|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Cevap: Kişiliğin Oluşmasında Kültürel Etmenler
Benedict'in, Mead'in, Malinowski'nin ve Cohen'in verdikleri kültürel farkı gösteren örnekler bizim çağdaş toplumlardaki ergenlik çağı sorunlarını daha iyi anlamamıza yol açmıştır. Burada biz ergenlik çağı ile 1. Buluğ öncesi, 2. Buluğ, 3. Bu çağın etkilerinin devam ettiği dev reyi ele alıyoruz. Ergenlik devrinde ergenin ruhsal, bedensel ve zihinsel gelişimi oluşurken kültürel etmenleretkieder.Birey-kültür ilişkisine etki eden kültür unsurları çok yönlüdür. Bu çok yönlü etkileri birtakım ınıflamalar halinde toplayabiliriz. Şöyleki ,
1- Beden gelişmesi bakımından hızlı gelişme çağıdır. Yapılan araştırmalar göstermiştirki bedensel gelişme bakımından kronolojik bir yaş sıralamasını elealamayız. Bu devre demetabolizma değişikliği, beslenme gücü ve zihin gücü fizyolojik gelişme ile birlikte gelişir ve değişir.
2- Bu değişmedeki etmenlerden biride kalıtımdır. Kalıtım yoluyla esas buluğ çağı ile ilgili hususlar b u bölüme geçer. Erken buluğa eren annelerin kızlarının da erken, geç buluğa eren annelerin kızlarının da geç buluğa ermesigibi.
3- Bunların yanısıra buluğ çağında beden gelişmesini etkileyen kültürel etmenlerdir. Beslenme kültürel bir etmendir. Her kültürde farklı olduğu gibi aynı kültür içinde de farklılıklar gösterir.
Yemeklerin hazırlanma tarzları, gencin protein ve kalsiyum ihtiyacının karşdanması toplumdan topluma değişiklik gösterir.
Beslenme kültür ve gelişim arasında üçlü bir bağlantı vardır. Bedenin biçimlenmesi bakımından da kültürel etmenlere etkilidir. Eski Çin'de ayağın küçük olması bir güzelliktir ve bu toplumun kültür değeridir. Kültürlere özgü olan etmenler, sağlık ve güzelliğe ilişkin olan etmenler beden gelişmesinde önemlidir.
Kültür etmenini ergenin duygusal hayatına etki eden etmen olarakdaalabiliriz. Ergenlik çağında duygusallığı etkileyen etmenler hakkında iki görüş vardır.
a) Ergenlikle ilgili gelişmeyi cinsiyete bağlayan görüş ile,
b) Duygusal hayatı kamçılayan etmen olarak hormonlara yer vermekle birlikte, buluğ sonrasında da görülen kültürel etmenleri ele almamız gereğini savunan görüştür.
Ergenliğin fırtınalı durumunun açıklanmasında sosyo-kültürel etmenler, çatışan ve değişen değerler olarak görülmelidir.
Değerler sistemi birinci derecede gaye sistemi olduğundan değerler sistemize değerlendiğinde bireylere etki eder.
Markiz adalarında, Fransızların işgali sırasında kadınların doğurganlıklarını birsüre için kaybetmelelerinin nedeni çatışan değişen etmenlerdir.
Ergenin içinde bulunduğu topluma uyumu ancak ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Bazı kültür değerlerinin amacına varması için bu ihtiyacın karşılanması gerekir. Söz konusu uyum ergenin yetişkin yıllarındaki başarılarını da etkiler. Birey ait olduğu kültürde ilişkilerini aşağıda sayacağımız üç temele dayandırmaktadır.
I - Birey topluma karşı davranışım o toplum içindeki bireylerden öğrenir.
I I - Bireyin öğrenimi ancak bir toplumsal kuruma katılmak su retiyle olur.
I I I - Ergenin toplumdaki bireylerle ilişkisinin mahiyeti içinde yaşadığı k ültürün tahlili ve katıldığı grubun toplumsal hayata nasıl katıldığınınaraştırılmasıdır. Birey girdiği topluma paylaştığı kültüre aile yolu ile katılmaktadır. Aile ergene kültürü öğretmek, öğretilecek şeyi çevreden seçmek, yorumunu yapmak ve sonucu değerlendirmekle görevlidir, işte çocukluk çağından başlayarak aile seçici ve değerlen dirici bir yol izleyerek çocukta kişisel ve toplumsal davranışlarla ilgili değerler duygusunun gelişmesine yol açmış olur.
