça açıktır. Bir toplumun dili incelenerek de, büyük oranda, cinsiyetlere bakışları, onlara biçtikleri roller, güç dağılımı ve toplumun önyargıları gözlenebilmektedir. Örneğin, deyimler bu anlamda önemli bir ipucu ve kaynak oluşturmaktadır. Çok eskilerden beri toplumların farklı cinsiyetleri koydukları yerler deyimlerde açıkça görülebilir. “Kız almak/ kız vermek” deyimleri Türk toplumunda kadını sahip olunan bir nesne gibi gösterirken, “karı gibi ağlamak” deyimi ise kadının zayıflığına işaret eder. Bu ve benzeri sözlerin yıllar boyu söylenip gelmesi de bu rollerin ve algıların yeniden üretimini sağlar.

Feministler bu ilişki nedeniyle “dilde cinsiyetçilik” kavramını sorgulamışlar ve dillerin erkek egemen bir biçimi olduğuna dikkat çekmişlerdir. Cinsiyetçi dili; cinsler arasında ilgisiz ve adaletsiz ayrımcılık yapan ifadeler olarak tanımlamışlar. Böyle bir dilin cinslerden birini (kadını) dışladığını ileri sürmüşlerdir. Her dilin kaynakları farklı söylemler yaratılmasına olanak sağlar ki bu da bu dili kullananların ideolojilerini yansıtıp güçlendirir.

(Singh,1999,s.33) Bir anlamda her ideoloji kendi dili üzerinden üretilir. Sosyal olarak güçlü olan gruplar dili
ideolojilerini benimsetmek amacıyla kullanabilirler. Böyle düşününce feministlerin dil üzerindeki incelemeleri ve hassasiyeti çok anlamlı bir hal almaktadır. Dilde kadının aleyhine bir egemenlik olduğunu öne süren feministlere göre; dil ,üzerindeki erkek egemenliği sadece düşünceyi değil gerçekliği de biçimlendirmektedir.

Dilde varolan erkek egemenliğinin, kadının toplumsal olarak ikincilliğini pekiştirdiği ve bunu sürekli yeniden ürettiği gözlenir. Çünkü, bu cinsiyetçi dil kullanımı; atasözleri, argo, günlük dil ve medya aracılığıyla oldukça yaygındır. Kullanılan bu eril dil, genellikle kadını ve onun cinselliğini aşağılayıcı, kadını zorunlu rollere iten ve saldırgan bir dildir. Çünkü, varolan dil sistemi kadının kendi dünya görüşünü ve hatta kendini ifade etme biçimine engeldir. Eril dil, erkeği norm olarak alır ve bu da kadını görünmez kılar. Buradan tüm dünyanın gerçekliğinin erkekler üzerinden kurulduğu anlamı çıkar. Dilde yerini bulamayan kadının kimlik oluşumu ve öznelliği olumsuz etkilenir ve böylelikle kadının kimliği erkeğin kimliğine ilintili olarak var olur.

Bu gözlemler ve bilgiler ışığında bazı feministler, (radikal feminist MaryDaly gibi) “dilin radikal bir biçimde yıkılması yada yapısının çözülmesini”(Donovan,2001,s.290) önerecek kadar bu meseleyi ciddiye almışlardır.

Onlara göre yeni bir gerçeklik yaratmak için yeni terimler, yeni kelimeler üzerinde durmak ve dili nötr bir hale getirmek gerekmektedir. Bu, uzun ve yorucu bir süreç gerektirecekse de feministler bu konuya dikkat çekip duyarlılık yaratarak en önemli adımı atmışlardır.

Bu artalan ışında bakıldığında dünya dilleri kültürleriyle doğru orantılı olarak cinsiyetçiliği yansıtmaktadırlar. Dilde cinsiyetçilik iki biçimde varlık gösterebilir.

Birincisi, dilin kendi sisteminin cinsiyetçi olması (sözcükleri eril-dişil olarak ayıran dillerde olduğu gibi); ikincisi,dili kullanış biçimimizin cinsiyetçi olmasıdır.

(anlamsal açıdan cinsiyet yüklenmiş dillerde olduğu gibi) (Wareing,Akt.Singh,1999,s.77) Tezimizde Türkçe’nin hangi grupta yer aldığı incelenerek “toplumsal cinsiyet” ile “Türkçe” arasındaki ilişki göz önüne serilecektir.