Kişilik bireyin karakteristik özelliklerinin birleşik bir sistemi ol duğuna göre kişiliği tayin eden etmenler nelerdir? Kişiliği tayineden etmenleri Kimbel Young üçe ayırır:
1- Kişilik yapısının karakteristik yönleri, görünüş, ağırlık ve yapı,
2- Kişinin içinde yaşadığı kültür,
3- Kişinin olağanüstü deneyimleridir. Bu üç kategori biçiminde ayırdığımız etmenlerin tüm üç kişiliği oluşturur.
1- Kişiliği doğrudan doğruya etkileyen morfolojik karakter, fi ziksel görünüş, ağırlık ve yapıdır. Cüce ile devin dış görünüşleri aynı değildir. Ancak her ikisindeki fiziksel farklılığa karşın, bu fiziksel durumun kültürel ve sosyal bakımdan değerlendirilmesi, mânâlandırılması içinde bulunduğu kültür tarafından yapılır ve her kültürde fark lıdır. Burada bizlerle Trobriand'lıları karşılaştıralım. Bizde yeni doğan çocuk ana ya da babasına benzetilir. Bu benzetmeler o kişinin kişiliğinin oluşmasında r o l oynar. Benzetilen kişinin kişiliği çocuğa empoze edilir. Trobriand Adası yerlilerinde çocuğun ana tarafına benzemediği inancı hakimdir. Buda çocukların babaya benzediğine inanılır. Baba kişiliği fiziksel yönden çocuğa empoze edilir Malinowski, bu yerlilerde erkek kardeşlerin fiziksel karakter bakımından asla birbirine benzemediğine inanıldığına işaret ederek, "kardeşler için birbirine ne kadar benziyor denilirse bu kaba bir davranış olarak nitelendirilir" der. Bizde kızıl saçlıların çabuk kızdığı, sarışınların da inatçı oldukları inancı vardır. Bunun ne ölçüde geçerli olduğu şüphelidir. Dış görünüş ile kişilik arasında belli bir bağ kurulamaz.
2- Herhangi bir kültürde normal olarak nitelendirilen davranışı o toplumun kültürü tayin eder.
3- Bireyin yaşamındaki özel deneyimleri ise o toplumun kültürünün bireye tanıdığı sınırlara bağlıdır yani kültürün bütün bölümleri her insana açık değildir. Belirli sosyal statüsü olan insanların, toplum da birtakım deneyimler kazanma şansları birbirinden farklıdır. Hatta aynı statüdeki bireylerin bile deneyimleri aynı değildir. Kültür , bütün insanların deneyimlerini karakterize etmek suretiyle kişiliği standart hale getirmeye yönelir. Bütün toplumlarda buna özenilir. Bu özeniş her kültür için farklıdır. Hayatta farklı deneyimler o kadar çoktur ki , herhangi bir kültür için kişilik standardizasyonu gerçekleştirilemez.
Şimdiye değin söylediklerimizi özetlersek: Kişilik geniş ölçüde bir öğrenim ürünüdür. Öyleyse, bireyi kendi kültürünün bir parçası haline getiren bir süreç olan enkültürasyon (enculturation) ise eğitim, öğretim yoluyla oluşan bir süreçtir. Eğitim ise antropolojik anlamda, bireyin içine doğduğu toplumda doğuştan bu yana bütün hayatı, boyunca az ya da çok devam eder. işte eğitim aracılığı iledir ki , birey kendi kültürünün tarzlarını öğrenir, kendi kültürüne katdmış olur.
Aynı zamanda bir temel kişilik kazanır ki bu akli melekeler, algılamalar,düşünceler alışkanlıklar ve şartlanmış heyecana dayalı cevâplarıh karmaşık bir kalıbıdır. Böylece kişüik kısmen kalıtım yolu ile kontrol edi len yeteneklerde, kısmen de bireyin hayatı boyunca yüklendiği bir çok statü ve rollerde ve kısmen de ilgili kültürde ona verilen eğitim sonucu oluşur. Görülüyor ki eğitimle toplum arasındaki bağlantının temel nedeni, biçim ve koşullardaki farklılaşmaya karşın bütün toplumlar daki eğitilmek ve öğretilmek zorunluğunun duyulmasıdır.
Öte yandan, bir insanı içinde bulunduğu toplumun ve kültürün bir üyesi haline getiren süreç, "her insan doğasının yoğurulmasıdır.
Bu yoğurulma işi ise öğrenme aracılığı ile gerçekleşir. Başka bir deyiş le bu süreç insanın öğrenim yolu ile sonradan kazanmış olduğu birtakım davranışların dahil olduğu yoğurulma işidir". Kısacası, kişilik geniş ölçüde bir öğrenim ürünüdür. Bunda değerler sisteminin yani kültürün büyük payı olduğu açıktır. Çünkü öğrenimin bir çoğu da ilgili kültür tarafından tayin ve kontrol edilmektedir.
|